
Dünyanın gözü 9-20 Kasım tarihleri arasında Antalya’da gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP31’e çevriliyor. Yaklaşık 200 ülkenin temsilcilerini, bilim insanlarını, çevre kuruluşlarını ve uluslararası aktörleri bir araya getirecek zirvede iklim kriziyle mücadele, enerji dönüşümü ve iklim finansmanı gibi başlıklar ele alınacak.

Ancak bütün bu toplantıların ve diplomatik görüşmelerin önünde cevap bekleyen çok daha önemli bir soru var: İklim adaleti kimin için?
Çünkü dünyayı kirletenlerle bu kirliliğin bedelini ödeyenler aynı insanlar değil!
Sanayileşmiş, enerji tüketimi yüksek ve tarihsel olarak atmosfere en fazla sera gazı salan ülkelerin sorumluluğu ortadayken iklim değişikliğinin ağır sonuçları çoğu zaman yoksul ülkelerin, çiftçilerin, emekçilerin ve imkânları sınırlı insanların omuzlarına yükleniyor. Kuraklıkla toprağını kaybeden çiftçi, selde evini ve işini yitiren yoksul aile, aşırı sıcaklarda çalışmak zorunda kalan işçi bu krizin en ağır mağdurları arasında yer alıyor.
Birleşmiş Milletler verileri de bu eşitsizliği ortaya koyuyor. 2015-2025 dönemi kayıtlardaki en sıcak 11 yıllık dönem oldu. Üstelik iklim felaketlerine karşı en kırılgan ülkeler, mücadele için gerekli mali kaynaklara da yeterince sahip değil. Reuters’ın 6 Kasım tarihli haberine göre gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkelere sağladığı uyum finansmanı 2024’te 28,2 milyar dolarda kalırken, ihtiyaç duyulan yıllık tutarın 305 milyar dolar olduğu belirtiliyor.
Üstelik insanlığın vicdanını yaralayan tek mesele iklim krizi de değil. Bugün Gazze’de bombaların altında can verenler, Doğu Türkistan’da baskı ve zulümle karşı karşıya kalanlar, Myanmar’da yerinden edilenler ve dünyanın farklı coğrafyalarında açlıkla mücadele edenler yine çoğunlukla gariban insanlar. Elbette bunların her biri farklı sebeplerden kaynaklanan krizler. Fakat hepsinde ortak bir gerçek var: Güçsüzlerin hayatı, çoğu zaman güçlülerin hesaplarının gerisinde kalıyor.
Bir tarafta milyonlarca insan temiz suya, gıdaya ve güvenli bir barınağa ulaşamazken diğer tarafta sınırsız tüketim ve israf devam ediyor. Dünyanın nimetlerinden en fazla yararlananlar ile nimetlerin yokluğunda yaşam mücadelesi verenler arasındaki uçurum giderek büyüyor.
Antalya’da gerçekleştirilecek COP31’de gönüllüler buluşacak, konferanslar düzenlenecek, bildiriler hazırlanacak ve yeni hedefler açıklanacak. Ancak asıl mesele, bu buluşmaların somut bir adalete dönüşüp dönüşmeyeceğidir.
Çünkü iklim adaleti, yalnızca karbon salınımını azaltmak değildir. Aynı zamanda kaynakları adil paylaşmak, yoksul ülkelerin hakkını gözetmek, israfı önlemek ve gelecek nesillerin yaşam hakkını korumaktır.
Dünya artık sadece iklimini değil, vicdanını da kurtarmak zorunda. Zira bu dünyada ne oluyorsa hep garibana oluyor!
İSLAMİ HABER “MİRAT”