
İRAN KOLAY LOKMA DEĞİLDİR
Ortadoğu bir kez daha tarihî bir kırılma anından geçiyor. Yıllardır bölgede kurulduğu sanılan mutlak askeri üstünlük algısı, son gelişmelerle birlikte ciddi şekilde sarsılmış durumda. Özellikle İran ile İsrail arasındaki gerilim, sadece iki ülke arasındaki bir mücadele değil; aynı zamanda küresel güç dengelerinin de yeniden sorgulandığı bir dönemin habercisi niteliği taşıyor.
Bugün gelinen noktada dikkat çeken gerçeklerden biri şudur:
İran savaşın psikolojik cephesinde önemli bir üstünlük elde etmiş görünüyor.
Çünkü savaşlar yalnızca tanklarla, uçaklarla ve füzelerle kazanılmaz. Savaşların görünmeyen cephesinde psikoloji, algı ve caydırıcılık vardır. Ve son gelişmeler, İsrail’in uzun yıllar boyunca oluşturduğu “dokunulmaz güvenlik” algısının artık ciddi biçimde sorgulandığını ortaya koyuyor.
ABD’nin son otuz yılda Ortadoğu’da kurmaya çalıştığı askeri düzen bugün yeniden tartışılıyor. Afganistan’dan Irak’a, Suriye’den Körfez’e kadar milyarlarca dolarlık askeri yatırımlar yapıldı. Bölge üslerle, ittifaklarla ve savunma sistemleriyle örüldü. Ancak bugün gelinen noktada birçok uzman şu soruyu soruyor:
Bunca yatırım gerçekten kalıcı bir güvenlik düzeni mi oluşturdu, yoksa yeni kırılganlıklar mı üretti?
İsrail’in uzun yıllar boyunca en büyük güvenlik sembollerinden biri olarak görülen hava savunma sistemi — halk arasında “gök kubbe” olarak anılan savunma kalkanı — artık eskisi kadar aşılmaz görünmüyor. Yoğun saldırı senaryoları karşısında bu sistemlerin sınırlarının olduğu açık şekilde tartışılıyor.
Bu durum yalnızca askeri bir mesele değil; aynı zamanda psikolojik bir eşiğin aşılması anlamına geliyor. Çünkü İsrail toplumunun güvenlik algısı uzun yıllardır “her saldırıyı engelleyebilen mutlak savunma” fikri üzerine kurulmuştu. Bugün bu algının sarsılması Tel Aviv yönetimini ve Washington’daki karar alıcıları ciddi şekilde endişelendiriyor.
Gazze’de yaşanan insanlık dramı ise bu büyük jeopolitik mücadelenin en acı tarafı olmaya devam ediyor. Yıkılmış şehirler, enkaz altından çıkarılan çocuklar, gökyüzünü kaplayan bombalar… Gazze’de yükselen çığlıklar ve dualar sadece bir coğrafyaya ait değil; dünyanın dört bir yanında vicdan sahibi insanların kalbinde yankılanıyor.
Bugün bazı çevreler Ortadoğu’da yaşananları yalnızca askeri bir hesaplaşma olarak görüyor. Oysa bölgedeki birçok insan için mesele sadece güç dengeleri değil; aynı zamanda adalet, zulüm ve direniş meselesidir.
Bu yüzden Gazze’den yükselen feryatlar, birçok insanın gözünde sadece bir savaşın değil, insanlık onurunun sınandığı bir çağın sembolü haline gelmiş durumda.
Ortadoğu’nun tarihine bakıldığında bir gerçek açıkça görülür:
Bu topraklar hiçbir zaman tek taraflı güç gösterileriyle uzun süre kontrol altında tutulamamıştır. Bölgenin siyasi, dini ve toplumsal dinamikleri dışarıdan kurulan dengeleri çoğu zaman beklenmedik biçimde değiştirmiştir.
İran da bu gerçeğin farkında olan aktörlerden biri olarak sahnede duruyor. On yıllardır süren ambargolara, baskılara ve izolasyon politikalarına rağmen İran’ın askeri ve siyasi kapasitesini koruyabilmiş olması birçok analist tarafından dikkatle inceleniyor.
Bugün Ortadoğu’da ortaya çıkan tablo bize şu gerçeği bir kez daha hatırlatıyor:
Bu coğrafyada hiçbir güç mutlak ve sorgulanamaz değildir.
Tarih defalarca göstermiştir ki, zulüm ve güç üzerinden kurulan dengeler er ya da geç sarsılır. Mazlumların duası, zalimlerin hesaplarıyla her zaman aynı çizgide ilerlemez.
Ve bu yüzden bugün Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler yalnızca askeri haritalarla açıklanabilecek bir mesele değildir. Bu aynı zamanda adalet, vicdan ve tarihî hesaplaşmaların da iç içe geçtiği bir sürecin parçasıdır.
Dua ve temenni odur ki;
yeryüzünde zulüm sona ersin, mazlumların feryadı karşılık bulsun ve adalet galip gelsin.
İslam BAŞARAN
İSLAMİ HABER “MİRAT”
YOUTUBE