
İsrail Savunma Bakanı Israel Katz’ın, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı ve Türkiye’yi hedef alan açıklamaları Ankara’dan sert tepki gördü. Katz’ın, Gazze’de ateşkes ve barış müzakerelerinde rol üstlenen Hamas liderlerinden Halil el-Hayye’ye yönelik ölüm tehdidi, İsrail yönetiminin barış sürecine yaklaşımını yeniden gündeme taşıdı.
Katz, Hamas’ın siyasi liderlerinden Halil el-Hayye’yi hedef alan açıklamasında, öldürülen Hamas liderlerini hatırlatarak kendisinin de aynı akıbetle karşılaşacağını ifade etti. Açıklamalarında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı da hedef alan İsrailli Bakan, Türkiye’yi Hamas’a destek vermekle suçladı.
Katz, Temmuz 2024’te Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı Irak’ın devrik lideri Saddam Hüseyin’e benzetmiş ve Saddam’ın başına gelenleri hatırlaması gerektiğini söylemişti. Saddam Hüseyin’in idamına yapılan bu gönderme, o dönemde Erdoğan’a yönelik dolaylı bir ölüm tehdidi olarak değerlendirilmişti.
Son açıklamalarda Erdoğan’a doğrudan yöneltilmiş yeni bir ölüm tehdidi açıkça doğrulanmasa da Katz’ın geçmişteki sözleri ve bugün kullandığı tehdit dili, Türkiye’ye yönelik gözdağı tartışmalarını yeniden alevlendirdi.
AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik ve Cumhurbaşkanlığı İletişim Başkanı Burhanettin Duran, Katz’ın açıklamalarına tepki gösterdi. Türkiye’nin tehdit ve provokasyonlarla geri adım atmayacağını vurgulayan yetkililer, Filistin halkının haklarını ve kalıcı barışı savunmayı sürdüreceğini belirtti.
Ateşkes ve barış görüşmelerinin sürdüğü bir dönemde müzakere aktörlerinin ölümle tehdit edilmesi, diplomatik çözüm çabalarına yönelik ciddi soru işaretleri doğurdu. İsrail yönetiminin bu tutumu, barış arayışının yerini tehdit ve sindirme politikasının alıp almadığı tartışmasını yeniden gündeme getirdi.
HABER YORUM

İsrail’in Şımarıklığı, Katz’ın Hadsizliği!
Şımarmak…
Hadsizleşmek…
Ve hatta ne dediğini bilemeyecek kadar şımarmak ve hadsizleşmek…
İsrail‘de seçimler yaklaştıkça türbinlere oynayacağım derken aptalca laflar etmek…
Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanını tehdit edenlere söyleyecek çok lafımız var aslında…
Ama biz şimdilik hadsiz ve şımarık kelimeleriyle yetinelim…
-Sen bin bir İngiliz entrikasıyla Filistin topraklarında güya sözde bir devlet kuracaksın,
-1948 yılından bu yana köyleri basacak, sabah namazında camilerde insanları katledeceksin,
-7 Ekim’den bu yana Gazze’de soykırım gerçekleştireceksin,
-Batı Şeria’da yerleşimci adı altında Filistinlilerin topraklarını evlerini gasp edeceksin,
sonrada çıkıp, bu işe karşı çıkan devlet adamlarını tehdit edeceksin…
Buna pişkinlik yahu…
Bu nasıl bir arsızlık?
“Sen kimsin ki, asırlık bir devlet geleneğinin temsilcisi olan Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanını tehdit ediyorsun?”
Sen kimsin ki Filistin‘de kan gövdeyi götürürken, Gazze’de çocuklar açlıktan ölürken, dünyanın gözü önünde insanlar katledilirken bir de kalkıp barış için çaba gösterenleri tehdit ediyorsun?
Yoksa sen, yıllardır sırtını dayadığın ABD‘ye, Avrupa’ya ve onların bitmek bilmeyen desteğine güvenerek her istediğini yapabileceğini mi sanıyorsun?
Şunu iyi bil ki ey Siyonist kafa Katz!
Dünya artık eski dünya değil!
Dünya sizin propaganda merkezlerinizden, algı operasyonlarınızdan ve yalanlarınızdan ibaret değil. İnsanlar görüyor, duyuyor, izliyor. Dün terörist ilan ettiğiniz, bugün masaya oturmak zorunda kaldığınız insanları da görüyor. Barış görüşmeleri devam ederken ölüm tehditleri savuranların kim olduğunu da görüyor.
Bir tarafta barış diyeceksin, diğer tarafta tehditler savuracaksın!
Bir tarafta ateşkes anlaşmalarına imza atacaksın, diğer tarafta anlaşmaları ihlal edeceksin!
Bir tarafta kendini dünyanın en demokratik ülkelerinden biri diye pazarlayacaksın, diğer tarafta işgalin, yıkımın ve ölümün hesabını vermekten kaçacaksın!
Sonra da çıkıp Türkiye‘ye parmak sallayacaksın!
O parmağı…….
Hadi oradan!
Türkiye Cumhuriyeti, tehditlerle hizaya getirilecek bir ülke değildir. Bu milletin tarihinde nice tehditler, nice kuşatmalar, nice emperyalist hesaplar vardır. Hiçbiri bu millete diz çöktürememiştir.
Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanına yönelik tehdit dili kullanmak en hafif tabiriyle safdilliktir. Bunun adı diplomasi değildir. Bunun adı, gücün verdiği kibirle şımarmak, hadsizleşmek ve ölçüsüz bir şekilde işkembe-i Kübradan sallamaktır…
Unutmayın!
Güçlü olmak, her istediğini yapabilmek değildir. Asıl güç, adaletten ayrılmamaktır. Asıl büyüklük, mazlumun ahını almamaktır. Ama siz Siyonistler öyle narsist bir kişiliğe sahipsiniz ki, adletten ayrılmayı güç, mazlumun ahını almayı büyüklük zannediyorsunuz…
Hemen belirtelim:
Tarih, kendisini dünyanın efendisi zanneden nice zalimleri gördü. Hepsi geldi geçti. Geride bıraktıkları ise ne saltanatları ne de kibirleri oldu; zulümleriyle anıldılar.
Ve bugün Gazze’de yaşananları seyreden dünya şunu bir kez daha hatırlamalıdır:
Zulüm ebedî değildir. Zalim de yaptığı zulümle abad olmaz!
Şımarıklık diz boyu, hadsizlik dağları aşar,
Zulümle kurulan saltanat, bir gün elbet yıkılır, şaşar.
Mazluma kan kusturan, dünyaya tehdit savurur,
Lakin zalimin hesabı, ilahî adalette sorulur!
İSLAMİ HABER “MİRAT”