islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
47,3723
EURO
53,9859
ALTIN
6.129,72
BIST
13.687,86
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
31°C
İstanbul
31°C
Parçalı Bulutlu
Çarşamba Açık
29°C
Perşembe Parçalı Bulutlu
28°C
Cuma Parçalı Bulutlu
28°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
29°C

İLİM PEYGAMBERİ HZ. MUHAMMED (SAV)

İLİM PEYGAMBERİ HZ. MUHAMMED (SAV)
A+
A-

İLİM PEYGAMBERİ HZ. MUHAMMED (SAV)

İlim, Arapça kökenli bir kelime olup Türkçedeki karşılığı “bilim”dir. Ancak modern zamanlarda “bilim” kelimesi daha çok fennî ilimler için kullanılır hâle gelmiştir. Buna karşın “ilim” kelimesi daha geniş bir anlamı ifade etmeye devam etmektedir.

Bu noktada özellikle Müslüman camianın dikkatle üzerinde durması gereken önemli bir husus vardır: Fennî ilimlere “pozitif ilimler” ya da “rasyonel ilimler” denilmesi, diğer ilimler için olumsuz bir anlam taşır. Fennî ilimler “pozitif” olunca, diğer ilimler sanki “negatif” bir çağrışıma maruz kalır. Bu sebeple Müslüman camia, fennî ilimler için asla pozitif veya rasyonel ilimler ifadesini kullanmamalı; sadece “fennî ilimler” demelidir.

İlim üç kısma ayrılır:

Kesbî ilim: Çalışarak, emek vererek elde edilen ilimdir.

Vehbî ilim: Rüya, ilham yoluyla ya da çok az emekle, akıl, feraset, muhakeme ve mukayese gücü sayesinde kazanılan ilimdir.

İlahî ilim: Sadece peygamberlere ait olan bu ilim, çalışarak elde edilemez. Tamamen ilahî kaynaklıdır.

Allah Rasûlü’nün İlmi İlahîdir

Allah Rasûlü’nün ilmi ilahîdir; yani vahye dayanır, vahyin kontrolü altındadır ve vahyin izin verdiği ölçüyle sınırlıdır. Onun vahye dayalı olduğu hem Kur’an hem de Sünnet ile sabittir.

Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulur: “O, kendi arzu ve hevesine göre konuşmaz.” (Necm, 3)

Bu hususu destekleyen bir hadis şöyledir:

Abdullah b. Amr (r.a.) anlatıyor: “Ben Resûlullah’tan (s.a.v.) işittiğim her şeyi ezberlemek niyetiyle yazıyordum. Kureyşliler beni bundan menederek: ‘Sen Resûlullah’tan duyduğun her şeyi yazıyorsun. Hâlbuki O da bir insandır; bazen öfkeli, bazen memnun bir hâlde konuşur’ dediler. Bunun üzerine yazmayı bıraktım ve durumu Resûlullah’a (s.a.v.) anlattım. Bunun üzerine Resûlullah, mübarek ağzını işaret ederek şöyle buyurdu: ‘Yaz! Nefsim kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, bu ağızdan haktan başka bir şey çıkmaz.’” (Ebû Dâvûd)

Peygamber’in vahyin kontrolünde olduğu Kur’an’da açıkça bildirilmiştir. Bu konuda pek çok ayet bulunmakla birlikte, bir tanesini burada zikredelim:

“Ey Peygamber! Allah’ın sana helal kıldığı şeyi, eşlerinin hoşnutluğunu isteyerek neden kendine haram kılıyorsun? Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhametlidir.” (Tahrîm, 1)

Görüldüğü gibi Peygamberimiz ictihad ettiğinde, bu içtihadı vahye uygun değilse, vahiy o içtihat yürürlüğe girmeden hemen müdahale etmektedir.

Öte yandan Peygamberimizin ilmi sınırsız da değildi. Nitekim kendisine kıyametin ne zaman kopacağını soran bir sahâbîye, “Sen kıyamet için ne hazırladın?” cevabını vermiştir. Çünkü kıyametin saatini Allah ona bildirmemişti. Kur’an’da bu durum şöyle ifade edilir:

“Sana kıyamet saatini soruyorlar: ‘Ne zaman gelip çatacak?’ De ki: ‘Onun bilgisi yalnızca Rabbimin katındadır.’” (A’râf, 187)

Peygamberimizin ilmi, sıradan bir bilgi aktarımı değildi; bilakis bir irfan ve umran ilmiydi. Bu ilim, insanları ahlaken ve karakter olarak inşa ediyor, dünyayı da imar ve mamur hâle getiriyordu.

Batı medeniyeti insanı hız ve hazza göre yetiştirirken, İslam nefsini tezkiye edenlerin kurtuluşa ereceğini müjdeliyordu (Şems, 9). Yine Batı medeniyeti şehirlerini meydan merkezli inşa ederken, İslam medeniyeti şehirlerini cami merkezli olarak kurmuştur.

Peygamberimiz yalnızca ilim sahibi olmakla kalmamış, aynı zamanda bu ilmi insanlara aktarma göreviyle vazifelendirilmiştir. Nitekim Yüce Allah şöyle buyurur:

“… size Kitap ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek bir elçi gönderdik.” (Bakara, 151)

Peygamberimiz, ilmi hayatın her alanında anlatmakla birlikte, Mekke’de Dâr’ul-Erkam’da, Medine’de ise Suffe mektebinde eğitim veriyordu. Öğretirken belirli bir yöntem izlerdi: Kelimeleri teker teker söyler, zor konularda ise muhatabının hafızasında yanlış yer etmemesi için cümlelerini üç defa tekrar ederdi.

Ayrıca kendisine soru yöneltildiğinde gelişigüzel ya da herkese aynı cevabı vermezdi; soruyu soranın anlayışına, ruh dünyasına ve ihtiyacına göre cevap verirdi. Örneğin: Kimine “Allah yolunda cihat” buyurdu, kimine “Makbul hac” (Buhârî). Bir başkasına “Vaktinde kılınan namaz” derken, diğerine “Anne‑babaya iyilik” (Buhârî), bir başkasına da “Az da olsa devamlı olan amel” (Buhârî) buyurdu. Bu konuda örnekleri daha da çoğaltabiliriz.

İşte bu ilimden bir medeniyet doğdu

Peygamberimizin öğrettiği bu ilimden nasiplenenler, çorak ve yoksul bir coğrafyada, okuma yazmanın parmakla sayılacak kadar az insan tarafından bilindiği, devlet kurumunun bulunmadığı, zulüm ve cehaletin kol gezdiği bir toplumdan kocaman bir medeniyet inşa ettiler. Bu medeniyet; ahlak abidesi, vefalı ve fedakâr insanlar, çok büyük devlet yöneticileri ve komutanlar yetiştirdi.

M.Emin CAN

YAZARIMIZ  “M.Emin CAN’IN”  DİĞER  YAZILARINA  ULAŞMAK  İÇİN  BURAYA  ”TIKLAYINIZ” 

İslami Haber ”MİRAT” – YouTube

Yorumlar
  1. Sevim Varli dedi ki:

    İlmimizin faydalı ve vefalı yönde kullanmamızı allah bizlere nasip etsin. Engin bilgilerinizden nasipleiyoruz değerli hocam emeğinize ve kaleminize sağlık saygılar hocam