
İlahi Güven
Bazen bir mağaranın kuytusunda sıkışmış gibi hissedersin, sanki oradan başka bir çıkış yolu yokmuş gibi… Hayat dediğimiz şey, çoğu zaman kaçtıklarımızla ya da cesaretle yüzleşip mücadele ettiklerimizle örülmez mi zaten? İnsan tabiatı “savaş ya da kaç” tepkisiyle donatılmıştır. Vücudumuz bile tehlike karşısında bu iki refleksi kuşanacak şekilde yaratılmıştır. Bir tehdit belirdiğinde onu bertaraf etmek ya da ondan uzaklaşmak isteriz. Çünkü güvende olmak, insana kendini iyi hissettirir. Huzurlu hissettiğimiz anlar, savaşmak zorunda olmadığımız, her şeyden şüphe duymadığımız zamanlardır.
Peki, gerçekten tehlikedeysek, hayatımız tehdit altındaysa ne yapmalıyız? Ne zaman savaşmalı, ne zaman kaçmalı veya başka bir seçenek olarak ne zaman sadece beklemeliyiz?
Resulullah (s.a.v.), Allah’ın izniyle dinini daha huzurla yaşayabilmek için ashabıyla birlikte Mekke’den Medine’ye hicret etmeye karar verdiğinde, bu soruların tam da ortasındaydı. Müslümanlar önden yola çıkmıştı. Müşriklerse Peygamber Efendimiz’i Mekke’den çıkmadan önce öldürmenin planını yapıyorlardı. O gece, Resulullah’a bu hain plan ulaştı; artık canı tehlikedeydi. Hemen en güvendiği insanlarla bir plan yaptı. Yatağına Hz. Ali yatacak, kendisi ise müşrikler gelmeden Hz. Ebubekir ile gizlice yola çıkacaktı. Medine’ye doğrudan değil, dolanarak ve bazı yerlerde saklanarak ulaşacaktı. Çünkü hedef sadece bir yolculuk değil, emniyetti.
Nitekim yola çıktılar. Ama plan bozulmuştu. Resulullah’ı yatağında bulamayan müşrikler, hızla peşlerine düşmüştü. O sırada Sevr Mağarası’na sığınmışlardı. Birkaç gün orada kalmayı düşünmüşlerdi ama müşriklerin ayak sesleri yaklaşınca, mağaranın içinde bir sessizlikten çok bir bekleyiş hâkim oldu. Hz. Ebubekir, artan korkusunu bastıramıyordu. Tehlike çok yakındı; konuşmalar artık duyulabiliyordu. Tam o anda Resulullah, dostunu teskin etmek için şu ayeti okudu:
“Üzülme, Allah bizimle beraberdir.” (Tevbe, 40)
Evet, yalnız değillerdi. Resulullah biliyordu. Daha yeni Miraç’ı yaşamış, Rabbinden aldığı huzurla dönmüştü. O’nun korumasında olduğunu, Allah’ın kendisini asla yalnız bırakmayacağını en başından beri biliyordu.
Peki o halde neden plan yaptı? Neden bir gece vakti gizlice yola çıktı?
Çünkü teslimiyet, aklını ve iradesini Allah’a sunarken elinden gelenin en iyisini yapmakla başlar. Güvenmek, çabasız beklemek değildir. Resulullah, sebeplere sarıldı, tedbir aldı ve sonrasında tevekkül etti. Bu, imanın özüydü. Bu da bize şunu gösterir: Dünyada çabasız bir huzur, önlem almadan bir güvenlik mümkün değildir.
Hayatımızda hepimizin Sevr Mağarası’na benzeyen zamanları olur. İçimizin sıkıştığı, ne yapacağımızı bilemediğimiz, hem ruhen hem bedenen tehlikede hissettiğimiz o anlarda bize düşen, Resulullah’ın yolunu izlemektir. Elimizden gelen her şeyi yaptıktan sonra gerisini Allah’a teslim etmektir. Eğer bir yardım gelecekse, bazen bir örümceğin ağında, bazen ebabil kuşlarında, bazen de sadece bir kalp ferahlığında belirecektir.
Çok değerlisin. Sevgiyle kal ve unutma:
Sakın üzülme… Allah bizimle.
MÜBERRA KARACA