islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
48,4773
EURO
56,4970
ALTIN
6.890,86
BIST
14.627,34
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
27°C
İstanbul
27°C
Açık
Perşembe Parçalı Bulutlu
27°C
Cuma Parçalı Bulutlu
27°C
Cumartesi Parçalı Bulutlu
28°C
Pazar Az Bulutlu
27°C

İMAMLIK NEDİR, NE DEĞİLDİR?

İMAMLIK NEDİR, NE DEĞİLDİR?

İMAMLIK NEDİR, NE DEĞİLDİR?

  Prof. Dr. Celal Kırca

Bir gönül dostum, sohbet esnasında, çok yakından tanıdığı bir yerleşim yerinin yöneticisine, mezun olduğu okulu da dikkate alarak, imamı bulunmayan bir camide, imam tayin edilinceye kadar dilerse imamlık yapabileceğini söylemiş. Ne var ki bu teklif, o yöneticiyi ziyadesiyle rahatsız etmiş ve kendisini incitmiş. Teklifi yapan dostum da onun bu tavrına hayret etmiş. Bu hatırayı ondan dinlerken bir an düşüncelere daldım ve geçmişe gittim. Birden, emekli büyükşehir belediye başkanlarından birinin, görevde bulunduğu yıllarda hiçbir komplekse kapılmadan, samimiyetle ve içtenlikle imamlık yaptığını, cemaate namaz kıldırdığını hatırladım.

Buna karşılık, imamları küçümseyen, onlarla ilgili fıkralar anlatmayı bir eğlence konusu hâline getiren insanlarla da karşılaşmıştım. Nitekim yaptığım bir otobüs yolculuğunda, kendisini avukat olarak tanıtan bir kişinin yol boyunca imamlarla ilgili fıkralar anlatarak onlarla alay ettiğini ve bundan büyük bir keyif aldığını görmüştüm. Nihayet ona, “Ben de imamım; imam-hatip mezunuyum ve din bilgisi öğretmeniyim.” dediğimde, yüzünün bir anda aldığı şekli hâlâ hatırlıyorum.

Almanya’da işçi olarak çalışan ve imamları sık sık tenkit eden bir komşumun bana anlattığı bir hatıra da zihnimden hiç silinmedi. Bir yılbaşı öncesinde Alman bir babanın, çocuklarının sempati duymalarını sağlamak için aldığı hediyeleri bir papazın eliyle onlara verdirdiğini görünce duyduğu mahcubiyeti anlatmıştı. Ayrıca kısa dönem askerlik yaptığım sırada da imamlarla ilgili pek çok fıkranın anlatıldığına bizzat şahit olmuştum.

Bütün bu hatıralar, bana imamlığın toplumumuzda yeterince anlaşılmadığını; hatta zaman zaman küçümseyici ve alaycı bir bakışın konusu hâline getirildiğini düşündürdü. Oysa tarih boyunca İslâm toplumunda önemli bir yere sahip olan imamlık, sadece bir meslek veya namaz kıldırma görevi olarak görülmemiştir. İmam, aynı zamanda dinî hayatın toplumla buluşmasına vesile olan, bulunduğu çevrede insanlara rehberlik eden önemli bir hizmet insanı olmuştur. Bu sebeple imamlığın ne olduğu ve ne olmadığı üzerinde yeniden düşünmenin, bu müesseseyi doğru anlamanın ve toplumdaki yerini yeniden değerlendirmeye çalışmanın gerekli olduğu kanaatine vardım.

İmam kelimesi; önde duran, kendisine uyulan, yol gösteren ve rehberlik eden kişi anlamına gelir. Bu sebeple imamlık, kelimenin aslî anlamı itibarıyla yalnızca namaz kıldırmayı değil, aynı zamanda insanlara önderlik etmeyi ve onlara yol göstermeyi de ifade eder. Kur’an-ı Kerim’de imam kelimesinin, insanlara rehberlik eden kimseler için kullanılması da bu bakımdan dikkat çekicidir. Nitekim Hz. İbrahim, çeşitli imtihanlardan başarıyla geçtikten sonra Allah tarafından insanlara imam kılınmıştır: “Şüphesiz ben seni insanlara imam kılacağım.” [1] Bu ifade, imamlığın yalnızca şekilsel bir görev olmadığını; ilim, ahlâk, adalet ve sorumluluk gerektiren bir konum olduğunu göstermektedir.

İslâm kültür ve düşünce tarihinde de imam kelimesi sadece namaz kıldıran kişiler için kullanılmamıştır. Büyük âlimlere, ilimde ve düşüncede öncülük ettikleri, insanlara yol gösterdikleri için imam denilmiştir. İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe bunun en belirgin örneklerinden biridir. Ona “İmam-ı Âzam”, yani “en büyük imam” denilmesi, namaz imamlığı yapmasından dolayı değil; fıkıh alanındaki derin bilgisi, ortaya koyduğu yöntem ve kendisinden sonra gelen nesiller üzerindeki büyük etkisi sebebiyledir. Aynı şekilde İmam Mâlik, İmam Şâfiî, İmam Ahmed b. Hanbel, İmam Buhârî ve İmam Gazâlî gibi büyük âlimlerin isimlerinin başındaki “imam” sıfatı da onların ilimdeki öncülüklerini ve insanlara rehber oluşlarını ifade etmektedir. Demek ki imamlık, özünde insanlara önderlik etmeyi, yol göstermeyi ve örnek olmayı içine alan geniş ve kapsamlı bir kavramdır.

Her görev beraberinde bir sorumluluk getirir. Ancak bazı görevlerin sorumluluğu diğerlerinden daha ağırdır. İmamlık da bunlardan biridir. Çünkü imam, yalnızca kendi şahsını temsil etmez; aynı zamanda temsil ettiği din hakkında insanların zihinlerinde oluşan kanaatleri de etkiler. Camiye gelen insanlar, din görevlisini dinî hayatın temsilcilerinden biri olarak görürler. Onun konuşması, insanlarla kurduğu ilişkiler, tavrı ve davranışları, İslâm hakkında insanların zihninde olumlu veya olumsuz bir kanaatin oluşmasına sebep olabilmektedir. Bu nedenle imamın söyledikleriyle yaptıkları arasında bir uyum bulunmalıdır. Çünkü insanlar çoğu zaman sözlerden çok davranışlardan etkilenirler. Güzel ahlâkı anlatan, fakat insanlara kaba ve kırıcı davranan bir kimsenin sözleri ne kadar tesirli olabilir? Buna karşılık merhametli, mütevazı ve samimi bir imam, fazla konuşmadan da çevresine güçlü mesajlar verebilir.

İmamlık, bu bakımdan yalnızca bilgi aktarmak değil; bildiğini yaşamak ve yaşadıklarıyla insanlara örnek olmaktır. Hz. Peygamber’in insanları etkilemesindeki en önemli sebeplerden biri de söyledikleriyle yaşadıkları arasındaki uyumdu. O, insanlara sadece ne yapmaları gerektiğini söylememiş, söylediklerini hayatında yaşayarak göstermiştir. Din görevlisinin de bu peygamberî yöntemi kendisine örnek alması gerekir. Çünkü insanlar, kendilerine tepeden bakan, sürekli kusurlarını hatırlatan ve onları yargılayan kişilerden çok; kendilerini anlayan, dinleyen ve onlara yol gösteren insanlara ihtiyaç duyarlar.

Geçmişte camiler yalnızca namaz kılınan mekânlar değildi. Cami, Müslüman toplumun buluştuğu, konuştuğu, dertleştiği, sevinçlerini ve sıkıntılarını paylaştığı bir hayat merkeziydi. Bu hayatın içinde imam da sadece namaz vakitlerinde görülen bir görevli değildi. Halkın arasında yaşar, onların sevinçlerine ortak olur, sıkıntılarını paylaşır ve ihtiyaç duyduklarında kendisine başvurulan bir kişi olarak toplumun içinde yer alırdı. Bugün de imamın toplumla ilişkisini bu anlayış içerisinde değerlendirmek gerekir.

Mahallesindeki yaşlıları, hastaları, ihtiyaç sahiplerini, gençleri ve çocukları tanımayan bir din görevlisinin insanlara gereği gibi rehberlik etmesi kolay değildir. İmam, insanların yalnızca cenazelerinde değil, hayatlarının diğer zamanlarında da yanlarında olabilmelidir. Bir hastayı ziyaret etmek, ihtiyaç sahibinin derdiyle ilgilenmek, bir gencin sorusunu sabırla dinlemek veya bir çocuğun camiyi sevmesine vesile olmak, bazen uzun bir vaazdan çok daha etkili olabilmektedir. Çünkü din hizmeti, insanlardan uzak durarak değil, onlara yaklaşarak yapılabilir.

Her dönemin kendine göre şartları, meseleleri ve insanlara sunduğu yeni problemleri vardır. Günümüzde imamlık görevi de geçmişten farklı şartlar içerisinde yürütülmektedir. Modern hayatın ortaya çıkardığı problemler, aile yapısındaki değişmeler, iletişim araçlarının yaygınlaşması ve özellikle gençlerin din konusunda sordukları yeni sorular, din görevlilerinin sorumluluk alanını daha da genişletmiştir. Bugünün insanı sadece bilgiye değil, aynı zamanda güvenilir bir rehberliğe de ihtiyaç duymaktadır.

Özellikle gençler, zihinlerini meşgul eden dinî sorulara ikna edici cevaplar aramaktadırlar. Ancak bir gencin sorusunu dinlemeden ona cevap vermek mümkün değildir. Onun yaşadığı dünyayı, karşılaştığı problemleri ve zihnindeki tereddütleri anlamadan yapılacak konuşmaların beklenen etkiyi meydana getirmesi de kolay değildir. Bu sebeple günümüz imamı; sadece konuşan değil, dinleyen; sadece öğreten değil, öğrenmeye devam eden; sadece geçmişi anlatan değil, geçmişten gelen değerleri günümüz insanının anlayabileceği bir dille açıklayabilen kişi olmalıdır. İmamın görevi insanları din adına korkutmak değil, onlara dinin rahmetini, hikmetini ve güzelliğini de göstermek olmalıdır. Elbette yanlış karşısında doğruyu söylemek gerekir. Fakat doğrunun nasıl ve hangi üslupla söylendiği de, en az doğrunun kendisi kadar önem arz eder. Zira usulsüzlük, vusule engel olucu bir karakter taşır.

İmamlık, toplumda itibarı korunması gereken önemli bir görevdir. Ancak gerçek itibar makamla veya resmî bir unvanla kazanılmaz. İnsana gerçek itibarı; bilgisi, ahlâkı ve insanlarla kurduğu ilişkiler kazandırır. Bir imam, bulunduğu çevrede güvenilir bir insan olarak tanınmalıdır. İnsanlar onun yanında rahatça konuşabilmeli, dertlerini paylaşabilmeli ve gerektiğinde kendisine güvenle başvurabilmelidir. İmamın siyasî, sosyal veya şahsî tartışmaların içerisine ölçüsüz biçimde girmesi ise toplumun farklı kesimleri üzerindeki etkisini ve güvenilirliğini azaltabilir. Çünkü imam, mümkün olduğu ölçüde bütün cemaatini ve toplumu kucaklayabilmelidir. Caminin mihrabı insanları ayırmanın değil, birleştirmenin yeridir. Aynı safta omuz omuza duran insanların farklı düşüncelere sahip olmaları tabiidir. İmamın görevi bu farklılıkları derinleştirmek değil, insanları ortak değerler etrafında buluşturmak olmalıdır.

İmamlığı doğru anlayabilmek için onun ne olmadığını da belirtmek gerekir. İmamlık, Allah ile kul arasında aracılık yapan bir kurum değildir. İslâm’da kul ile Allah arasına giren dinî bir sınıf yoktur. İmam da din adına mutlak yetkiye sahip bir kişi değildir. İmamlık, Hristiyanlıktaki ruhbanlık gibi kutsal veya ayrıcalıklı bir sınıf da değildir. Aynı şekilde imamlık, sadece bir memuriyet veya mesai görevi olarak da görülmemelidir. Zira cami kapısını açıp kapatmak ve belirli vakitlerde namaz kıldırmak, imamlığın bütün anlamını ve sorumluluğunu ifade etmez. Bu nedenle imamlık; bilgi, samimiyet, hasbîlik, gönüllülük ve örnek bir ahlâkı da gerektirir. İyi bir imam, cemaate sadece namaz kıldırmakla yetinmeyen; aynı zamanda insanların gönüllerine de hitap edebilen; caminin kapısını insanlara açtığı kadar, gönlünü de açabilen kişidir.

Günümüz dünyasında insanların dine ve dinî değerlere sağlıklı bir şekilde yaklaşabilmelerinde imamların büyük sorumluluğu vardır. Bu sorumluluk; daha çok okumayı, öğrenmeyi, insanları tanımayı ve çağın problemlerini anlamayı gerektirmektedir. Unutulmamalıdır ki imam, namazda insanların önünde durur; fakat gerçek anlamda imamlık, insanların hayatında güzel bir örnek olabilmekle gerçekleşir. Belki de imamlığın en güzel tarifi şudur: İmam; insanlara dini sadece anlatan değil, onu güzel ahlâkıyla sevdiren, yaşayarak gösteren ve yaşanabilir hâle getiren kişidir. [2]


[1] Bakara, 2/124. Kur’an’da imam kavramı farklı bağlamlarda da “önder”, “rehber” ve “kendisine uyulan” anlamlarıyla kullanılmaktadır. Bk. Bakara, 2/124; Furkan, 25/74; Enbiyâ, 21/73; Kasas, 28/5.

[2] Bu yazının   dil, üslup ve redaksiyonunda yapay zekâdan da yararlanılmıştır.

Prof. Dr. Celal Kırca

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar
  1. Ali Osman KARAKAYA dedi ki:

    Muhterem hocam,Sizin duygu ve düşüncelerinizi takdir ve tasdik eder saygılar sunarım.1984 Mez öğrencilerinizden Ali Osman Karakaya.Selamlar.