
Her bir sınıfıyla hayvanlar, Allah’ı bilen ve O’nu yüceliklerle vasıflayarak tesbih eden zikredici varlıklardır. Kur’ân, tek bir istisnası olmaksızın göklerde ve yerdeki tüm canlıların Allah’ı tesbîh ettiği ve O’na secde ettiklerini bildirmektedir: “Görmez bilmez misin, göklerde ve yerde bulunan bütün canlılar, havada kanatlarını yayarak uçan kuşlar (kendilerine özgü bir şekilde) hep Allah’ı tesbîh eder; şanını yüceltirler. Onların hepsi Allah’a nasıl yakaracaklarını ve O’nun şanını nasıl yücelteceklerini bilirler. Şüphesiz Allah da onların yapıp ettiklerini bilmektedir.” (Nûr 41. Ayrıca bak. Hac 18)
Sevgili Peygamberimiz, tedavi amacıyla kurbağaların öldürülmesini, “Onların vakvakları Allah’ı tesbîhtir.” gerekçesiyle yasaklamıştır. (Ebu Davûd Tıp Hn. 3871)
Konumuzla ilgili daha genel nitelikli bir hadislerinde ise şöyle buyurmuştur: “Nice binilen hayvanlar vardır ki, onlar binicilerinden daha hayırlı ve Allah’ı daha çok zikredicidirler.” (et-Tâc, 4/351)
Bütün bu Kur’ân ve Sünnet bildirileri balıkları, sürüngenleri, kuşları ve korku salan canavar görünümlüleriyle hayvanları, ‘Allah’ı zikreden dervişler’ olarak tanıtmaktadır.
Bu gerçeği görebildiği içindir ki derviş Yunusumuz “Seherlerde kuşlar ile deryalarda mahi ile, sahralarda ahu ile” Mevlâyı çağırmak istemiştir.
Allah’ı zikreden hayvanlar kendilerine özgü yöntemlerle O’na duâ da ederler. Bu gerçeği aslan örneğiyle bize açıklayan Peygamberimiz, onların inlerinde şöyle duâ ettiklerini bildirmektedir:
“Allah’ım! Beni iyi kullarından herhangi biri üzerine saldırtma.” Peygamberimiz, “Balıklar ve karıncalar gibi hayvanların imanlı öğreticilere duâ ettiklerini” de açıklamaktadır.” (Tirmizî, Hn. 2685) Onların kabul olunur duâlar ettiklerini de şöylece örneklendirmek tedir:
Ümmetinden bir grupla yağmur duâsına çıkan bir Peygamber, bu sırada bir karıncanın duâ etmekte olduğunu görünce beraberindekilere şöyle der: Dönebilirsiniz artık. Karıncanın duâsı bereketiyle sizin duânız da kabul edilmiştir. (Hâkim, Müstedrek 1/328)
Hayvanlar, insanlar gibi aralarında konuşan, ıstırap duyan, korkunun dehşetiyle irkilen ve de toplumculuk bilinciyle haberleşen varlıklardır. Neml suresinde, ordusuyla birlikte Hz. Süleyman’ın gelişini haber alan bir karıncanın diliyle bu gerçek şöyle açıklanmaktadır:
“Karıncalarla dolu bir vadiye geldiklerinde, bir karınca şöyle bağırdı: Ey karıncalar! Hemen yuvalarınıza girin ki, Süleyman ve ordusu farkında olmadan sizi ezip geçmesin.” (Neml 18)
Hayvanların haklarının gözetilmesini konu alan hadisleriyle Peygamberimiz, onların acı çeken duygulu varlıklar olduğuna dikkatlerimizi çekmiş ve daima şöylece uyarıda bulunmuşlardır:
“Allah’ın yönetiminiz altına soktuğu hayvanlar sebebiyle Allah’ın azabına uğramaktan korkmaz mısınız?” (et-Tac 4/353)
Kur’ân’da karınca adını taşıyan Neml suresinde Hz. Süleyman Peygambere, kuşlarla konuşma yeteneği verildiği bildirilmekte, onun onları da istihdam ederek yönettiği açıklanmaktadır.
Denetimde hazır bulunmadığı için Hz. Süleyman’ın cezalandıracağını ilan ettiği Hüdhüd kuşu, çok geçmeden gelerek ma’zeretini dile getirir ve ona kendisinin bilmediği bilgileri aktaracağını beyanla, Sebe’ kraliçesi ve yönetimi yanı sıra Sebe’lilerin güneşe tapar bir topluluk oldukları bilgisini verir.
Bu bilgilendirmeyi Kur’ân’ın Neml sûresinin 22-26. âyetlerinde okuyabiliriz.
Bu âyetlerden, insan yönetimlerinin inançlı veya inançsız, adil veya zalim oluşlarına bazı hayvanların da tanıklık edebileceklerini anlıyoruz.
⇒ Devam edecek…