
Hadd ve Ta’zîr
Cinsel suçların cezalarını tek tek açıklamaya başlamadan önce, açıklamalarda sık sık geçecek olan “hadd” ve “ta’zîr” terimlerini açıklamakta yarar ve de zarûret görüyoruz.
İslâm Cezâ Hukûku’nda, İslâm Dînî’nden çıkmak, insan öldürmek, zinâ, zinâ iftirası, hırsızlık, (içki içmek), yol kesmek ve meşrû İslâmî toplum düzenine başkaldırmak gibi suçların cezaları belirlidir. Kur’ân ve Sünnet’in belirlediği bu cezalara hadd denir. Hadd cezaları değiştirilemez vasıfta olup, İslâm’ı ve mü’minleri bağlar.
Hâkim kararına dayalı hadd cezaları, İslâmi yönetimler tarafından dahi affedilemez. Ancak hadd ve aşağıda açıklanacak tazîre konu suçlarıngünahların cezalarının ilk defa işlenmiş olmaları durumunda tövbe ile düşebileceği, bazı İslâm bilginleri tarafından ileri sürülmektedir.
Cezaları ve keffâretleri Kur’ân ve Sünnet’le belirlenmemiş bulunan suçlara uygulanacak cezalara da ta’zîr adı verilir.
Ta’zîr cezâları uyarı, dövme, hapis, sürgün, memuriyetten azil, para cezası ve bazı bilginlerin katılmadığımız görüşlerine göre ölüm gibi pek çok çeşide ayrılır. Ta’zîr cezalarını takdîr, tesbît, değiştirme, ilân ve infaz yetkisi İslâm Devleti Başkanı (Halife‐i Müslimin)nın, yetkili yöneticilerin ve hâkimlerindir.Ta’zîr suçlarında aracılık ve af geçerlidir.
Çocuk tarafından işlenen bazı suçların uyarı ve hafif dövme şeklindeki ta’zîr cezaları babası tarafından belirlenebilir. Ayrıca âdet hali ve hastalık gibi dînî ve tıbbî bir mâzereti olmaksızın kadınlık görevlerini yapmaktan kaçınan ve zinâ şüphesi doğurucu ilişkiler kuran kadına verilebilecek uyarı, baskı ve onuru sarsıcı hafifçe dövme şeklindeki ta’zîr cezaları da koca tarafından takdîr ve tatbîk olunabilir.
Zinâ Suçlaması/İftirası (Kazif) Cezası
Rabbimiz Kur’ân’da zinânın, Allah’a ortak koşmak ve insan öldürmekten sonra gelen en büyük günah olduğuna işaret buyurmaktadır.[1]
‐ Allah şanını artırsın‐ Sevgili Peygamberimiz de “Zinâdan uzak mı uzak olan Müslüman kadınlara zinâ iftira etmeyi,” helâk edici yedi büyük günahtan biri olduğunu açıklamaktadır.[2]
Anlaşılacağı üzere zinâ, azîm bir günah ve suç olduğu gibi kadın veya erkek bir kişiye zinâ iftira etmek; onu zinâcı olarak vasıflandırmak da cezayı gerektirir büyük bir suç ve günahtır.
Bu sebeble zinâ ile suçlayıp, sonra da bunu dört şâhitle ispatlayamayan kişi, günahkâr suçlu olarak cezalandırılır.Nûr Sûresi’nin dördüncü ve beşinci âyetleri ilgili cezayı şöylece açıklar:
“Muhsanâta/Namuslu kadınlara zinâ suçlamasında bulunup da, sonra bu iddialarını doğrulayacak dört şâhit bulup getiremeyenlere seksen celde/sopa vurun. Onların şâhidliklerini de asla kabul etmeyin. İşte onlar, Allah’a itâat etmez ve insana saygı duymaz adamların ta kendileridir. Ancak yaptıkları iftiradan sonra tövbe edip kendilerini düzeltenlerin şâhidliklerini kabul edebilirsiniz. Çünkü Allah, çok çok bağışlayandır ve pek çok merhamet edendir.”[3]
İslâm Hukûku’nda bir kimseye, ayıplamak veya cezaya uğratarak mağdûr etmek maksadıyla zinâ isnad etmek/zinâ ile suçlamak suçunun hukûkî adı “Kazif”dir. “Kazif” suçunun seksen celdeden ve yargıda şâhidliğin red olunmasından ibâret olan cezasına da Hadd‐i Kazif denir.[4]
İslâmî yönetim altında bulunan bir ülkede akıllı, ergenliğe ermiş, irâde hürriyetine sâhip bulunan bir kişi; akıllı, ergin, ve zinâdan uzak Müslüman veya Ehl‐i Kitab bir kişiye zinâ suçunu isnad eder, sonra da bu isnadını dört şâhitle isbat edemezse, ona seksen sopa vurulur.[5]
Mahkemelerde şâhitliği kabul olunmaz.
Bu cezanın amacı insanların onurunu ve toplum düzenini korumaktır.
Eğer zinâ isnad edilen kişi cinsel ilişkide bulanamayacak derecede cinsel kusurlarla illetli ise veya bir defa da olsa zinâ yapmış ve kendisine zinâ cezası uygulanmışsa, o kişiye, zinâ suçu atılmasından ötürü yukarıda açıklanan ceza uygulanamaz.
Hanefî mezhebi müctehidlerine göre Kazif dâvası hâkime intikal ettikten sonra düşmez ve düşürülemez. Cezanın infazı gerekir.
Mâlikî ve Şâfiî mezhebi hukûkçularına göre hadd‐i kazifin infazı kendisine zinâ isnad edilen kişinin talebine bağlıdır. Eğer affederse ceza düşer.[6]
Kazif cezası infaz edilirken; başa, yüze ve cinsel organlara vurulmaz. Ceza yaralayacak şekilde değil, elem verecek şekilde uygulanır.
Anlamları sunulan ilgili âyetlerden ve açıklamalarımızdan anlaşılacağı üzere kazif cezasının bir bölümü de bu suçu işleyenlerin şâhitliklerinin kabul edilmemesidir. Âyetler üzerindeki yorum farklılıkları sebebiyle Hanefî mezhebi müctehidleri, kazif suçunu işleyenlerin ölünceye kadar şâhitliklerinin kabul olunmayacağı görüşündedirler.
Diğer üç büyük mezheb bilginleri ise, tövbe edip kendilerini ıslah etmeleri/düzeltmeleri halinde şâhitliklerinin kabul olunacağı ictihadında bulunmuşlardır.
Konuyu bitirmeden öneminden ötürü burada bir noktaya daha işaret etmek isteriz:
Genel olarak kişilerin zinâ yapıp yapmadığını araştırmak Kur’ân’ın yasakladığı Tecessüs olarak haramdır. (Hucurat 12) Bu sebeple zinâ isnadı ve onun dört şâhitle isbatı, zinânın toplumda alenî olarak yapılması durumunda mümkündür.Tepki verilmediği ve yargıya gidilmediği için zinânın alenî olarak yapılabilmesi, insanlık için utanç verici bir ahlâkî çöküş olsa gerektir.
(Devam EDdecek)
İSLAMİ HABER “MİRAT”
DİP NOTLAR
[1] Furkan 68.
[2] Buharî Vesâya 23.
[3] Nûr 4, 5.
[4] Bazı İslâm hukûkçularına göre, kişinin homoseksüellikle suçlaması da Kazif’tir ve Kazif cezasını gerektirir.Bk Mevdûdi Tefhîmül‐Kur’ân Nûr 4, (3/436)
[5] Ehl‐i Kitab da Muhsanât Olabilir:
Allah, Müslüman hür kadınlar yanı sıra evlenilecek Ehl‐i Kitap kadınların ve (Müslüman) esîr veya zulmedilerek köleleştirilmiş esîr kadınlar olan câriyelerin Muhsanât/namuslu kadınlar olması şartını getirmekte, böylece onların da namuslu olabileceklerini açıklamaktadır. (Nisâ 4/25, Mâide 5/5) Rabbimiz, Nûr sûresinin 4.âyetiyle de ayırım yapmaksızın Muhsanât’a zinâ iftirasından söz etmektedir. Bu ölçülere göre geleneksel fıkhımızın kabulünün aksine, Muhsanât olan Ehl‐i Kitap (Yahûdî‐Hıristiyan) kadınlara ve câriyelere isnad edilip de dört şâhidle kanıtlanamayan zinâ iftirasına da, zinâ iftirası cezası uygulanması gereği açıktır. (Geleneksel fıkhımız için bak. İslâm Fıkhı Ansiklopedisi 7/375; Tefsîr‐u Âyâtil‐Ahkâm M.Ali el‐Sayis ve arkadaşları 3/232.)
[6] Geniş bilgi için bak İslâm Fıkhı Ansiklopedisi 7/367 ve devamı.