
Geçmişin hatıraları bazen insanı hiç beklenmedik yerlerden yakalıyor. Geçenlerde televizyon karşısında oturmuş, Avrupa futbolunun nabzını tutarken, zihnim beni alıp Almanya’da yaşadığım yıllara (1967-1993), Ludwigshafen’in o çok renkli, çok dilli ve bol mültecili meşhur Hemshof mahallesine götürdü. Üniversiteye gittiğim o yıllarda orada bir tercüme bürom vardı; savaştan, yokluktan, dramdan kaçıp Almanya’nın endüstri kentlerine sığınan yerli ve yabancı mülteci Müslümanların resmî evrakını doldurur, iltica koşturmacalarında onlara dilimiz döndüğünce rehberlik ederdik. O günlerde büromuzun kapısını çalan, ürkek gözlerle geleceğe bakan o insanların çocuklarından bazıları, bugün bambaşka bir platformda, ezber bozan bir hikâyenin başrollerini oynuyor.
Almanya A Milli Futbol Takımı’ndan bahsediyorum. Bizim nesil gayet iyi hatırlar; 1980’lerin, 90’ların Alman milli takımı, monoblok bir yapıya sahipti. Sahaya çıkan kadro, neredeyse tamamen sarışın, Katolik ya da Protestan Hristiyan, “saf Alman” prototipinden oluşurdu. Ancak bugün gelinen noktada, o eski muhafazakâr kalıpların tamamen kaybolduğunu görüyoruz. Bugün 26 kişilik Alman milli takımı kadrosunun neredeyse yarısı göçmen kökenli ve daha da önemlisi, bu oyuncuların en az 6’sı inancını hayatının merkezine koymuş Müslüman futbolculardan oluşuyor. Kimler mi var bu grupta; Türkiye’den Afganistan’a, Afrika’dan Balkanlar’a uzanan o inanç atlasında öne çıkan isimler şunlar:
– Şanlıurfa’ya dayanan golcü Deniz Undav, Afyonkarahisar ilinin Hocalar ilçesinin Yeşilhisar köyünden Emre Can ve benim eski göz ağrım Ludwigshafen doğumlu, Afganistanlı bir mülteci ailenin evladı olan Nadiem Amiri… İbadetlerini ve inançlarını hayatlarında önemli bir yere koyan, Ramazan aylarındaki paylaşımlarıyla da bilinen oyuncular.
– Antonio Rüdiger: Dindar bir Müslüman olarak bilinir. Sosyal medyasından sık sık seccade başında dualar, kandil ve bayram tebrikleri paylaşır. Hatta geçtiğimiz turnuvalarda parmağını kaldırarak, verdiği tevhid selamı Almanya’da uzun süre sosyolojik bir tartışma konusu olmuştu.
– Jonathan Tah ve Malick Thiaw: Aile kökenleri ve yetiştirilme tarzları itibariyle İslâm inancına mensup, inanç hassasiyetleri olan diğer savunma oyuncuları.
Bu tablo, sadece bir spor kadrosunun zenginleşmesi olarak okunamaz. Karşımızda, son yıllarda Avrupa’yı, özellikle de Almanya’yı esir alan aşırı sağcı ideolojilere ve tırmanan İslamofobi dalgasına karşı yeşil sahalardan yükselen önemli bir sosyolojik panzehir var. İslâm düşmanlığının başka bir adı olan İslamofobik söylem, Müslümanı her zaman “gettolarda yaşayan, uyumsuz, modern dünyaya entegre olamayan karanlık bir öteki” olarak kurgular. Ancak siz o yabancıyı veya Müslümanı alır, Alman halkının en büyük ortak tutkusu olan millî takımın vitrinine koyarsanız, o karanlık ezber zamanla çöker.
Alman millî takımındaki bu dinî çeşitlilik ve özellikle Müslüman futbolcuların varlığı, Avrupa’daki İslamofobi dalgasına karşı aslında çok güçlü bir panzehir işlevi görüyor. Bunu birkaç temel sebebe ve toplumsal yansımaya bağlayabiliriz:
– “Öteki” Algısını Yıkmak: Bu saydığım isimler, milyonların sevgilisi olan, göğüslerinde Alman kartalını (milli takım armasını) taşıyan ve ülkenin gururu olan figürlerdir. Alman halkı, her hafta bu çocukların başarılarıyla seviniyor. Bu durum, zihinlerdeki “Müslüman” imajını aşırı sağcı partilerin çizdiği karanlık tablodan çıkarıp, başarılı ve sempatik bir kimliğe büründürüyor.
– Kurumsallaşmış Saygı ve Normalleşme: Alman Futbol Federasyonu’nun (DFB) bu futbolcular için helal yemek çıkardığını, kamp merkezlerinde ibadet imkânı sunduğunu veya Ramazan ayında oruç tutan oyuncular için özel idman programları hazırladığını artık tüm Alman kamuoyu biliyor ve bunu son derece “normal” karşılıyor. İnanç ritüellerinin bu kadar görünür ve saygın bir şekilde yaşanması, İslâm’ın Almanya’nın tabiî bir parçası olduğu gerçeğini toplumsal hafızaya kazıyor.
– Rol Model Etkisi: Göçmen ailelerin şimdiki çocukları, sokaklarda arkasında “Undav” veya “Rüdiger” yazan formalarla geziyor. Bu sadece Müslüman gençler için bir özgüven kaynağı olmakla kalmıyor; Alman çocukların da önyargısız büyümesini sağlıyor. Küçük bir Alman çocuğun hayran olduğu futbolcunun gol attıktan sonra sahada şükür duası etmesi, o çocuğun büyüdüğünde İslamofobik söylemlere prim vermesini ciddî oranda engelliyor.
Elbette aşırı sağcı çevreler (örneğin AFD gibi yapılar) zaman zaman bu çeşitliliği hedef alıp “Bu takım artık Alman takımı değil” gibi ırkçı propagandalar yapsa da sahadaki başarı ve futbolcuların samimî duruşu bu sesleri bastırıyor. 30 yılı aşkın bir süre önce Hemshof’taki o küçük tercüme büromda çaresiz mültecilerin evrakına vurduğumuz her mühür, meğer bu çocukların gelecekte yeşil sahalarda kuracağı adalet ve hoşgörü dünyasının ilk harçlarıymış. Ne mutlu o gün o tohumları ekenlere, ne mutlu bugün o tohumların meyvesini tüm dünyaya birer rol model olarak sunan genç evlatlarımıza.
Haluk Levent'i Yakından Tanıyalım: Örtü Düşmanı Türkan Saylan'ın Manevi Oğluymuş! Sosyal medyada büyük yankı uyandıran…
KADIN ERKEK TOKALAŞMASINDA İSLAMÎ ÖLÇÜ NEDİR? NATO toplantısında Cumhurbaşkanımızın tesettürlü eşi Emine Erdoğan hanımefendinin yabancı…
"GÖLGE CIA" STRATFOR'UN KURUCUSU GEORGE FRIEDMAN’DAN ÇARPICI ANALİZ: "BÖLGENİN HAKİMİ TÜRKLER OLMALI, İSRAİL’E İHTİYACIMIZ YOK"…
IRAK’TAN KAÇAK PETROL ALINDIĞI İDDİASI VE CEZA KONUSU Türkiye’de bazı muhalif çevrelerin manipülasyon ve dezenformasyon…
SAVAŞ BAŞLADI! JD Vance’ten İsrail’e Şok Rest: "Cehenneme Gidin, Bildiğimi Okumaya Devam Edeceğim!" ABD Başkan…
Almanya'nın güney bölgelerinde şiddetli yağışlar su baskınlarına yol açtı hakkında son gelişmeler. Almanya'nın güney bölgelerinde…
View Comments
Mükemmel bir yazı. Rabbim yazarından razı olsun
Kaleminize sağlık
Çok doğru benimde o yıllarda çocukluğum Almanyada geçtiği için dahada hissettim o yaşanan zorlukları