islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
32,2847
EURO
34,9009
ALTIN
2.391,68
BIST
10.391,89
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Hafif Yağmurlu
30°C
İstanbul
30°C
Hafif Yağmurlu
Cuma Hafif Yağmurlu
26°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
28°C
Pazar Az Bulutlu
30°C
Pazartesi Az Bulutlu
29°C

HASEKİ EĞİTİM MERKEZİ BİRİNCİ DÖNEM İHTİSAS KURSU

HASEKİ EĞİTİM MERKEZİ BİRİNCİ DÖNEM İHTİSAS KURSU
9 Ağustos 2023 10:00
A+
A-

Diyanet Haseki Eğitim Merkezi İçin Duyuru Yapmıştı

1975 yılı 1 Temmuz- 31 Ekim arası, kısa süreli askerliğimiz Isparta 40. Piyade Alayı’nda geçti.

Biz askerliğimizi yapar ve bitiş günlerimizi beklerken Dr. Lütfi Doğan başkanlığında ki Diyanet İşleri Başkanlığımız İstanbul’da, görevdeki üniversite mezunu görevlilere yönelik iki buçuk yıl sürecek Haseki Eğitim Merkezi Birinci Dönem Hizmet İçi Eğitim Kursu için duyuru yapmıştı. Bizimle beraber askerlik yapan ve kursa katılacak olan Mustafa Akgül’ün anlatımına göre o, duyurudan haberdar olmuş bana ve Sultanahmet camii İmam-Hatibi Emrullah Hatiboğlu’na da haber vermişti. Arapça konuşup yazamamanın ezikliği içinde olan ben, eksikliğimi giderebilecek imkânlara kavuşabileceğim için bu habere pek mesrur olmuştum.

Askerlik dönüşü, süresi içinde başvurumu yaptım. Giriş imtihanı yapılıp yapılmadığını hatırlayamadım. Mustafa Akgül ve Osman Ekici gibi arkadaşların anımsadığına göre, İl Müftüsü olan arkadaşların dışındakiler için imtihan yapılmıştı. Ali Rıza Temel kardeşimize göre de 700 başvuru olmuştu.

Kurs belgemizdeki başlangıç tarihine göre 20 Ocak 1976’ da Ali Yakup Cenkciler Hocamızın yaptığı açılış dersiyle kursumuza başladık.

Hatıraları yazmaya başlarken Haseki Eğitim Merkezi Müdürlüğü’nden aldığım kursiyer listesinde 49 kişinin adı var. Bunlar, muhtemelen isteğiyle ayrılan veya üç ayda bir yapılan imtihan sonucu başarısızlığı sebebiyle çıkarılan arkadaşlarımızın dışında kalan kardeşlerimizin sayısı olsa gerektir.

Aramızda İl Müftüleri de Vardı

Kursumuz İstanbul Hasekide; Haseki Külliyesi’ndeydi. Kısaca Haseki hastanesi arkası da diyebiliriz. Kursiyerlerimizin bir kısmı benim gibi imam-hatipti. Bir kısmı vaiz, bir kısmı da ilçe müftüsüydü, il müftüsü olanlarımız da vardı. Ben otuz bir yaşındaydım ama birkaçı müstesna, hepsi de yaşlı başlıydı. Eminönü Müftülüğü’nden gelen Recep Akakuş ve Bolu il Müftülüğünden gelen İrfan Yücel gibi olanlar, benden 7-8 yaş büyüktü.

İstanbul dışından gelenlerin mesken problemi vardı. Bu konuda bir hayli sıkıntı çekenler oldu. Belirli bir maaşla, İstanbul’da Haseki’ye gidip gelinebilecek makul bir mesafede oturulabilir ev bulmak kolay iş değildi.

Ben Kasımpaşa’da Oturuyordum Arabam da Vardı

Ben Kasımpaşa’da oturuyordum. Reno 12 tipi arabam vardı. Yanılmış olabilirim ama, arabası olan ikinci bir kursiyer de yoktu. Neredeyse 45 yıl oldu ama içime oturduğu ve pişmanlığını hâlâ duymakta olduğum bir anımı dile getireyim. Belki kefaretim olur.

İsmi bende mahfuz bir arkadaşımız geldi. Kendisine gelen bir çuval soğanı Üsküdar Harem’den gidip alabilmesi için arabamı istedi. Yakılacak benzinin parasıyla iki çuval soğan alınabilirdi. Mazeret beyan ederek vermedim. Sonradan isim vermeksizin olayı anlattığım samimi bir arkadaşım, bana hata ettin dedi ve görüşünü şöylece gerekçelendirdi:

– Olaya senin değil onun zaviyesinden bakmalıydın. Onun için asıl olan gönderilen soğanın alınmasıydı. Bunun için de başka çaresi yoktu.

Tamam da kendime de haksızlık etmeyeyim. 45 yıl önce, İstanbul’un trafiği en karmaşık olduğu yerlerde tecrübesiz bir kişi olarak daha önce kullanmadığın emanet bir arabayla, trafiğe çıkmak da akıl işi değildi. Bir kaza geçirilse ne olacaktı? Sebebiyet verilebilecek kazaya mı, yaralanabilecek arkadaşa mı üzülecektik, yoksa bütçemizi de sarsacak olan masrafa mı? Bu günkü deneyimlerim ve bakış açımla arabayı yine de vermezdim ama arkadaşla giderek soğanı alır getirirdim.

Üç Sınıfa Ayrılmıştık

Sınıfımızda olan arkadaşlarımızı Mustafa Akgül kardeşimle tespit edebildim. Bizim dışımızda Ali Rıza Temel, Salih Güneş (merhum), Hüseyin Göbüt, Kadir Çetin, Yunus Geyikçi, Emrullah Hatiboğlu, Recep Öztürk, Şaban Kayalı, Bekir Ayvalılı, Nurettin Turgay, Osman Ekici, Mürsel Sıradağ, Ali Yavuz, Mehmet Aktaş, A.Muti Güneşer bizim sınıfımızdaydı . Diğer sınıflarda olan arkadaşlarımızdan Orhan Baykal, İsmail Öner, Yusuf Altaş, Mustafa Polat, Taner Çüçü, Mustafa Özcan, Abdullah Özbey, İbrahim Küçük ve İsmail Lütfi Çakan hatırlayabildiğim isimlerdir.

Dersler Başlayınca Ümitleri Yitirmeye Başladım

Anlatacaklarımın anlam kazanabilmesi için kendi durumumdan bahsetme gereğini duyuyorum. Ben 15 yaşlarında iken İstanbul vaizlerinden Abdullah Vanlıoğlu’nun yönettiği medresede Sarf ve Nahiv okudum. Tefsir ve Kelam derslerine girdim. Çok daha sonraları Cantaş’ın yayınladığı yabancılar için hazırlanan 12 kitaplık Arapça setini kendim vukufla inceledim.

Hasekiye girerken, örneğin Tefsir-i İbn-i Kesir’in Mülahhas’ını baştan sona mütalaa etmiştim ve benzeri eserleri de okuyabiliyordum.

Üzülerek ifade ediyorum; Ben İmam Hatip lisesinde, Yüksek İslâm Enstitüsü’nde Arapçamı geliştiremediğimi ama Haseki’de az da olsa bir fayda sağlayabildiğimi söyleyebilirim. Ayrıntılara daha fazla girmek istemiyorum.

Faydalanamayışın Sebepleri

Dersler başlayınca çok büyük bir hata yapıldığını anlamakta gecikmedim. Benim gibi dersleri Arapça olarak takip edebilecek arkadaşlarla , dil bilgileri zayıf olan arkadaşlarımızı, örneğin il müftüsüdür yaklaşımıyla aynı sınıflara koydular. Mesela okuduğumuz Nesefi Tefsiri’nden bir saatlik mütalaama konu yerleri, sınıfta ancak 15 günde işleyebiliyorduk. Gözümün önündedir bazı arkadaşlarımız ilkokul öğrencileri gibi her dersi kelime kelime yazıyorlardı. Hatırladığıma göre bunun böyle gitmemesi gerektiğini, üst yönetime iletmesi için müdürümüz Mahmut Özakkaş’a defalarca aktarmıştık. Ama sonuç alınamadı.

Bu sebeple benim açımdan Haseki’de beklediğimiz başarıyı sağlayamamıştık. Gençlerimizden olup Arapçasının zayıf olduğunu belirterek Hasekiden faydalandığını söyleyen Mustafa Akgül gibi kardeşlerimiz de var.

Burada yeri gelmiş midir bilmiyorum ama, bir soru sorulması gereğine inanıyorum. Haseki tarzı kurumlar başarılı olabilir mi? Ümmetimize/milletimize bir fayda sağlayabilir mi? Bugünün penceresinden bakıp da söyleyebileceklerimi hulâsa etmek isterim: Ülkemizdeki siyasî ve hukukî şartlardan bağımsız olarak ifade edeyim.

İslâm’a Evriltme Amacı Yoksa Başarı da Olmaz

Milletimizin, örneğin eğitim, hukuk, iktisad ve sanat hayatını İslâm’a evriltme amacı gütmeyecek çalışmaların sonuç alması mümkün değildir. Üniversitede herhangi bir dalda eğitim gören kardeşimiz, tercih ettiği alanı İslâmlaştırma amacıyla ihtisas yapabilmelidir. Haseki böyle bir amaç güdebilirse anlam kazanabilir, fayda sağlayabilir.

Dünya tıkandı, Ümmetimiz tökezledi. Ama bizler de İslâm’ı insanlığın problemlerinin çözüm kaynağı olmaktan çıkardık.

Kur’an’ı hareket noktası edinemediği için hayata yabancı kalan, güncel problemlere değinemeyen, çağdaş dili kullanamayan programlarla ve süzgeçten geçirilemeyen geleneksel müktesebatla sonuç alınabilir mi? Kaldı ki gelenekselin de çok uzağındayız. Hulâsa günümüz eğitim düzeni ve onu izleyen kafa yapımızla, yüzlerce ilahiyat ve onlarca daha Haseki kursak ne olacak?

Mezunları milyonu aşan İmam- Hatiplilerimizin; 120 binleri aşan Diyanet camiamızın; mezunları, öğrencileri ve akademisyenlerini on binlerle ifade edebileceğimiz ilahiyat kadrolarımızın Ülkemize ne katkı sağladığını iyi incelemeli, gerçekçi değerlendirmeler yapmalıyız.

Hasekinin Amacı Nedir?

Kurum olarak Haseki’nin, biz kursiyerlerin ve doğal olarak da hocaların İslâm’a evrilme ve evriltme amacı yoktu. Jakoben laikliğin egemen olduğu Diyanetimizde zaten olamazdı.

Tamam da… bir ihtisas kursu da olamadık. Biz kursiyerler üniversite mezunuyduk. Tefsir, hadîs ve fıkıh derslerinin dili Arapçaydı. Arapça aşılması gereken bir engeldi. Bu engel aşılıp okunan metne hakim olunamıyordu.

Nerede kaldı ki incelenen konu üzerinde ilmi tartışma yapılabilsin. Haseki kurulalı 44 yıl oldu, varlığını koruyor. Mezunları da bini aşmış durumda ama eğitim metodu aynı ise ve temeldeki amaçsızlık devam ediyorsa, üzerinde düşünülmesi gerekir.

Derslere, Hocalara ve Arkadaşlara İlişkin Hatıralar

Hocalarımızın hepsi kişisel olarak değerli insanlardı. Ama Haseki’yi sürükleyecek durumda değillerdi.

Ali Yakup Cenkciler Hocamız tarihî bir şahsiyetti. Nüktedan bir insandı. Hocalığı da iyiydi. Nesefi tefsirini okuturdu da arkadaşlarımızın yetersizliği sebebiyle yol alınamazdı. Onunla ilgili görüşlerim ve hatıralarıma bu kitabımızın “Etkilediğim ve Etkilendiğim İnsanlar” bölümünde değindim.

Ömer Biçer, çok güzel Arapça konuşurdu.

Halil Gönenç hoca bana göre en verimli hocamızdı. Dersi sürüklerdi.

Ebu Davud’dan yol alırdık. Türkçe telaffuzu ise zayıftı.

Mehmet Savaş hocamızın Türkçesi de Arapçası da iyi idi. Ama kursiyerlerden mi, kendisinden mi kaynaklanıyordu bilemiyorum, dersler akıp gitmezdi.

Haseki yaklaşık iki buçuk sene sürdü ama, hafızamda kayıt edilebilecek hatıralar pek yok. Derslere zamanında gelir, bitince de hemen ayrılırdım, Teneffüsler dışında arkadaşlarla görüşme imkânımız da pek olmazdı.

Müdürümüz Mahmut Özakkaş

Tayyar Altıkulaç hocanın temsilcisiydi. Kursiyerler olan bizleri orta öğretim talebesi gibi yönetmeye kalkar, aslında kendi onurunu zedelediğini fark edemezdi. Yıldızlarımız hiç barışmadı. Allah rahmet eylesin. Varsa hakkım helâl olsun.

Bitirirken Başkanımız Tayyar Altıkulaç

Haseki’nin açılışında Dr. Lütfi Doğan başkanımızdı, Haseki’ye gelmişti ama geldiğini ben hatırlamıyorum. Tayyar Altıkulaç hoca başkan olarak geldi. Rutin konuşmaları olmuştur şüphesiz. Onları değil de bende iz bırakan konuşması hâlâ belleğimde.

Sarıklı cübbeli mi, yoksa sivil giyimli mi idi ayıramıyorum. Erbakan Hoca aleyhine öylesi kin kusarak konuştu ki ürpermiştim. Şimdilerde daha bir vukufla yapabildiğim değerlendirmeye göre, aslında görülen bu gibi tezahürler normaldi. Erbakan Hocamıza ve bana karşı çıkmaları kişisel olmaktan çok ideolojikti. Biraz açalım:

Diyanet Laik Bir Kurumdur

Diyanet Ülkemizin ikinci büyük laik kurumudur. Üst yönetime kuruluş amaçlarına hizmet edecek kadrolar getirilir. Bunların içinde değerlerimize bağlı görülenler var ise de onların yetkileri sınırlıdır. Aslında genel yönetimler de böyledir. Eğitim, hukuk ve medyasal alanda inkılabçı atılımlar göremiyoruz. Mesela faizin haramlığı üst düzeyde dile getirilir ama, ülke ekonomisinin faiz sömürüsü ile kanı emilir.

Somut misaller verilmedikçe, bizim insanımız eğitimli de olsa ince konuları kavramakta zorlanıyor. Örneklendirelim.

Atatürkçülük Kritermidir

Haseki’mizin mezun kursiyerlerinden M.A. ün anlatımına göre arkadaşlar bir mezuniyet albümü hazırlamak istemişler, arkadaşımız ve kursiyerlerimizden H.G. görev almış ve gerekli hazırlıklar yapılmış ve çalışmalarıyla birlikte D.İ. Başkanı’mız Tayyar Altıkulaç’a gitmişler. Albüme “Atatürk’ün resmini koyacak mısınız,? diye sormuş. Arkadaşlar da ‘Albümümüz özel, gerek görmedik,’ demişler. “Atatürk’ün resmi yoksa albüm de yok,” diyerek noktayı koymuş… Böylesi şekilci Kemalist kafalardan değil İslâm insanı, adam gibi Atatürkçü de çıkmaz. Çıksaydı ülkemiz beşeri planda bir Almanya ve İtalya olabilirdi? Ama heyhat…

(Aradan 42 yıl geçmesine ve kendisi de emekli olmasına rağmen arkadaşımız M.A. bu olaya ilişkin olarak adının açıklanmasını istemedi. Bu kadar çekingen olunursa “Atatürk’ün resmi yoksa albüm de yok” diyecek despotlar daha çok çıkar. Düşünüyorum da bunu A.R. Demircan’a bu kadar açıklıkla söyleyebilir miydi? Söyleyebilirdi ama cevabını da alırdı.)

Yukarıda değinmiştim, Haseki ve benzeri kurumlarımız bunun için başarılı olamazlar. Milletimizin emeği ve mali fedakârlığı çok da aleyhimize kullanılan baltanın sapının bizden olduğunu nasıl bilip de sorgulayabilsin.

Fazlurrahman

Şimdilerde eserleri Türkçeye çevrilmiş olan fakat onaylanamayacak tarihselci görüşleriyle bilinen Fazlurrahman Haseki’ye geldi. Amerika’da yaşayan ve orada çalışmalarını sürdüren bu Pakistanlı alim, o yıllarda başta mütercimleri olmak üzere birileri tarafından tanınıyor idiyse de, ülkemizde bugünkü gibi maruf değildi. Yanılmıyorsam önceden günü ve saati belirlenerek konuşmak üzere Fazlurrahman da Haseki’ye geldi. Tipik Pakistanlı ama matruş bir adamdı. İlim adamı görüntüsü ve ağırlığı yoktu. Ben İslâmî çizgide özden kopmadan şekle önem veren insanım. İslâm fıtrattır, İslâm aliminin fıtrat yasası gereği sakallı olması gereğini o gün bir kez daha anladım.

Haseki’de beklenen ilgiyi görmedi. Getirenler kendisine karşı mahcup olmuşlardı. Ha ‘Sakal’ denince dudak bükenler, sakalsızlığa niçin tavırlı değildirler, anlamak mümkün değil.

Hutbelerime Ara Vermedim

Haseki kursiyerliğimiz süresince görevden muaftık. Ama ben haftada üç gün olarak tuttuğum imam hatiplik görevlerini bıraktıysam da hutbelerimi yazma ve sunmaya/okumaya ara vermeyi düşünmedim. Haseki’de yoğun bir ilim hayatımız olsaydı ara vermeyi belki düşünebilirdim ama gerek olmadı.

Mezuniyet Tezim

Haseki’de bitirme tezimiz olduğunu gerçekten unutmuşum. Kayıtlar olmasaydı inanınız hatırlayamayacaktım. Oysaki ben de mezuniyet tezi yazdım. Üstelik bu tezimi daha sonra geliştirerek ‘İslâm’da Batıla Benzemenin Hükmü’ adıyla -çokça basılan- bir esere dönüştürdüm. Süreç içinde daha bir geliştirmiş olduğumuz için bu eserimiz şimdilerde ‘İslâmî Kimliğimizi Korumak’ adıyla basılmaktadır.

Tezimin adı İslâm’da Yabancı Ümmetlere Benzememek idi. Küçük bir kitapçık boyutundaydı. Konu gerçekten orijinaldi. Mezuniyetten iki ay sonra merhum Kadir Mısıroğlu’nun çıkardığı Sebil Gazetesi’nde yayınladık. Yayın 4 Ağustos 1978 başladı ve 136-142 sayılarında yedi hafta sürdü.

Mezuniyetimiz ve Görev Teklifi

Haseki kursumuz 28 ay sürdü. Nihayet sona gelindi. Kursiyerlerin her biri görevliydi. Kurs terfi vesilesi olmalıydı. Tayyar Altıkulaç D.İ. Başkanı olarak Haseki’ye geldi ve her birimizle tek tek görüştü. Kendi kadrosundan Recep Akakuş ve İrfan Yücel Din İşleri Yüksek Kurulu’na atandı. Bana da Anadolu’muzda vaizlik teklif edildi. Mazeretlerimi ve talebimi beyanla şöyle dedim:

Ben yedi çocuk sahibiyim. Evim İstanbul’da, kira gelirlerim ile geçiniyorum. Ben maaşımı göreve gelirken yakıt masrafı olarak kullanıyorum. Hutbelerimin üçüncü cildini yayınlayacağım. Dördüncü-beşinci ciltlerini de hazırlamak arzusundayım. Başkaca kitap çalışmalarım da var. Üstelik üniversite gençlerimize seminerlere gidiyorum. Konferanslarla Anadolu’muza da hizmet götürüyorum. Ben İstanbul’dan ayrılamam. Rızam dışında tayin edilirsem istifa ederim. Görevimde kalmak istiyorum.

Yaklaşımım nasıl değerlendirildi bilmiyorum ama bana dayatma yapılmadı. Yapılabilir miydi? Mümkündü elbet. Ama hem ben karşı çıkabilirdim, hem de Haseki’nin önü kesilmiş olurdu. Siz Ali Rıza Demircan gibi bilinen bir kursiyeri Süleymaniye Camiinden alır da Anadolu’muzun bir ilçesine vaiz yaparsanız Haseki’ye Üniversite mezunu kursiyer bulamazsınız.

Kendi adıma soruyorum; 28 ay Haseki’ye gidip gelmeye değdi mi?

Cevabım şimdilik bende mahfuz kalsın.

1976-1978 Tarihleri Arasında Haseki Eğitim Merkezi İhtisas Bölümünden Mezun Olan Kursiyerlerin İsim Listesi

 

Abdullah ÖZBEY, Kadir ÇETİN, Yahya ALKIN, M. Salih OCAK, Yusuf ALTAŞ, Hüseyin GÖBÜT, İsmail ÖNER, Rıza ARAL, Abdülvahap ÖZDEMİR, M. Salih BARAN, Mustafa POLAT, Halil İbrahim ŞAHİN, Salih GÜNEŞ, Yunus GEYİKÇİ, Mehmet Sait AKDOĞAN, Taner CÜCÜ, Mustafa SOYLU, Abdullah DEMİRCİOĞLU, Mahmut SEZGİN, Nurettin TURGAY, Ahmet TURAN, Halil İbrahim ERTUNÇ, Ali ALKAYA, Mehmet ATEŞ, İbrahim KÜÇÜK, İsmail ÖZTOPRAK, Mehmet EFKAN, Mustafa ÖZCAN, Bilâl METE, Mahmut DEMİR, Mehmet ERTÜRK, Recep ŞEHİDOĞLU, Mustafa MISRAL, A. Muti GÜNEŞER, A. Rıza DEMİRCAN, Orhan BAYKAL, Bekir AYVALI, Mehmet AKTAŞ, Emrullah HATİPOĞLU, Talip ULUŞAN, Osman EKİCİ, Şaban KAYALI, Mürsel SIRADAĞ, Ö. Faruk TURAN, Mustafa GÜRARSLAN, A. Rıza TEMEL, Recep ÖZTÜRK, Mustafa AKGÜL

MİRATHABER.COM

(DEVAM EDECEK) 

 

 

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.