
Hac ibadeti, ihramlanma, Arafat’ta vakfe, Mina’da şeytan sembollerini taşlama ve Kâbe’yi tavaf gibi menasiklerden oluşur. Bu görevler arasında Arafat Vakfesi, Arefe günü güneşin doğuşu ile batışı arasında yapılması gereken tek hac görevidir.
Şevval ve Zilkade aylarıyla Zilhicce’nin ilk dokuz günü ihrama girilebilse de Arafat’ta vakfe ancak Zilhicce’nin 9. gününde yapılabilir. Bu durum, Hz. Peygamber’in uygulamasıdır ve bu uygulamanın Kıyamet Günü’ne kadar geçerli olacağını kesin bir dille açıklamasıyla sabittir [1].
Kur’an’ın Arafat’tan Müzdelife’ye ve Müzdelife’den Mina’ya inişi (topluca sel gibi akış) ile ifadelendirmesi ve bütün muvahhid insanları kucaklayıcı birlikteliğin ve hacdan beklenen faydaların ancak belirli günlerde bir araya gelmekle sağlanabileceği hakikati, ayrıca Arafat’tan geçerek Müzdelife gecesi sabah namazına yetişemeyen kişinin hacca yetişememiş olacağının Peygamberimiz tarafından açıklanması [2], Arafat Vakfesi’nin Zilhicce’nin dokuzunda, yani Arefe günü yapılması gereğini kanıtlamaktadır.
Kur’an-ı Kerîm’de hacda kurban kesim günleri olarak zikredilen Eyyam-ı Malûmat’ın ve Allah’ın anılacağı günler olan Eyyam-ı Madûdat’ın Zilhicce’nin onuncu günü başlayan Kurban Bayramı günleri içinde yer alması da Arafat Vakfesi’nin Zilhicce’nin dokuzuncu günü yapılması gereğine işaret etmektedir [3]. Haram aylarda savaşı meşrulaştırmak ve haccı uygun mevsimlerde yaparak ticarî kazançları çoğaltmak için ayların sırasıyla oynayıp sayılarını artırıp eksiltmek şeklindeki uygulamanın Kur’an’ın Tevbe Sûresinin 36-37. âyetleriyle haram kılınışı da bu gerçeği doğrulamaktadır.
Sevgili Peygamberimiz Veda Haccı uygulaması ve aşağıda sunulacak Mina hitabesi de Arafat Vakfesi’nin Zilhicce’nin 9. günü yapılması gerçeğini pekiştirmektedir.
Veda Haccı’nda bulunan Sahabî Ebû Bekre şöyle anlatıyor:
Kurban Bayramı’nın birinci ve de Kurban kesim günü olan Yevmün-Nahir’de, yuları bir kişi tarafından tutulan devesi üzerindeyken Allah’ın elçisi Hz. Muhammed (s.a.) bize hitab buyurdu. (Mesajları üzerine yoğunlaşmamız için bize sorular da yönelttiği konuşmasına şöylece başladı.)
Saldırmazlık örfünün hakim olduğu Haram Aylar’da savaşı meşrulaştırmak ve Haccı uygun mevsimlerde yaparak ticarî kazançları çoğaltmak için ayların sırası ile oynayıp sayılarını artırıp eksiltmek şeklindeki uygulamalar Kurân’la (Tevbe 36-37) yasaklandığından artık zaman Allah’ın gökleri ve yeri yarattığı dönemdeki yapısına büründü, aylar tabii sırasına girdi.
Sene on iki aydır. Art arda gelen Zül-Ka’de, Zül-Hicce, Muharrem ile Cumada-Şaban arasındaki Recep ayından oluşan dört ay (saldırmazlık örfünün oluştuğu ve taraf-ı ilahîden onaylandığı) haram aylardır.
(Şimdi size soruyorum.)
-Bu, hangi aydır?
Allah ve O’nun elçisi daha iyi bilir, dedik. Sükut etti. İsminin dışında bir adla isimlendireceğini zannettik ki, Zül-Hicce değil midir, dedi. Biz de onayladık. Ardından,
-Bu hangi kenttir? sorusunu yöneltti:
Allah ve elçisi daha iyi bilir, dedik. Sustu. Adının dışındaki bir isimle adlandıracağını sandık ki, dokunulmaz saygın kent Mekke değil midir, dedi. Evet, öyledir dedik. Bu defa:
-Bu hangi gündür? diyerek sordu.
Allah ve Elçisi daha iyi bilir, dedik, yine sustu. Biz de isminden başka bir isimle isimlendireceği zannına kapıldık ki Yevmün-Nahir (Kurban kesimi günü) değil midir, dedi. Biz de doğruladık. (Yönelttiği sorulardan sonra Allah’ın Elçisi Hz. Muhammed asıl vermek istedikleri mesaja geçerek) şöyle buyurdu;
-Bu ayınızın, bu kentinizin ve bu gününüzün haramlığı (dokunulmazlığı/saygınlığı) gibi canlarımız ve mallarımız da Rabbinize kavuşacağınız ölüm günü/kıyamet gününe kadar birbirinize haramdır.
Dikkatlerinizi çekerek soruyorum. Can ve mal dokunulmazlığı ile ilgili gerçeği size tebliğ ettim/ilettim mi?
Sahâbîler tarafından, “evet tebliğ edip ilettin”, denilince, “Şahit ol Allah’ım!” diyerek Rabbini tanık tuttu.
Sonra da konuşmasını şöylece sürdürdü;
-Burada bulunan bulunmayana iletsin. Zira kendisine ileten bizzat dinleyenden daha iyi kavrayabilir. Ama benden sonra birbirinizin boyunlarını vuracak şekilde kâfirliğe dönüş yapmayın.
Yukarıda açıklanan bütün bu sebeplerle Arafat Vakfesinin ve onu takip edecek diğer hac görevlerinin üç veya daha fazla aya yayılması şeklindeki görüş Kur’ân ve Sünnet dışıdır. Ancak Arafat Vakfesinin Zilhicce’nin dokuzunda yapılması şartıyla İhrama Şevval veya Zilka’de aylarında ya da Zilhicce’nin ilk 9 gününde girilebileceği hususu hiç şüphesiz Kur’ân’ın onayladığı bir hakikattir.
[1] Buhârî Tevhid 24, Hn.7447
[2] Nesâi 5/263-4
[3] Bakara 203, Hac 28