islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
16,7832
EURO
17,4971
ALTIN
976,05
BIST
2.443,77
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
28°C
İstanbul
28°C
Açık
Pazar Açık
28°C
Pazartesi Açık
29°C
Salı Parçalı Bulutlu
29°C
Çarşamba Az Bulutlu
29°C

İstiklal mahkemeleri dosyaları neden tutsak?

İstiklal mahkemeleri dosyaları neden tutsak?
15.05.2017
A+
A-

Atatürkçülerin çıkmazı ve zihnî yanılgıları tam da burada kendisini gösterir. Hem “O büyük adam (Atatürk), milletin kendisini takip edeceğini ve devrimleri iyi karşılayacağına emindi” derler, hem de buna rağmen İstiklal Mahkemeleri aracılığıyla muhaliflerin/mürtecilerin idam edilmesini de gerekli görürler.

Son günlerde Atatürk ve yaşadığı döneme ait tartışmalar yine gündemde. Yakın tarihimizi ilmî ve objektif yönden değerlendirebilmek için, döneme dair belgelere ihtiyaç vardır. Ne var ki tam da en çok tartışılan tarihî şahsiyetlerin uygulamalarını gösteren belgeleri incelemek hiç de kolay değil. Çünkü bu belgelere erişim, genelde kanun yoluyla engellenmektedir.

Mesela yaklaşık yedi yıl önce TBMM arşivlerinde saklanan 12 milyon orijinal belge, Meclis tarafından yürütülen’Otomasyon Projesi’ çerçevesinde kamuoyuna yani bilim adamlarına da açıldı. Ancak dönemim Ak Partili Meclis Başkanı Mehmet Ali Şahin, bu belgelerin kamuoyuna açıklanması konusunda gerekli talimatları verirken, Meclis arşivlerindeki kozmik odada saklanan İstiklal Mahkemelerinin çok tartışmalı kararlarına dayanak teşkil eden 962 dosyanın incelenmesini sakıncalı görmüştü. Böylece Türkiye’nin yakın geçmişi ile yüzleşmesi yine engellenmiş oldu.

İstiklal Mahkemeleri Bir Dönemim Zulüm Aracı Mıydı?

Cumhurreisi ve CHP Genel Başkanı Mustafa Kemal Paşa’nın ısrarlarıyla 4 Mart 1925’te 79’a karşı 82 gibi az bir oy farkıyla Takrir-i Sükûn Kanunu meclisten geçer ve bununla birlikte İstiklal Mahkemeleri yeniden devreye sokulur. Bölgesel bir sorun olduğu halde Şeyh Sait İsyanı bahane edilerek, bütün memlekette sıkı önlemlere başvurulur ve fikir özgürlüğü bütünüyle elden gider. Gerek sol, gerekse muhafazakâr basın susturulur. Sosyalistlerin en büyük gazetesi “Aydınlık“, “Yoldaş”ve “Orak Çekiç” kapatılır. Muhafazakâr, “Terakkiperver Cumhuriyet Partisi”çatısında toplanan sağ muhalefetin de gazeteleri yasaklanır.

Muhalif siyasî kadronun baş aktörleri, ya tutuklanır, ya da sürgün edilir. Mesela sosyalist hareketin öncülerinden Şefik Hüsnüve 57 arkadaşı 1927’de tutuklandıktan sonra yargılanır ve hapse atılır. Nisan 1929’da salıverildikten sonra Avrupa’ya sürgüne gönderilir. 1923’ten 1939 yılına kadar CHP milletvekili olan ve Atatürk’ün Cumhuriyeti korumak adına başvurduğu sert tedbirlerin arkasında duran Ragıp ÖzdemiroğluHıfzı Topuz’a ait olan “Bana Atatürk’ü Anlattılar” kitabına verdiği mülakatta Takrir-i Sükûn Kanunu’nu ve İstiklal Mahkemelerini sonuna kadar savunur.

Devrimlere karşı olanların homurdandıkları dönemde Cumhuriyetin selameti için bu gibi önlemlere başvurmak zaruriymiş (s. 75). Özdemiroğlu, “devrimlere karşı olan cereyanlar bir homurtudan ileri gidemezdi” diyerek, aslında dayatılan devrimlere karşı olanların sadece sözel eleştiri haklarını kullandıklarını kabul eder. Ancak buna rağmen “devrimleri baltalamaya çalışanların kafasını kırardık”sözleriyle de kurulan yeni devletin muhaliflere karşı orantısız güç kullandığını da açıkça itiraf eder. Bu sözler, aslında yeni rejimin halkın desteğini alamadığının ve halkı devlet terörü yöntemleriyle susturmak isteyişinin bir teyididir. Bu sözleri inanarak bile olsa söyleyen her vicdan sahibi insan, Cumhuriyet adına yapılanların doğru ve insanî olmadığını suçluluk psikolojisi ile vicdanında hisseder. Bunun için Atatürkçüler, Cumhuriyetin ilk yıllarında uygulanan insanlık dışı zulümleri ya görmezlikten gelir, ya da Özdemiroğlu’nun savunmasına benzer bir gerekçe öne sürerler: “O dönemin havası bunu gerektiriyordu”.

Atatürkçülerin çıkmazı ve zihnî yanılgıları tam da burada kendisini gösterir. Hem “O büyük adam (Atatürk), milletin kendisini takip edeceğini ve devrimleri iyi karşılayacağına emindi” derler, hem de buna rağmen İstiklal Mahkemeleri aracılığıyla muhaliflerin/mürtecilerin idam edilmesini de gerekli görürler. Atatürk’e yakınlığı ile bilinen Falih Rifki Atay, “Eski Saat” isimli kitabında mertçe hem asmanın gerekçelerini sayar, hem de asılan insanlar hakkında sayı bile verir. “İrtica ile boğuşmanın istilayı söküp atmaktan daha lâzım ve zor olduğunu belirtmek isteriz. Onun içindir ki, Kurtuluş savaşındaki (10 bin) can kaybının 50 kat fazlasının irtica ile savaşta verildiğini hatırlatmak gerekir…”(s. 330).

Demek ki devrimlerin iyice yerleşmesini sağlamak adına takribî olarak 500 bin insan asıldı. Bu rakamı doğrusu biraz abartılı buldum, belki 500 bin insan bu mahkemelerde yargılanıp değişik cezalara uğramış olabilir. Ama diyelim ki bu kadar insan idam edilmedi de sadece beş bin kişinin canına kıyıldı. Beş bin can ve birkaç yıl içinde. En büyük zulüm, haksız yere bir insanın canına kıymak değil midir?

Haksız yere idam edilen şahsiyetlerin kimliklerini ve mesleklerini bir öğrenseniz var ya üzüntüden dudaklarınız uçuklar. Mesela bir entelektüel birikim olan Eski Maliye Bakanı Mehmet Cavit Bey’in (1875-1926) ne günahı vardı da idam edildi? Devrimlerden önce yazdığı bir kitabı bahane edilerek asılan İskilipli Atıf Hoca(1875-1926) hakkında ne demeli? Cumhuriyetin aklanabilmesi ve insan haklarına dayanan demokratik bir hukuk sisteminin tesisi için bunların tek tek hesabı verilmelidir. Sorumlular, ellerine geçen gücü maalesef suiistimal ettiler ve devrimlere fikren de olsa karşı çıkanları düşman bildiler ve onları “yok ettiler”.

Haddizatında bu “yok etme” zihniyeti halen de devam ediyor. Eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, 27 Nisan 2007 tarihli muhtırasındaki sözleri bir hatırlayın: ”Cumhuriyetimizin kurucusu Ulu Önder Atatürk’ün, “Ne mutlu Türküm diyene!” anlayışına karşı çıkan herkes, Türkiye Cumhuriyeti’nin düşmanıdır ve öyle kalacaktır”. Bu sözlerin arkasında ne yatıyor? Çok açık. Atatürk’ün kendisine yönelik olmasa da devrimlerini (CHP’nin 6 Okunu) benimsemeyenler, Türkiye düşmanıdır ve dolayısıyla vatan hainidir.

Velhasıl

Atatürkçüler, devrimler adına İstiklal Mahkemeleri aracılığıyla yapılan zulümleri, bu kadar hoyratça hem gizlemesini beceriyor, hem de devrimlere fikren dahî olsa karşı çıkan insanlarımızı Türkiye düşmanı olarak ilan edebiliyor. Buna karşılık muhafazakâr iktidar, bir taraftan sözde Ermeni Soykırım iddialarını tarihçiler araştırsın diyor, diğer taraftan da kendi tarihimizi araştırmaya gelince geri adım atıyor. Halen sakıncalı görülen İstiklal Mahkemeleri arşivleri kamuoyuna açılmadıkça, Latife Hanımın özel hatıraları Türk Tarih Kurumunda saklanan çuvallardan çıkarılmadıkça ve Atatürk’ü Koruma Kanunu kaldırılmadıkça vatandaşlarımızın tarihî gerçekleri öğrenmesi de mümkün olmayacaktır.

Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.