
İfade Özgürlüğü ile Hakaret Arasındaki Çizgi: Deniz Göktaş Tartışması Ne Anlatıyor?
Son günlerde komedyen Deniz Göktaş hakkında sosyal medyada geniş yankı uyandıran gösteri görüntüleri, ifade özgürlüğü ile dinî değerlere saygı arasındaki hassas dengeyi yeniden gündeme taşıdı. Mizahın sınırları tartışılırken, toplumun kutsallarına yönelik alaycı söylemlerin “sanat” veya “espri” adı altında meşrulaştırılıp meşrulaştırılamayacağı sorusu kamuoyunda farklı görüşlerle değerlendiriliyor.

Hiç şüphesiz mizah, toplumsal eleştirinin güçlü araçlarından biridir. Ancak her özgürlüğün olduğu gibi mizahın da ahlaki ve hukuki sınırları bulunmaktadır.
Bir insanın inancını, kutsal kabul ettiği değerleri veya ibadetlerini aşağılayan, küçük düşüren ya da alay konusu yapan ifadeler; eleştiri kapsamını aşarak milyonlarca insanın manevi dünyasına yönelmiş bir saygısızlığa dönüşmektedir.
Eleştiri başka şeydir.
Hakaret ve tahkir başka…
İfade özgürlüğü; başkasının inancını aşağılamayı kapsayan sınırsız bir hak değildir.
Son yıllarda özellikle bazı stand-up gösterilerinde din, peygamberler, ibadetler ve kutsal semboller kolay tüketilen mizah malzemesi hâline getirilmektedir.
Oysa gerçekten güçlü mizah;
-Küçüğü ezmez,
-İnancı hedef almaz,
-Toplumun kutsalları üzerinden alkış toplamaya çalışmaz.
Kolay olan kutsallarla alay etmektir.
Zor olan ise kimseyi aşağılamadan insanları düşündürebilmektir.
Bugün dünyada birçok inanç grubuna yönelik en küçük olumsuz ifade dahi nefret söylemi kapsamında değerlendirilirken, İslam’a ve Müslümanların kutsallarına yönelik hakaret içerikli söylemlerin çoğu zaman “mizah”, “sanat” veya “ifade özgürlüğü” başlığı altında savunulması ciddi bir çifte standart eleştirisini beraberinde getirmektedir.
Toplumun önemli bir kesiminin rahatsız olduğu nokta da tam olarak budur.
Özgürlük herkes için varsa anlamlıdır.
Saygı da herkes için geçerli olmalıdır.
Türkiye’de ifade özgürlüğü anayasal güvence altındadır. Bununla birlikte hukuk sistemi, dinî değerleri aşağılamaya yönelik fiilleri de belirli şartlarda suç olarak düzenlemektedir.
Dolayısıyla mesele yalnızca vicdani değil; aynı zamanda hukuki boyutları da bulunan bir tartışmadır.
Yargı makamlarının somut olayın tüm şartlarını değerlendirerek karar vermesi hukuk devletinin gereğidir.
Toplumların birlikte yaşayabilmesinin temel şartı, farklılıkları küçümsemek değil; onlara saygı göstermektir.
İnsanların kutsal kabul ettiği değerlere yönelik aşağılayıcı ifadeler, toplumsal huzuru güçlendirmez; tam tersine kutuplaşmayı derinleştirir.
Mizah, insanları güldürürken incitmemeli; sanat, özgürlük adına başkalarının en hassas değerlerini hedef almamalıdır.
Ve;
Hiç kimse aynı inancı paylaşmak zorunda değildir.
Hiç kimse bir dini benimsemek zorunda da değildir.
Ancak herkes, başkasının kutsalına saygı göstermekle yükümlüdür.
Çünkü birlikte yaşamanın temel şartı; hakaret değil, nezaket…
Alay değil, saygıdır.
Din ve dinî değerleri aşağılayan söylemleri ifade özgürlüğü kisvesi altında meşrulaştırmak toplumsal barışa katkı sağlamaz.
İnanan milyonlar için kutsal olan değerlere yönelik istihza, hangi isim altında sunulursa sunulsun, birçok kişi tarafından hadsizlik olarak değerlendirilmektedir. Bu nedenle kamusal alanda kullanılan dilin hem hukuki sınırları hem de toplumsal sorumluluğu gözetmesi, sağlıklı bir ortak yaşam açısından önem taşımaktadır.
Kutsallara Saldırıyı Savunmak Neyin Özgürlüğüdür?
İşin daha da düşündürücü tarafı ise, dinî değerlere yönelik bu hadsizliğe alkış tutanların da bulunmasıdır. Kendisini “özgürlük” söyleminin arkasına saklayan bazı siyasetçiler, sanatçılar ve toplumun bir kesimi, milyonlarca insanın kutsallarını hedef alan sözleri savunmakta hiçbir sakınca görmemektedir. Oysa aynı hassasiyeti başka inançlar veya başka kutsallar söz konusu olduğunda gösterebilenlerin, İslam’a ve Müslümanların değerlerine gelince suskun kalmaları ya da bunu “mizah” diyerek meşrulaştırmaya çalışmaları kabul edilebilir değildir. Eğer gerçekten ilke sahibi olunacaksa, özgürlük herkes için, saygı da herkes için olmalıdır. Müslümanların kutsallarını aşağılamayı “sanat” diye alkışlayanlar bilmelidir ki, bu tavır toplumsal barışa değil, ayrışmaya hizmet etmektedir. Kutsallara saldırıyı savunmak, ifade özgürlüğünü savunmak değil; hadsizliğe ortak olmaktır.
İSLAMİ HABER “MİRAT”