islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
44,2207
EURO
50,5377
ALTIN
7.136,03
BIST
13.092,93
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
10°C
İstanbul
10°C
Çok Bulutlu
Pazartesi Hafif Yağmurlu
12°C
Salı Az Bulutlu
12°C
Çarşamba Çok Bulutlu
10°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
10°C

İYİ İNSANIN VASIFLARI

İYİ İNSANIN VASIFLARI
13/02/2025 09:14
A+
A-

İslam bakış açısından “iyi insan” Kur’an-ı Kerim ve Allah’ın Resulü (s.a.)’nün profilini çizdiği insandır. Bu profile tamı tamına uyan peygamberlerden ve son peygamber Hz. Muhammet (s.a.)’ten daha iyi insan yoktur, peygamberler iyi insanın rol modelleridir. Pygamberleri hakkıyla ve layıkıyla takip eden insanlar “Rahmanın kulları” olmaya hak kazanmaktadırlar.

İyi insanın belli başlı özellikleri, yüce Allah’ın tek ve bir ilah kabul etmesi, haksız yere insan öldürmemesidir. Başka özellikleri de var ama Furkan (25) suresinin 68-71 arası ayetlerde bu ikisinin peşpeşe zikredilmiş olması anlamlıdır; bu demektir ki haksız yere insan öldürme, Allah’a ortak (şerik) koşma suçundan sonra sıraya gelen en büyük cürümdür, üçüncü sırada zina suçu yer almaktadır:

Ve onlar, Allah ile beraber başka bir ilâha tapmazlar. Allah’ın haram kıldığı canı haksız yere öldürmezler ve zina etmezler. Kim bunları yaparsa ‘ağır bir ceza ile’ karşılaşır. Kıyâmet günü, azap ona kat kat arttırılır ve içinde aşağılanmış olarak temelli kalır. Ancak tevbe eden, imân eden ve salih amellerde bulunup davranan başka; işte onların günahlarını Allah iyiliklere çevirir. Allah, çok bağışlayandır, çok esirgeyendir. Kim tevbe eder ve salih amellerde bulunursa, gerçekten o, tevbesi (ve kendisi) kabul edilmiş olarak Allah’a döner.” (25/68-71.)

Seçkin insan profiline sahip olan mü’minler kesin olarak şu üç suçu işlemezler: Allah’a ortak koşmak (şirk), haksız yere insan öldürmek ve zina fiilini işlemek. 68. ayette bizim “başka bir ilaha tapmazlar” olarak çevirdiğimiz kelime bazı müfessirlere göre “dua”dır. Müslümanların hayatında dua merkezi bir öneme sahiptir, konuyla ilgili yazılarımızın sonunda buna dönme fırsatımız olacak.

Dua güç ve iktidar sahibi birinden yardım istemek, ona dayanmak, sığınmak, hükmünü ve otoritesini kabullenmek gibi anlamlara gelir. Bu ancak Allah’a mahsus şeylerdir. Başkasından bu türden yardımlar talep eden o şahsın mutlak güç ve iktidarını, otoritesini kabul etmiş, ona boyun eğmiş olur. Mü’min sadece Allah’tan yardım talep eder ve sadece O’na kullukta bulunur. (Bkz. 1/Fatiha, 5.)

Mü’min kimsenin asla yapmayacağı, yapmaması gereken ikinci şey adam öldürmektir. Kimsenin bir başkasının kanını akıtmaya, canını alıp hayatını son vermeye hakkı yoktur. Çünkü canı veren, hayatı bağışlayan Allah’tır. Cinayet Allah’ın tasarrufuna tecavuz etmektir, bu yüzden büyük bir suçtur. Nefsi müdafaa veya haklı gerekçelere dayalı savaş hali müstesna. Meşru sebeplerle çıkan ve adil (orantılı güç kullanma, sivilleri dışarıda tutma vs.) şekilde yürütülen bir savaşta insan düşmanını öldürebilir. Esasında savaşın esprisi saldırganı, zorbayı etkisiz hale getirmektir. Eğer öldürmeden saldırganı etkisiz hale getirmek mümkünse öldürülmez, başka yolu yoksa öldürülür. Zina da ağır suçlardan yani büyük günahlardan biridir (24/Nur, 2-3). Zina öylesine çirkin ve ağır bir suçtur ki, değil işlemek ona yaklaşılması bile yasaktır (17/İsra, 32-33).

Gayet manidar Kur’an-ı Kerim, suç ve günah işleyenler ile aynı zamanda iyilik ve sevap işleyenlerin durumuna işaret etmektedir (25/70). Kişi hayatında hem iyilik hem kötülük işleyebilir. Eğer günahları Allah’a karşı işlenmişse yüce Allah dilerse kendi hakkından vazgeçer, kulunu affeder, bu O’nun tasarrufundadır: Şirk koşan Hıristiyanlar için İsa aleyhisselam, kendini böyle bir şeyi telkin etmekten teberi ettikten sonra şöyle der:

Eğer onları azablandırırsan, şüphesiz onlar Senin kullarındır, eğer onları bağışlarsan, şüphesiz aziz olan, hakim olan Sen’sin Sen.” (5/Maide, 118.)

Ancak kötülükler kullara ait ise –çünkü zararlar kullara verilmiştir- onların kendi rızalarıyla haklarından vazgeçmeleri gerekir. Diyelim ki, kulun günahları ile sevapları bir arada olsun. Böyle bir durumda iyilikler (hasenat) cezaları azaltır, hafifletir. Bu mümkündür. Buna “muhasebe” denir. Sevap ve iyilikleri ne kadar çok ve büyük olursa olsun, işlenen suç ve günahların da hesaba katılması gerekir, aksi halde kötülüklerin herhangi bir anlamı olmazdı. Böyle olsaydı insanlar iyilik yaparak, duruma göre de kötülük yapmaktan çekinmezlerdi. İyilikler ve kötülükler arasında bir değerlendirme, muhasebe olması ilahi adalet gereğidir. (Bkz. 4/Nisa, 48 ve 93.)

Ayrıca eklemek gerekir ki, mağduriyete uğramış kul, onu mağdur eden kuldan hakkından feragat etmedikçe muhasebeden kurtulması mümkün değildir, kendi hakkının ihlal suçunu –dilerse- affeden yüce Allah, kulu hakkından vazgeçmeye mecbur etmez. Bu demektir ki, devlet, parlamento, yetkili merciler insanlara karşı işlenmiş suçları ve suçluları –katilleri, hırsızları, tecavüzcüleri, gaspçıları, kadın-uyuşturucu-insan tacirlerini vs. kimseleri- affedemez, affetme yetkisini yoktur; affediyorsa mazlumların ve mağdurların haklarına tecavüz etmiş olur. Maalesef devlet bu suçluları affederken, İslam hukukunda yeri ve karşılığı olmayan siyasi suçlar ihdas edip masum insanları hapse tıkmaktadır.

“Cezanın kat kat verilmesi” tefsirciler tarafından şirk, cinayet, zina, başka suç ve günahlar dolayısıyla terettüp eden cezaların birbiri üstüne eklenmesi demek olduğunu söylemişlerdir. İnkâr ve isyanı yaygınlaştırıp başkalarını yoldan saptıranlar sebep oldukları başka suç ve günahların da cezasını üstlenirler. (Bkz. 5/Maide, 29 ve 7/A’raf, 38).

Tövbe ile kurtulacak olan insanın, öncelikle bırakması gereken Allah’a şirk koşmak, cinayet işlemek ve zina etmek gibi fiillerdir. Genel prensip olarak Kur’an-ı Kerim’de tövbe etmeye çağrılan insandan istenen, zikredilen suç ev günahları terketmesidir. Bu tahsisi olarak tevbe etmeyi gerektirir. Bu ayet kümesinde şirk, cinayet ve zina suçları zikredilmiştir; başka ayet kümesinde başka suç ve günahlar zikredilir. Tabiatıyla tevbe etmek demek, sadece dille “tevbe estağfurullah!”ı bir tür replik olarak tekrarlamak değil, kalpte verilen bilinçli bir kararla bir daha suç fiilini işlememeye azmetmek ve işlememektir. Tevbe’nin bir imkan olarak mevcud olması, suça eğilimli insanların daha çok suç işlemesinin önüne geçer. Zira kişi işlediği suçtan dolayı hiçbir şekilde affedilmeyeceğine kanaat getirirse, suç işlemeye devam eder, derken suç makinasına döner.

Tevbe kararını taçlandıracak olan da “salih amel”dir. Daha önce işlenen suçla kişi hem kendine hem sosyal çevreye zarar vermişti, şimdi o suçlardan pişmanlık duymuş, bir daha yapmamaya karar vermiştir. Bunu bir bakıma önceki zamanda verdiği zararları telafi etmek üzere salih amelde bulunacak hem kendi kişiliğine hem topluma fayda sağlayacaktır. Bunu başarabilirse, şanı yüce Allah onu affedecek ve kul “tevbesi kabul edilmiş olarak Allah’a döneceği”nden sanki suç ve günah işlememiş gibi olacaktır.

Ali Bulaç

MİRATHABER.COM -YOUTUBE- 

 

ETİKETLER: ÜSTMANŞET, yazarlar
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.