islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
48,4354
EURO
56,2404
ALTIN
6.898,85
BIST
14.012,42
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
30°C
İstanbul
30°C
Açık
Pazar Parçalı Bulutlu
30°C
Pazartesi Açık
27°C
Salı Parçalı Bulutlu
25°C
Çarşamba Parçalı Bulutlu
26°C

İslâm Öncesi ve İslâmî Dönemde Kölelik-Cariyelik ile Çağdaş “Özgürlük” Maskeli Modern Kölelik Arasındaki Anlayış Farkı

İslâm Öncesi ve İslâmî Dönemde Kölelik-Cariyelik ile Çağdaş “Özgürlük” Maskeli Modern Kölelik Arasındaki Anlayış Farkı
A+
A-

İslâm Öncesi ve İslâmî Dönemde Kölelik-Cariyelik ile Çağdaş “Özgürlük” Maskeli Modern Kölelik Arasındaki Anlayış Farkı

Tarihî Bir Islah Hareketi ile Modern Sömürü Düzeninin Mukayesesi

Giriş

Son yıllarda kölelik ve cariyelik meselesi üzerinden İslâm tarihine, Hz. Peygamber’in (s.a.v.) Hadis-i Şeriflerine ve Ashâb-ı Kirâm’ın (r.a.) uygulamalarına yönelik muhtelif tenkitler sıklıkla gündeme getirilmektedir. Bu tenkitlerin önemli bir kısmı, tarihî hadiseleri kendi zaman ve şartları içerisinde değerlendirmek yerine, modern dönemin dünyevî (seküler) ve liberal değerlerini geçmiş çağlara mutlak birer ölçü gibi uygulama yanılgısını taşımaktadır. Oysa tarih ilminin temel prensiplerinden biri, her dönemi kendi siyasî, içtimaî, ekonomik ve hukukî şartları içerisinde ele almak, yani tarihî hadiseleri zamanın ruhundan tecrit edip çağdaş normlarla hükmetme (anakronizm) hatasına düşmemektir.[1]

Bu makale, son dönemde kölelik ve cariyelik meselesi etrafında yeniden alevlenen tartışmalar vesilesiyle kaleme alınmıştır. Bu nevi tartışmaların dikkat çeken misallerinden biri de Prof. Dr. Mehmet Azimli’nin sosyal medya üzerinden yayımlanan ve konuya ilişkin birtakım iddialar ihtiva eden konuşmasıdır.[2] Bu çalışmanın gayesi herhangi bir şahsı hedef almak değil; ilgili meseleleri tarihî kaynaklar, İslâmî naslar ve çağdaş araştırmalar ışığında, daha geniş ve mukayeseli bir bakış açısıyla tahlil etmektir.

Tarihî gerçeklik açıkça göstermektedir ki kölelik, İslâm’ın zuhurundan çok önce dünya genelinde cari olan cihanşümul bir kurumdu. Orlando Patterson‘ın meşhur tetkikinde ifade ettiği üzere bu müessese, antik dünyada adeta bir “sosyal ölüm” olarak tecelli etmekteydi; kişi hukukî şahsiyetini, ailesini, onurunu ve geleceğini tamamen kaybediyordu.[3] Antik Mısır’dan Roma’ya, Perslerden Hint medeniyetlerine kadar pek çok toplumda kölelik, ekonomik ve içtimaî düzenin temel rüknü olarak kabul edilmekteydi.[4] Bu yapılarda insanlar haksız savaşlarda esir alınabilmekte, borç sebebiyle köleleştirilebilmekte veya muhtelif yollarla hürriyetlerini kaybedebilmekteydi. Kadın esirler ise ekseri toplumlarda hiçbir hukukî korumaya sahip olmaksızın, cinsî sömürüye tamamen açık bir konumda fütursuzca istismar ediliyordu.[5]

İslâm, böyle bir tarihî ve sosyal zemin üzerinde ortaya çıkmış; köleliği kendisi ihdas eden değil, mevcut bir vakıa olarak devralan bir din olarak tecelli etmiştir. Bu sebeple meseleye yaklaşırken sorulması gereken esas sual, “İslâm’da kölelik var mıydı?” sualinden ziyade, “İslâm mevcut kölelik düzenini nasıl dönüştürdü ve ıslah etti?” sorusu olmalıdır. Zira tarihî vesikalar ve fıkhî veriler; İslâm’ın köleliğin kaynaklarını süratle daralttığını, kölelere hukukî ve insanî haklar tanıdığını, azat etmeyi ibadet kılarak teşvik ettiğini ve bu kurumun zaman içerisinde eriyerek tasfiye olmasına zemin hazırladığını göstermektedir.[6]
Öte yandan günümüz dünyasında kölelik hukuken yasaklanmış görünse de insan ticareti, zorla çalıştırma, cinsî sömürü, çocuk emeğinin istismarı ve borç bağımlılığı gibi çok daha vahim ve muhtelif biçimlerde varlığını sürdürmektedir. Uluslararası raporlar, modern dünyanın parıltılı “özgürlük” söylemlerine rağmen, milyonlarca insanın fiilî sömürü çarkları içerisinde mahkûm olarak yaşamaya devam ettiğini gözler önüne sererek büyük bir ahlâkî tutarsızlığı ortaya koymaktadır.[7]

Bu çalışma; İslâm öncesi dönem, İslâmî ıslah süreci ve günümüz modern sömürü biçimlerini karşılaştırmalı olarak ele alarak, kölelik ve hürriyet tartışmalarına tarihî, ilmî ve ahlâkî bir çerçeve kazandırmayı amaçlamaktadır.

1. İslâm Öncesi Dünyada Kölelik ve Cariyelik

İslâm’ın doğduğu asırda kölelik yalnızca Arap Yarımadası’na mahsus bir iptila değildi. Roma İmparatorluğu’nda nüfusun külliyetli bir kısmı kölelerden oluşuyor; köleler hukuken “konuşan eşya” veya “konuşan alet” (instrumentum vocale) olarak addediliyordu.[8] Bu kadim medeniyetlerde kölelik; ırk, borç, savaş veya doğumla nesiller boyu aktarılan kalıcı bir statüydü. Azat edilme ihtimali fevkalade nadirdi ve kölelerin hukukî hiçbir hakkı bulunmuyordu.

Cahiliye Araplarında da durum farklı değildi; savaş esirleri, borçlular, kaçırılan masum çocuklar ve panayırlarda satılan insanlar kolayca köleleştirilebiliyordu.[9] Kölelerin hayatı tamamen efendilerinin keyfî tasarrufu altındaydı; işkence görmek, satılmak, ailelerinden zorla koparılmak veya katledilmek günlük ve olağan uygulamalar arasında yer alıyordu. Kadın esirler (cariyeler) ise insanlık onurunu muhafaza edecek her türlü hukukî güvenceden mahrum bırakılarak, sınır tanımayan bir sömürünün kurumsallaşmış hali olarak sadece ticari ve cinsî bir meta muamelesi görüyordu.[10]

2. İslâm’ın Kölelik Kurumuna Getirdiği Reformlar ve Islah

İslâm, kölelik gibi kökleşmiş bir kurumu ani bir yasakla ortadan kaldırmak yerine, tedricî bir ıslah yöntemini benimsemiştir. Bu tavır, hem tarihî şartların gerçekçiliğini hem de insan fıtratını gözeten muazzam bir hikmetin eseridir.

a) Köleliğin Kaynaklarını Daraltmak
İslâm, insanların keyfî, haksız ve gaddarca köleleştirilmesini kesin bir dille yasaklamıştır.[11] Geçmişteki borç köleliği, insan kaçırma gibi yolları tamamen lağvederek, bu kurumun meşru kaynağını büyük ölçüde devletlerarası mütekabiliyet (karşılıklılık) esasına dayanan savaş esirliğiyle sınırlandırmıştır.[12] Savaş esirlerinin de öncelikle karşılıklı mübadele veya fidye (kurtuluş bedeli) yoluyla hürriyetlerine kavuşturulması esas kılınmıştır.

b) Kölelere İnsanî ve Hukukî Statü Tanımak
Hz. Peygamber (s.a.v.) Efendimiz, kölelerin içtimaî statüsünü kökten değiştirerek şöyle buyurmuştur:
“Onlar sizin kardeşlerinizdir. Allah onları sizin elinizin altına emanet etmiştir. Kimin eli altında bir kardeşi varsa, ona yediğinden yedirsin, giydiğinden giydirsin.”[13]

Bu insanî kabul neticesinde köleler İslâm hukukunda şu haklara kavuşmuştur:
Meşru dairede evlenebilme ve aile birliğini koruma hakkı,[14]
Mülk edinebilme ve ticaret yapabilme hakkı,
Kendi namlarına hukukî işlemler gerçekleştirebilme hakkı,
Haksızlığa uğradıklarında mahkemeye başvurup hak arayabilme salahiyeti.[15]

c) Azadı Teşvik Etmek ve Sistemi Eritmek
Kur’ân-ı Kerîm köle azat etmeyi en büyük erdemlerden biri olarak sunmuş[16] ve bunu muhtelif keffâretlerin (yemin, zıhar, kazara adam öldürme) ilk rüknü kılmıştır.[17] Beled Sûresi’nde geçen, sarp yokuşu aşmak manasındaki “Akabeyi aşmak…” (Beled 90/13) tabiri, köle azat etmekle özdeşleştirilmiştir.[18]

Bunun yanı sıra İslâm hukuku, kölenin kendi hürriyetini satın almasını sağlayan ve efendisine bu konuda yükümlülük getiren mükâtebe sistemini (Nûr 24/33) emir ve teşvik etmiştir.[19] Hz. Ebû Bekir’in (r.a.) büyük işkencelere maruz kalan Bilâl-i Habeşî’yi (r.a.) satın alarak azat etmesi ve Ashâb-ı Kirâm’ın bu husustaki yarışları, İslâm’ın getirdiği ruhun en müşahhas misalleridir.[20]

3. Cariyelik Meselesi ve Getirilen Hukukî Koruma

Cariyelik müessesesi, modern zihnin ve dünyevî anlayışın kavramakta en çok zorlandığı, sığ tenkitlere en çok alet edilen alanlardan biridir. İslâm öncesi devirlerde kadın esirler her türlü ahlâkî ve hukukî korumadan tamamen yoksundular. İslâm ise getirdiği hükümlerle, esir kadınların nesep düzenini ve doğacak çocukların hürriyetini emniyet altına alan bir koruma kalkanı inşa etmiştir.[21]
Sağ elinizin malik olduğu” (mâ meleketh eymânuküm) ifadesiyle, savaş şartlarında sahipsiz ve hamisiz kalan kadın esirlerin topluma entegre edilmesi için belirli ahlâkî ve hukukî sınırlar dahilinde ilişki ruhsatı verilmiştir.
Ümmü’l-veled Sistemi: Efendisinden çocuk doğuran kadının satılması veya devredilmesi kesinlikle yasaklanmıştır. Doğacak çocuk tamamen hür kabul edilmiş, anne ise efendisinin vefatıyla hiçbir işleme gerek kalmaksızın doğrudan ve tamamen hürriyetine kavuşmuştur.[22]
Bu düzenleme, cariyeyi istismar edilen sahipsiz bir meta olmaktan çıkarıp aile müessesesine dahil eden, statüsünü ve itibarını yükselten inkılapçı bir adımdır.

4. Modern Dünyada Köleliğin Yeni ve Daha Vahim Biçimleri

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO), IOM ve Walk Free Foundation’ın güncel verilerine göre, bugün yeryüzünde yaklaşık 50 milyon insan modern kölelik şartları altında ezilmektedir.[23] Görünürde kanunlarla ve uluslararası sözleşmelerle yasaklanmış olan bu sömürü çarkları, kapitalist düzenin arka planında şu şekillerde vahşice varlığını sürdürmektedir:
Zorla çalıştırma, ağır emek sömürüsü (tarım, inşaat, tekstil merdiven altı atölyeleri),
Porno endüstrisi ve illegal şebekeler eliyle yürütülen cinsî sömürü ağları,
İnsan ticareti, organ mafyası ve güvencesiz göçmen sömürüsü,
Borç bağımlılığı ve çocuk işçiliği.
Modern kapitalist sistem, makyajlanmış bir “özgürlük”, “tüketim” ve “rıza” söylemiyle bu ağır kölelik şartlarını görünmez kılmakta; kitleleri rızaya dayalı prangalarla mahkûmiyete sürüklemektedir. Günümüz dünyasındaki sömürü, tarihteki kölelikten çok daha yaygın ve gizli bir biçimde vicdanları uyuşturmaktadır.

5. Kölelik ve Cariyelik Meselesine Üç Farklı Yaklaşım

Kölelik ve cariyelik meselesi, modern dönemdeki sığ tartışmalarda çoğu zaman tek boyutlu ve indirgemeci bir bakışla ele alınmaktadır. Oysa tarihî ve sosyolojik gerçeklik, bu meseleye dair üç farklı yaklaşım biçiminin bulunduğunu göstermektedir:

a) Tarihî Pratiği Araçsallaştıran ve Sömürüye Açık Yaklaşım
Bu yaklaşım, kölelik ve cariyelik kurumunu tarihî bağlamından tamamen kopararak onu yalnızca menfaat eksenli bir ilişki biçimine indirgeyen amelî (pratik) sapmadır. Bu anlayışta insan, ahlâkî sınırların dışında salt bir fayda nesnesi olarak görülür. Tarih boyunca İslâm dünyasındaki bazı ferdî uygulamalarda da görülen bu nevi suiistimaller, İslâm’ın getirdiği hukukî ve ahlâkî hudutları göz ardı eden nefsî sapmalardan ibarettir.

b) Tarihî Gerçekliği ve İnsan Fıtratını İhmal Eden Nazarî Reddiye Yaklaşımı
Bu yaklaşım ise kölelik ve cariyelik vakıasını modern ahlâkî ölçülerle mutlak biçimde reddeden, fakat tarihî ve sosyolojik zaruretleri yeterince dikkate almayan nazarî (teorik) tavırdır. Bu anlayış, insanlık tarihinin savaş, esaret ve ekonomi gibi acı gerçeklerini göz ardı ederek meseleyi mücerret (soyut) bir ideal insan tasavvuru üzerinden değerlendirir. Bu yaklaşımda, Kur’ân-ı Kerîm’in tarihî hitap dili ve Hz. Peygamber’in (s.a.v.) uygulamaları modern normlara göre zorlama tevillerle yeniden yorumlanmakta; bu ise tarihî gerçekliği ihmal eden, geçmişe çağdaş normları dayatma (anakronizm) hatasına yol açmaktadır.

c) İslâm’ın Temsil Ettiği Islah ve Tedricî Dönüşüm Yaklaşımı
İnsanın fıtrî özelliklerini, içtimaî vakıaları ve tarihî zorunlulukları birlikte dikkate alan ıslah merkezli yaklaşımdır. Kanaatimizce İslâm’ın kölelik ve cariyelik meselesine yaklaşımı tam olarak bu hikmetli çerçevededir. Bu anlayışta kölelik ne mutlak bir idealleştirme konusu yapılır ne de tarih dışı bir reddiye ile yok sayılır. Bilakis mevcut tarihî ve sosyal gerçeklik dikkate alınır, hukukî ve ahlâkî sınırlar çizilerek sömürü asgarîye indirilir, insan onuru muhafaza edilir ve nihai olarak hürriyete kavuşma yönünde terbevî (pedagojik) ve tedricî bir dönüşüm modeli işletilir. Bu yönüyle İslâm’ın yaklaşımı, insanı bulunduğu sosyal gerçeklikten alıp daha yüksek bir ahlâkî seviyeye taşıyan ilâhî bir ıslah modelidir.[24]

6. Allah Teâlâ Neden Köleliği ve Cariyeliği Bir Anda Yasaklamadı?

Bu soru, modern dönemde en çok yanlış zeminde tartışılan meselelerden biridir. Burada göz ardı edilen temel hakikat şudur: Şeriat, insanı sadece idealist, hayalî (ütopik) teorilerle değil; insanın fıtratı, zaafları, içtimaî alışkanlıkları ve cihanşümul gerçekliğiyle birlikte ele alan ilahî bir nizamdır.
Allah Teâlâ insanı yaratmış, onun eğilimlerini, zaaflarını ve içtimaî davranış biçimlerini en iyi bilendir. İnsan, sadece kendi haline bırakıldığında her zaman adalet üretmez; bilakis tarih göstermiştir ki kontrolsüz güç, çoğu zaman şiddete, sömürüye ve fesada dönüşmüştür.
İslâm, kölelik ve cariyelik kurumunu bir “ideal hedef” olarak vazetmemiş, bir “meşruiyet alanı” olarak da kutsamamıştır. Bilakis onu kontrol altına alınmış, kaynakları kurutulmuş ve ıslah edilmiş bir geçiş alanı olarak düzenlemiştir. Eğer bu alan o günün şartlarında bir anda tamamen kapatılsaydı:
Savaş esirlerinin hukuku tamamen çökecek, esirler kitleler halinde katledilecek ya da açlığa terk edilecekti.
O günkü uluslararası güç dengelerinde Müslümanlar, karşı taraf esir sömürüsüne devam ederken ağır askerî ve siyasî bedeller ödeyecekti.
Karşı tarafın elindeki Müslüman esirlerin mübadele imkânı ortadan kalkacak, tamamen sahipsiz kalacaklardı.
Ekonomik ve içtimaî yapı ani bir şokla büyük bir buhranın ve boşluğun içine düşecekti.
İslâm burada iki uçtan birini seçmemiş; ne mutlak serbest bırakma başıboşluğuna ne de içtimaî gerçekliği hiçe sayan ani bir yasaklama katılığına itibar etmiştir. Bunun yerine sömürüye giden yolları kapatmış, insan onurunu yükseltmiş, azadı bir ibadet ve borç ödeme (keffaret) mekanizması kılmış ve sistemi zaman içinde kendiliğinden eritecek bir pedagojik dönüşüm modeli kurmuştur. Bu yaklaşım aynı zamanda bir “ceza” değil, bir eğitim ve ıslah mekanizmasıdır. İnsanın içindeki azgınlık potansiyelini disipline eden, zaman içinde olgunlaştıran ilahî bir pedagojidir.

Sonuç

İslâm, kölelik kurumunu icat eden bir sistem değil; insanlık tarihinde kök salmış cihanşümul ve gaddar bir vakıayı devralan ve onu hukukî, ahlâkî ve içtimaî tahditler içinde en insanî şekle büründüren mütekâmil bir dindir. Bu süreçte köleliğin kapıları kapatılmış, mevcut olanlara insan onuruna yakışır haklar verilmiş, azat müessesesi ibadet hâline getirilerek teşvik edilmiş ve uzun vadede bu yapının kendiliğinden çözülmesine zemin hazırlanmıştır. Hz. Peygamber (s.a.v.) ve Ashâb-ı Kirâm, bu süreçte sergiledikleri örnek muamele ile insanlık tarihinin en büyük ahlâkî inkılabını gerçekleştirmişlerdir.

Günümüzdeki “unvanlı” birtakım tenkitçilerin ve akademisyenlerin önemli bir kısmı, tarihî bağlamı göz ardı etmeleri ve metodolojik usûlsüzlükleri sebebiyle maluldür. Asırlar öncesindeki ıslah edilmiş uygulamaları sığ bir yaklaşımla tenkit edenlerin, kendi çağlarındaki parıltılı “özgürlük” maskesi altında ezilen 50 milyon modern köleyi görmezden gelmeleri, çok açık bir metodolojik usûlsüzlük ve ahlâkî tutarsızlıktır.

Netice itibarıyla tarihî meseleleri değerlendirirken esas olan, çağdaş ideolojik ölçüleri geçmişe dayatmak değil; her dönemi kendi şartları içerisinde anlayarak hem tarihî gerçekliğe hem de ilmî tutarlılığa riayet etmektir. İslâm’ın bu husustaki inkılapçı yaklaşımı da ancak bu usûlî çerçeve dahilinde doğru bir şekilde anlaşılabilir. İslâm’ın getirdiği ıslah modeli, hem geçmişe hem geleceğe ışık tutan, insan onurunu yücelten ve sömürüyü lanetleyen ilâhî bir hikmettir.

Hazırlayan: Ahmet Ziya İbrahimoğlu

Dipnotlar
[1] Marc Bloch, Tarih Savunusu yahut Tarihçilik Mesleği, çev. Mehmet Ali Kılıçbay, Ankara, 2016.
[2] Mehmet Azimli, “Kölelik ve Cariyelik Meselesi Üzerine Değerlendirmeler”, Facebook Watch video yayını, https://www.facebook.com/watch/?v=985708030984987 (Erişim: Haziran 2026).
[3] Orlando Patterson, Slavery and Social Death, Harvard University Press, 1982.
[4] TDV İslâm Ansiklopedisi, “Köle” md., c. 26, s. 238.
[5] Bernard Lewis, Race and Slavery in the Middle East, Oxford University Press, 1990.
[6] TDV İslâm Ansiklopedisi, “Köle” md.
[7] Bernard Lewis, a.g.e.
[8] Keith Bradley, Slavery and Society at Rome, Cambridge University Press, 1994.
[9] TDV İslâm Ansiklopedisi, “Köle” md.
[10] Bernard Lewis, a.g.e.
[11] Buhârî, Büyû’, 106.
[12] Ebû Zehra, İslâm’da Savaş Hukuku, Kahire, 1961.
[13] Buhârî, Îmân, 22; Müslim, Eymân, 40.
[14] TDV İslâm Ansiklopedisi, “Köle” md.
[15] TDV İslâm Ansiklopedisi, “Mükâtebe” md., c. 31, s. 537.
[16] Bakara 2/177; Beled 90/13; Nûr 24/33.
[17] Nisâ 4/92; Mâide 5/89; Mücâdele 58/3.
[18] Kur’ân-ı Kerîm, Beled 90/13.
[19] Kur’ân-ı Kerîm, Nûr 24/33.
[20] İbn Hişâm, es-Sîretü’n-Nebeviyye.
[21] TDV İslâm Ansiklopedisi, “Cariye” md., c. 7, s. 141.
[22] İbn Kesîr, el-Bidâye ve’n-Nihâye.
[23] ILO, IOM, Walk Free Foundation, Global Estimates of Modern Slavery: Forced Labour and Forced Marriage, Cenevre, 2022.
[24] Ahmet Ziya İbrahimoğlu, “Ali Rıza Demircan Hocamızın ‘Cariyeler ve Sömürülen Cinsellikleri’ İsimli Yazısı ve Kitabı Üzerine İlmî Bir Tenkid”, Aynaya Yansıyanlar, Erişim: https://www.aynamayansiyanlar.com/makalelerim/ali-riza-demircan-hocamizin-cariyeler-ve-somurulen-cinsellikleri-isimli-yazisi-ve-kitabi-uzerine-ilmi-bir-tenkid/

İSLAMİ HABER “MİRAT”

YOUTUBE

Yorumlar
  1. Ali Rıza Demircan dedi ki:

    Konuyu Kur’ân ve Sünnet bağlamından kopararak anlatmaya çalışan ve hiç bir ilmi katkısı olmayan ve İslam’a aykırı görüşler içeren sıradan bir çalışma. Kölelik kabul edildikten, esirin pazarda mal gibi satılışı tecviz edildikten ve mülkiyet yoluyla cinsel ilişki onaylandıktan sonra yapılacak Kur’âni bir izah yoktur. Bilenenlerin tekrarı olur..Sahabilerin hayatından alınan uygulama örnekleri İslam öncesinin devamı nitelikli olup illa maked seleftir. İslam meseleyi Medeni Nisa, Enfal, Nur ve Muhammed surelerinde oluşturduğu savaş esirliği sistemiyle çözümlemiştir. Müminun 5-6 yı anlayamayan kafalar konuyu kavrayamazlar. Bu konu kitabımızda bütün soruları cevaplandıracak şekilde açıklanmıştır. Şartlı kafalara ve geleneksel kabulleri putlaştıranlara anlatılacak bir şey yoktur.

  2. Faruk Saban dedi ki:

    Selamlar, Konuyu başlangıçtan günümüze sade bir anlatımla bence gayet net olarak ortaya koydunuz, fakat insanların eski alışkanlıklarını kolay kolay terketmediği,sosyal ve ekonomik şartların kendi tabii seyri içerinde insanoğlunun gelişimi de buna bağlı olarak şekillendiği için kendi çıkarı söz konusu olduğunda maalesef Kur’an’ın emrine de aykırı olacak haksızlıkları zulümleri, Allah yasakladığı halde insan zulümden haksızlıktan vaz geçmiyor. Şimdi insanların yada Müslümanların yaptığı her işi biz kuranda kölelik cariyelik var diye meşru ve haklı mı görürüz, toplumların gelecekte ne ile karşılaşacağı neler yaşayacağı belli değil ki, Amerika’sı ,Avrupası köleliği insanlık dışı saydığı için mi yasakladı artık ekonomik getirisi olmayınca belki içlerinde az da olsa insani ahlaki ilkelerden kaldırılmasını isteyen de olmuş olabilir. İslam her kim olursan ol ne olursan ol haksızlık ve zulüm yapma demiştir.

  3. Murat Mercan dedi ki:

    Çok aydınlatıcı olmuş Allah razı olsun