
İktidar ile şiddet arasındaki ilişki, tarih boyunca siyasal yapının merkezinde yer alan temel dinamiklerden biridir. Ancak geleneksel toplumlardan farklı olarak modern ulus-devlet ve seküler iktidar anlayışıyla birlikte bu ilişki şekil değiştirmiş ve çok daha derin bir boyuta taşınmıştır. Aşkın ve ilahi referanslardan koparılarak tamamen dünyevileşen (sekülerleşen) modern iktidar, kendisini toplumun ve bireylerin iradesi üstünde “Kadir-i Mutlak” bir güç olarak konumlandırmıştır. Bu bağlamda şiddet, seküler iktidarlar için geçici bir kriz yönetimi aracı değil, aksine varlığını sürdürmesinin ve bekasını temin etmesinin en temel yapısal koşuludur.
Max Weber’in tanımlamasıyla modern devlet, belirli sınırlar içerisinde fiziksel şiddet kullanımını meşru bir şekilde tekeline bulunduran insan topluluğudur. Bu şiddet tekelinin tesisi, iktidarın bölünmezliğini ve tektipliğini garanti altına alır.
Seküler iktidarların şiddet gösterebilmesi için öncelikle kendi tanımladıkları suç unsurlarının ortaya çıkması gerekir. Devlet, kamu düzenini sağlama bahanesiyle neyin suç olup olmadığını belirler ve yasalaştırır. Ancak bu şiddet tekelinin sürekli meşru kılınabilmesi için, toplumda bir tehdit algısının ve suç olgusunun diri tutulması şarttır.
Seküler iktidarlar, şiddet tekelini haklı gösterebilmek adına toplumu suçsuzlaştıran değil, aksine suçun oluşması için gerekli zeminleri hazırlayan bir strateji izlerler. İktidar; aklı ve bilinci zedeleyen unsurların (alkol, uyuşturucu, kumar vb.) üretimini ve piyasalaşmasını dolaylı ya da doğrudan yasal denetimler altında serbest bırakır, hatta bunlardan vergi geliri elde eder.
Bireysel özgürlükler kisvesi altında yayılan bu yapılar, toplumsal yapının çözülmesine, bireyin köksüzleşmesine ve yalnızlaşmasına yol açar. Yalnızlaşan ve cemaatsel bağlarından koparılan birey, modern devletin her türlü baskı ve müdahalesine karşı savunmasız kalır. İktidar, kendi elleriyle tetiklediği bu kaos ve suç ortamı neticesinde ortaya çıkan suçluları cezalandırma yetkisini kullanarak, şiddetini ve otoritesini toplum nezdinde sürekli meşrulaştırır.
Modern seküler yapıda hukuk, evrensel adaleti veya hakikati arayan bir üst değer değil, egemen iradenin topluma tek taraflı dayatılmasının teknik bir aracıdır.
Yasa koyucu ile uygulayıcının farklı organlara ayrıldığı modern bürokratik mekanizma, şiddeti teknik bir kılıfla örter. Devletin ürettiği modern kutsallar (bayrak, milli marş, ulusal ideolojiler), bireyi özne olmaktan çıkarıp devlete hizmet eden birer nesneye dönüştürür. Hukuk kuralları adalet adına değil, yalnızca devletin ve sistemin kendi varlığını (bekasını) korumak adına işlev görür.
Sonuç olarak modern seküler iktidarlar, toplumsal huzur ve bireysel haklar söyleminin arkasında, asıl gücünü kaos ve şiddet sarmalından alır. İnsanları geleneklerinden, inançlarından ve ortak aidiyetlerinden kopararak atomize kalabalıklara dönüştüren seküler devlet, bu parçalanmışlık üzerinden mutlakiyetini kurar. Şiddet, bu sistemde bir sapma değil; modern devletin kurulmasının, sürdürülmesinin ve toplumu kontrol altında tutmasının kaçınılmaz ve ontolojik bir gerekliliğidir.
Çeçenistan’da Mejidov öldürüldü: Kadirov yönetiminin baskı sicili yeniden gündemde Çeçen muhalif kaynaklar, Turpal Ali Mejidov’un…
ARNAVUTLUK’UN ATATÜRK’Ü (1) Ahmet Zogu (I. Zog), 1922 ile 1939 yılları arasında sırasıyla Başbakan, Cumhurbaşkanı…
DÜZENLİ YAĞMURLAR VE BEREKETLİ ÜRÜNLER Mİ İSTİYORUZ? Kuraklıktan şikâyet ediyor, sellere sebep olmaksızın barajlarımızı da…
Emekli Aylığında Adalet Tartışması: Yılların Emeği Ne Kadar Karşılık Buluyor? En düşük emekli aylığı net…
DABBETÜ’L-ARZ SAVAŞI Kuran-ı Kerim Neml Suresi 82. ayet, Ahir Zamanda yeryüzüne yayılmış, topraktan çıkacak, insanları…
İNSAN NEFSİNİ NASIL İLAH EDİNİR? İnsanoğlunun tarih boyunca yaptığı en büyük aldanış, putları yalnızca taştan,…