islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
49,1985
EURO
55,4264
ALTIN
6.585,43
BIST
12.374,26
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
21°C
İstanbul
21°C
Az Bulutlu
Çarşamba Çok Bulutlu
22°C
Perşembe Çok Bulutlu
20°C
Cuma Açık
23°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
24°C

Herkes Konuşuyor, Kimse Dinlemiyor: Toplum Nereye Gidiyor?

Herkes Konuşuyor, Kimse Dinlemiyor: Toplum Nereye Gidiyor?
A+
A-

Herkes Konuşuyor, Kimse Dinlemiyor: Toplum Nereye Gidiyor?

Bencilliğin, enaniyetin, öfkenin ve tahammülsüzlüğün kuşattığı bir toplumda insanlar artık birbirini anlamaya değil, birbirine üstün gelmeye çalışıyor. Empatiyi bile unuttuğumuz bir dönemde, bizi bir arada tutan değerlerimizi de kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyayız.

İnsan, konuşarak anlaşabilen, dinleyerek öğrenebilen ve karşısındakinin hâlini anlayarak birlikte yaşayabilen bir varlıktır. Ancak bugün toplum olarak ciddi bir iletişim ve değerler krizi yaşıyoruz. Herkesin söyleyecek bir sözü, savunacak bir fikri, anlatacak bir derdi var. Fakat ne yazık ki kimsenin karşısındakini dinlemeye, anlamaya ve anlamlandırmaya tahammülü kalmadı.

Herkes konuşuyor ama kimse dinlemiyor. Herkes haklı, herkes kendinden emin, herkes kendi penceresinden dünyayı yorumluyor. Peki, hiç kimse mi haksız değil? Hiç kimsenin yanılma ihtimali yok mu? İşte tam da burada enaniyet, yani kişinin kendisini merkeze koyması, başkalarını küçümsemesi ve kendi düşüncesini mutlak doğru kabul etmesi karşımıza çıkıyor.

Ben merkezli bir toplumun çıkmazı

Bugün bireyselleşmenin ötesinde, bencilliğin giderek sıradanlaştığı bir toplumsal yapıyla karşı karşıyayız. “Ben” diyoruz; benim düşüncem, benim hakkım, benim çıkarım, benim hayatım… Peki, ya karşımızdaki insan? Onun duyguları, düşünceleri, yaşadıkları ve hakları ne olacak?

Enaniyet, insanın yalnızca başkalarını dinlemesine engel olmuyor; aynı zamanda kendi kusurlarını görmesini de zorlaştırıyor. Eleştiriye tahammül edemeyen, farklı düşünceleri tehdit olarak algılayan ve her tartışmayı bir güç mücadelesine dönüştüren bir anlayış, toplumsal huzuru da zedeliyor.

Öfke, tahammülsüzlük ve kutuplaşma ise bu tablonun en belirgin sonuçları arasında yer alıyor. Aile içinde, iş yerinde, sokakta, sosyal medyada ve hatta en yakın dostluklarımızda bile birbirimizi anlamak yerine yargılamayı tercih ediyoruz. Birbirimizi dinlemek için değil, cevap vermek ve haklı çıkmak için bekliyoruz.

Empatiden önce gelen merhameti de unuttuk

Empati, başkasının duygu ve düşüncelerini anlamaya çalışmak, kendimizi onun yerine koyabilmektir. Ancak empatiyi konuşurken, ondan önce gelen çok temel bir değeri, merhameti de giderek ihmal ediyoruz.

Merhamet, başkasının acısını fark etmekle kalmayıp o acıya karşı duyarlı olmayı, imkân dâhilinde sorumluluk üstlenmeyi de gerektirir. Merhametin zayıfladığı yerde empati de çoğu zaman kuru bir kavrama dönüşür. Çünkü insan, başkasının yaşadığı sıkıntıyı önemsemiyorsa onun duygularını anlamaya da çaba göstermeyebilir.

Kur’an-ı Kerim‘de müminlerin birbirlerine karşı merhametli oldukları şöyle ifade edilir: “Muhammed, Allah’ın Resulüdür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çetin, birbirlerine karşı merhametlidirler.” (Fetih, 48/29)

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de “Sizden biriniz, kendisi için istediğini kardeşi için de istemedikçe iman etmiş olmaz.” (Buhârî, Îmân, 7) buyurarak insan ilişkilerinde empatiyi ve başkasının hakkını gözetmeyi esas alan bir ölçü ortaya koymuştur.

Değerlerini kaybeden toplum, geleceğini de kaybeder

Bir toplumu ayakta tutan yalnızca ekonomik gücü, teknolojik gelişmişliği veya fiziksel imkânları değildir. O toplumu bir arada tutan asıl unsur, sahip olduğu ahlaki ve manevi değerlerdir. Saygının, merhametin, adaletin, hoşgörünün ve kardeşlik hukukunun zayıfladığı bir toplumda birlik ve beraberliğin korunması da giderek zorlaşır.

Bugün empati kavramını dahi hayatımızın dışına itmeye başladık. Böyle devam edersek belki de on, yirmi veya otuz yıl sonra gelecek nesillere yalnızca kelime olarak öğretebildiğimiz, fakat yaşantımızda karşılığını bulamadığımız bir kavram hâline gelecek. Çocuklarımıza başkalarını anlamayı değil, kendi çıkarlarını korumayı öğrettiğimizde, yarının toplumunun nasıl şekilleneceğini de düşünmek zorundayız.

Toplumların çöküşü her zaman ekonomik krizlerle veya büyük felaketlerle başlamaz. Bazen insanlar arasındaki güvenin, saygının ve merhametin kaybolmasıyla başlar. Değerlerini yitiren, birbirine tahammül edemeyen ve ortak yaşam kültürünü koruyamayan bir toplum, kendi geleceğini de tehlikeye atar.

Yeniden dinlemeyi ve anlamayı öğrenmeliyiz

Bugün ihtiyacımız olan şey, daha fazla konuşmak değil, birbirimizi daha fazla dinlemektir. Her farklı düşünceye düşmanlıkla yaklaşmak yerine anlamaya çalışmak, öfkemizi kontrol etmek, kusurlarımızı kabul etmek ve gerektiğinde özür dilemeyi bilmek zorundayız.

Unutmamalıyız ki insan olmak, yalnızca kendi haklarımızı savunmak değil, başkalarının haklarına da saygı göstermektir. Merhameti, adaleti, kardeşliği ve empatiyi yeniden hayatımızın merkezine koymadığımız sürece toplumsal huzuru sağlamamız mümkün olmayacaktır.

Belki de artık kendimize şu soruyu sormanın zamanı gelmiştir: Herkesin kendisini haklı gördüğü, kimsenin kimseyi dinlemediği ve herkesin yalnızca kendi çıkarını düşündüğü bir toplumda, yarın birbirimize nasıl güveneceğiz?

Çünkü bir toplumun en büyük felaketi, insanların birbirinden farklı düşünmesi değil, birbirini anlamaktan vazgeçmesidir.

İSLAMİ HABER “MİRAT”

YOUTUBE

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.