
“Allah vardır.” demek, insanı Müslüman yapmaz. Ancak “Allah’tan başka ilah yoktur!” demek, insanı Müslüman yapar. Yani Allahın dışında sevdiğimiz, saydığımız, kutsadığımız her bir kimseyi ve eşyayı reddetmeden “Allah vardır, birdir, ben de iman ettim” demek, kişiyi Müslüman kılmaz.
“L İLÂHE İLLALLAH” derken bir değil, bin kez “L” “Hayır, hayır! hayatımda kutsadığım, Allah gibi sevdiğim, saydığım hiç kimse ve hiçbir şey yoktur.” demeden; “İLLALLAH” “sadece Allah vardır” deme! Önce Allah’tan gayrısını sil-at, reddet ki, gönül tahtımız Allah’a has kalabilsin.
İşte bu bilgi ve bilinç, İMANIN KİMYASIDIR. Ve İMAN, insanın Allah bilincini hayatına, yaşamına, içine, aklına, iradesine, vicdanına ve her eylemine sindirmesidir.
Şüphesiz her Müslümanın iman merkezinde Allah var; eyvallah!
Ama Allah’la beraber başka güçler, kutsallar ve sevgililer de var maalesef. İşte bu gizli ortaklığa dikkat çekerek Rabbimiz bizleri, nezaketle uyararak şöyle buyurur:
“Nitekim onların çoğu, Allah’a, O’na ait nitelikleri başkalarına yakıştırmaksızın iman etmezler.”(Yusuf,12/106)
“İnsanlar arasında, Allah’ı bırakıp birilerini onun yerine koyanlar var. Hem de onları Allah derecesinde seviyorlar. Müminler ise Allah’ı, herkesten ve her şeyden daha çok severler.”(Bakara,2/165)
Nitekim görevlendirdiği elçiler/peygamberler insanları, Allahın varlığını ispata değil; Allah’tan başkasına kul olmamaya, Allahın sıfatlarını bir başkasına yamamaya, yakıştırmamaya davet etmişlerdir. Şüphesiz bizleri yaratan, yaşatan ve destekleyen tek varlık; Rabbimiz ‘dir. Rabbimizi hakkıyla tanımamız, bilmemiz ve takdir etmemiz, O’nun niteliklerini bize gösteren esma-i hüsna/99 güzel isimleriyle mümkündür.
Elbette bu Esma-i hüsna‘yı ezberleyip lafız olarak okumak değil; her birinin anlam ve amacıyla bizim yaşamımızda yer alıp almaması, ahlâk ve eylemlerimizde etkin olup olmamasıyla bir değer ifade ederler.
Mesela Rabbimizin rahmân-rahîm ismini kartvizit gibi bize sunan Bismillahirrahmanirrahimi
bizler, her fırsatta dillendiririz. Evimiz ve iş yerimize girerken ve çıkarken, bir işe başlarken, su içerken, yemek yerken vesair günlük yaşamımızda hep besmele vardır. Pekala ne güzel, Besmelesiz el-ayak atmayız da bunun içerdiği rahmet, merhamet, insaf, şefkat bizim her işimizde, sözümüzde ve eylemimizde karakterimiz, ahlâkımız ve melekemiz olmuş mudur? Allah’ımızın başat niteliği, rahmet, merhamet ve şefkat yaşamımızın her noktasında etkin mi? Ve aktif rol alıyor mu? Yoksa sadece dilden öteye gitmeyen bir söylemde kalan pasif bir zikir ve nakarat sözleri mi?
İyi insan olmak aktif rahmet merhamet ve şefkatle gerçekleşir. Yoksa eylemeyenin lafını, el alır yel alır, sel alır. Kendi de ardından baka kalır…
NURİ ÇALIŞKAN
İSLAMİ HABER ‘MİRAT’ -YOUTUBE-