
Tarih, sadece mekânların ve isimlerin değiştiği, fakat hakikat ile batıl arasındaki savaşın zihin kodlarının hiç değişmediği devasa bir sahnedir. Kur’an-ı Kerim’in binlerce yıl öncesinden adını koyduğu, heybet ve güçleriyle kitleleri ezen, meclisleri ve karar mekanizmalarını işgal eden o şımarık elit zümre, yani mel’e takımı, bugün yeni maskeleriyle yeniden karşımızda! Onlar dün Firavun’un yanı başındaki danışmanlardı, dün Nemrud’un sarayındaki tiranlardı, dün Mekke’nin tevhidi boğmak isteyen azgın müşrikleriydi. Bugün ise insanlığı fıtratından koparmak, kalplerini çürütmek ve kitleleri mekanik birer tüketim kölesine dönüştürmek için kurulmuş küresel bir ifsat endüstrisidir!
Zaman ve mekân değişti, fıtrat aynı kaldı; isyan aynı isyan, ifsat aynı ifsattır! Karşımızda duran bu organize karanlık; küresel tefecilerin parasıyla, senaryo yazarlarının zihin oyunlarıyla, popüler sanatçıların yozlaşmış vitrinleriyle, dijital algoritmaların siber kırbaçlarıyla ve sistem aydınlarının sahte teorileriyle inşa edilmiş küresel bir hapishanedir!
İşte bu sömürü ve ifsat piramidinin beş kanlı ayağı:
Karşılıksız üreten, faiz çarklarıyla toplumların iliğini emen, insanlığı borç bataklığına saplayarak hizaya getiren bu modern tefeciler, bugünün en organize mele zümresidir. Tıpkı zenginliğini “Bunu kendi bilgimle kazandım” diyerek kutsayan Karun gibi, yeryüzünün emeğini gasp etmeyi kendilerine hak görürler. İslam’ın faiz yasağına ve “israf etmeyin” haykırışına amansızca saldırmalarının sebebi budur; çünkü borçlandırılmamış, kanaat önderi olmuş bir insanı köleleştiremezler!
Onlar ekranların arkasına gizlenmiş, ahlakı ve fıtratı yavaş yavaş çürüten görünmez mühendislerdir. Kaleme aldıkları yapımlarla çarpık ilişkileri olağanlaştırır, kutsal olanı alaya alır, aileyi bir pranga gibi gösterip bencilliği ve nihilizmi “özgürlük” diye pazarlarlar. Toplumların zihin haritası, bu senaristlerin zehirli mürekkebiyle yeniden çizilmektedir.
Kitlelerin hayranlığını ve sevgisini sermayenin sömürü çarkına meze yapan sembolik seçkinler! Sahnelerden, podyumlardan ve ekranlardan israfı, lüksü, sınırsız hazzı ve yapay kimlikleri birer din gibi vazederler. Sırf kendi konforlarını korumak ve reyting mekanizmalarına hizmet etmek için, toplumsal hafızayı ve inanç bağlarını göz kırpmadan ateşe verirler.
Sınırların kalktığı bu dijital çağda, ekran kaydırmalarıyla çocukları ebeveynlerinden, insanı fıtratından koparan yeni nesil işgalciler! Takipçi sayısını ve izlenme oranını her türlü ahlaki değerin üstünde tutan bu siber-mele takımı; kibri, kolay yoldan zengin olmayı ve teşhirciliği sıradanlaştırmıştır. İnsanı bir “tıklama” nesnesine indirgeyen bu ağlar, dünyayı büyük bir merhamet eksikliğine ve kalbi bir çürümüşlüğe mahkûm etmektedir.
Bilimsel kılıflar ve akademik unvanlar altında toplum mühendisliği yapan, egemen gücün kontrolündeki vesayetçi zihinler! Seküler ve materyalist felsefelerle toplumu kutsal olandan soyutlamaya çalışırlar. Senaristlerin kurgularına teorik zemin hazırlar, sanatçıların yozlaşmasını “çağdaşlık” diye över, tefecilerin sömürüsünü “ekonomik kural” diye meşrulaştırırlar.
Sad Suresi 6. ayette o günün melesi nasıl “Yürüyün, ilahlarınıza sahip çıkın, asıl istenen budur” diyerek statükoyu korumaya kaçtıysa; bugünün modern melesi de kitleleri “Sadece tüketin, popüler olun ve fıtratınızı unutun” diyerek isyana kışkırtmaktadır.
İnsanlık bu küresel ifsada ve ruh sömürüsüne teslim olmamalı! Tefecilerin borç kırbacını, senaristlerin zihin oyunlarını, sanatçıların yozlaşmış pırıltılarını, dijital dünyadaki algoritmik kuşatmayı ve aydınların sahte aydınlanmasını reddetmelidir.
Can çekişen dünyaya merhameti, adaleti ve insan onurunu yeniden üflemek; Kur’an’ı tarihsel bir geçmiş zaman kitabı olarak değil, bugünü inşa eden diriltici bir soluk olarak okuyan ve bu küresel kuşatmayı korkusuzca deşifre eden müstakil, sadece Allah’a kul olan inanmış yüreklerin omuzlarındadır!