
Günümüz insanı belki tarihin en konforlu dönemlerinden birini yaşıyor. Evler sıcak, ulaşım kolay, ekranlar elimizin altında… Fakat bütün bu konforun ortasında insan bedeni sessizce bir şey kaybediyor: güneşle kurduğu bağı.
Sabah güneşi görmeden işe gidiliyor, gün floresan ışıkların altında geçiyor, akşam ise ekran ışıkları arasında tamamlanıyor. İnsan artık gökyüzüne bakmadan gün bitirebiliyor. Bunun bedeli ise çoğu zaman “sebepsiz yorgunluk” olarak geri dönüyor.
Bugün Türkiye’de milyonlarca insanda görülen Vitamin D Deficiency yalnızca tıbbi bir mesele değil; aynı zamanda modern yaşam biçiminin insan fıtratından uzaklaşmasının da bir sonucu olarak değerlendiriliyor.

D vitamini teknik olarak bir vitaminden çok hormon benzeri çalışan hayati bir maddedir.
Vücudumuzun;
doğrudan etkiler.
En önemli kaynak ise güneştir.
İnsan bedeni güneş ışığıyla temas ettiğinde deri üzerinden doğal olarak D vitamini üretir. Yani Allah insan bedenini gökyüzüyle bağlantılı yaratmıştır. İnsan sadece yiyerek değil, güneşle temas ederek de güç kazanır.

Birçok insan artık şunları sıradan sanıyor:
Oysa bunlar bazen Vitamin D Deficiency belirtisi olabiliyor.
Modern insan çoğu zaman ruhunun yorulduğunu düşünüyor ama bazen beden “güneş görmüyorum” diye alarm veriyor.
Eskiden insanlar toprağa, sokağa, güneşe daha yakındı.
Bugün ise:
insanı tabiattan koparıyor.
İnsanlığın büyük kısmı artık gün ışığını camın arkasından görüyor. Oysa camdan gelen ışık, bedenin D vitamini üretmesi için yeterli olmuyor.
Bu yüzden modern çağda insanlar kalabalıklar içinde ama enerjisiz, konfor içinde ama yorgun yaşıyor.
Eskiden çocukların hayatı sokakta geçerdi. Bugün ise tablet başında geçen saatler arttı.
Bu durum yalnızca sosyal değil, fiziksel sonuçlar da doğuruyor.
Uzmanlara göre çocuklarda görülen:
D vitamini eksikliğiyle ilişkili olabiliyor.
Yani mesele yalnızca “güneşte biraz dolaşmak” değil; sağlıklı nesiller yetiştirebilmek.
Burada önemli bir denge de var.
İnsanlar bazen bilinçsizce yüksek doz D vitamini kullanabiliyor. Oysa her eksiklik kulaktan dolma yöntemlerle giderilmez.
En doğrusu:
Çünkü İslam’ın da öğrettiği temel ölçülerden biri dengedir. Ne ihmal ne aşırılık…
Kur’an’da güneş yalnızca astronomik bir varlık olarak anlatılmaz. O aynı zamanda Allah’ın ayetlerinden biridir.
İnsan çoğu zaman güneşi sıradanlaştırıyor çünkü her gün görüyor.
Oysa bir sabah güneş doğmasa hayat durur.
Bir ışık düşünün ki:
Bu nedenle güneşin varlığı yalnızca fizik değil, aynı zamanda tefekkür meselesidir.
Allah insanı öyle bir düzen içinde yaratmıştır ki beden bile gökyüzüyle irtibat halinde çalışıyor.
Belki de mesele yalnızca D vitamini değildir.
Belki modern insan:
unutmaya başladı.
Ve insan fıtratından uzaklaştıkça hem ruh hem beden yoruluyor.
İslam insanı tabiattan koparan değil, kainatla yeniden buluşturan bir bakış sunar.
Namaz vakitlerinin bile güneş hareketlerine göre şekillenmesi aslında insana gökyüzünü yeniden hatırlatır.
Çünkü göğe bakan insan sadece ışığı değil, nimeti de görür.
Bugün milyonlarca insan enerji içeceği arıyor ama belki önce güneşe çıkması gerekiyor.
D vitamini eksikliği modern çağın sessiz hastalıklarından biri haline geldi.
Fakat bu mesele bize aynı zamanda şunu da hatırlatıyor:
İnsan, Allah’ın kurduğu tabii düzenin içinde yaşadığında daha güçlüdür.
Güneş sadece gökyüzündeki bir yıldız değil;
aynı zamanda Rabbimizin insanlığa sunduğu büyük nimetlerden biridir.
İSLAMİ HABER “MİRAT”