islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
48,6052
EURO
56,4750
ALTIN
6.800,32
BIST
14.393,85
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
28°C
İstanbul
28°C
Açık
Cumartesi Parçalı Bulutlu
28°C
Pazar Yağmurlu
24°C
Pazartesi Hafif Yağmurlu
22°C
Salı Çok Bulutlu
24°C

MARKSİST MÜSLÜMAN OLMAZ!

MARKSİST MÜSLÜMAN OLMAZ!

MARKSİST MÜSLÜMAN OLMAZ!

Son devrin en vahim ruh felaketlerinden ve zihniyet marazlarından biri, Doğu ve Batı tefekkürünün asliyetinden bihaber olan yüzeysel bilgiyle yetinen aydınların, hakikat-i mutlakayı beşerî izmlerin dar parantezlerine hapsetme yanılgısıdır. “Marksist Müslüman”, “İslam Sosyalizmi” yahut “İslam Demokrasisi” gibi yamalı bohça tabirler, hakikat çilesinden ve diyalektik namustan mahrum olanların uydurduğu, hakikatle bağdaşmayan ifadelerdir. Kutup ayısını hurma ağacının ikliminde yaşatmaya kalkışmak nasıl nefsani bir beyhudelikse; ezeli ve ebedî yeni olan İslâm’ı, maddeden başka hiçbir varlık sahası tanımayan bâtıl sistemlerle evlendirmeye yeltenmek de öyle bir yanılgıdır.

İslâm, her şeyi kuşatan mutlak nizam olarak hiçbir beşerî düşüncenin, hiçbir “izm”in kulvarına ve emrine girmez; bilakis her şeyi kendi emri ve tasarrufu altına alır. Kendisini bir başka beşerî sisteme benzetmeye veya ona payanda kılmaya kalkan her teşebbüs, İslâm’ın tevhit akidesini ve şümullü yapısını zedeler. Nitekim idrakini bu şekilde sınırlandırmış olanlar, İslâm’ın ulvî hakikatlerini yüceltiyorum zannıyla “İslâm sınıfsız bir toplumdur” gibi yüzeysel ifadelere sarıldıklarında, bizzat İslâm’ın özünü gürültüye getirip harcamışlardır. Oysa yarım Marksist olmayacağı gibi yarım Müslüman da olmaz; bir fikir ve bir dünya görüşü ya bir bütün olarak benimsenir yahut reddedilir.

Fikir ve aksiyon dünyasında köklerini tarihe ve maveraya uzatamayan Marksizm, esasen insan ruhunun ipe çekildiği üç ayaklı bir sehpadır. Bu sehpanın fikir dayanağı diye gösterilen Hegel felsefesi, Marks ve Engels tarafından yeniden yorumlanarak materyalist bir diyalektiğe dönüştürülmüştür. Kendi diyalektiklerini kurarken Hegel’den aldıklarını itiraf eden bu anlayış, temelde bir fikri devralma davranışından ibarettir.

Tarihî Maddecilik adı verilen bu eksik dünya görüşü; Hazret-i Âdem’den bu yana insanlığın Allah’ı arayan ruh bünyesini, vicdanını, ahlakını ve mavera iştiyakını topyekûn iptal eder. Bütün varlığı kaba maddeye ve hareket kombinezonlarına indirgeyen Marksizm, her türlü dinî, felsefî ve fikrî değeri maişet şartlarının ve buğday rekoltesinin dalgalanışına bağlayacak kadar akıl dışı bir yaklaşım sergiler.

“Din afyondur” nakaratını bir kıble gibi duvarlara kazıyan bu anlayış, (ki bu anlayışı sonrasında modernistler, Batı’ya yaranmak için farklı manalara gelecek şekilde tartışmalı sosyolojik tespitlerle değiştirmeye kalksalar da Marx’ın bu sözü söylerken amaçladığı şey, çok daha farklı.) insanı sadece bir üretim aleti ve hayvani dürtülerin esiri seviyesine indirir. Aileyi, özel mülkiyeti, mukaddesatı, vatanı ve milleti ilga etmeyi hedefleyen bir doktrinin, kâinatı Allah’ın marifetine ermek üzere yaratılmış bir harikalar manzumesi bilen Müslüman idrakiyle en küçük bir teması dahi olamaz. Marksizm, Bergson’un da teşhis ettiği üzere, Batı entelektüelinin geçirdiği bir intihar tecrübesinden ve toplumu Taş Devri’nden geri bir noktaya yuvarlayan bir ruh yıkımından başka bir şey değildir.

Marksist veya sosyalist jargonların İslâm’a yamanması gayretiyle uydurulan “İslam Sosyalizmi” gibi kavramlar, tarihi ve şer’î hakikatlerin tahrif edilmesinden beslenir. Bu yorumu öne çıkaranların sıklıkla istismar ettiği Ebu Zer Hazretleri’nin (r.a.) Hz. Osman (r.a.) karşısındaki tavrı, sosyalizme senet kılınamaz. Ebu Zer Hazretleri, şeriatın batınından gelen şahsi bir zühd ve vecd seviyesinden konuşmuş; toplumsal idarede herkesin tırmanamayacağı ruhî bir şahikayı ifade etmiştir.

Nitekim Hz. Osman (r.a.), Ebu Zer Hazretleri’nin zenginlerden alıp fakirlere dağıtılması yönündeki teessürî ihtarına karşı usul ve esas bakımından İslâm’ın çizgisini vazetmiştir: “Ben Allah Resulü’nden görmediğimi yapmam! İslâm’da mülkiyet esastır, yardım da… Dileyen dilediğini verir; fakat ben zorlayamam.”

İslâm’ın iktisadi doktrini, ne kapitalizmin başıboş ve urlaşan sermaye sömürüsüne yol verir ne de sosyalizmin ferdî mülkiyeti ve tefekkürü yok eden devletleştirme uygulamasına geçit tanır. İslâm, faizi haram kılıp duran sermayeyi zekat kamçısıyla süzerek cemiyete akıtan, mülkiyet hakkını korurken onun zulme dönüşmesini önleyen ezelî ve ebedî ilahî muvazene nizamıdır. Şeriat seviyesinde “Seninki senin, benimki benim”, tarikat seviyesinde “Seninki senin, benimki de senin”, hakikat seviyesinde ise “Ne seninki senin, ne benimki benim; her şey Allah’ın!” düsturuyla hallolan mülkiyet davasını, maddeden başka şey görmeyen maddeci diyalektikçilerin anlaması imkânsızdır.

Günümüzde bazı Marksist tarihçilerin veya araştırmacıların Hz. Peygamber’in (s.a.v.) hayatını, Mekke’nin iktisadi şartlarını ve İslâm tarihini incelemelerini bir “hüsnüniyet” veya “İslâm’a değer verme” olarak sunmak tam bir gaflettir. Marksistlerin ve seküler oryantalistlerin yaptığı iş; vahyi, nübüvveti ve ilahî kaynağı paranteze alarak İslâm’ın doğuşunu kabile içi sınıf çatışmalarına, ticaret yollarına ve iktisadi şartlara indirgemekten ibarettir.

Resul-i Ekrem Efendimizi (s.a.v.) Allah’ın vahye mazhar elçisi olarak değil de sadece “üstün zekâlı bir kabile siyasetçisi” yahut “toplumsal bir reformcu” seviyesine indirmek, İslâm’ın kudsiyetini ve ruhunu zedeleyen bir yaklaşımdır. İslâm; ne kapitalist bireyciliğe karşı sığınılacak geçici bir aparat, ne de Marksist tezleri doğrulamaya yarayacak tarihî bir malzeme deposudur.

Roger Garaudy gibi komünist teorisyenlerin İslâm’a yönelişi de Marksist ideolojinin bir uzantısı değil; aksine maddeden ibaret sanılan materyalist çıkmazın iflası karşısında, ruhu ve fıtratı kuşatan mutlak vahyi kabul ederek özüne dönüştür. Müslüman olmak; materyalist ezberleri İslâm’a giydirmek değil, kâinatı kuşatan İslâmî hakikatte fani olmaktır.

Marksizm’in iddia ettiği “üst dil ve üst diyalektik” söylemi tutarsız bir söylemdir; zira gerçek üst dil ve üst diyalektik doğrudan doğruya metafiziğin ve İslâm’ın malıdır. Necip Fazıl’ın ifadesiyle “dağları taşları ardından sürükleyen büyük diyalektik”, İslâm’a muhatap anlayışın ta kendisidir.

Ümmî bir İslâm büyüğünün “İslâm, zıt kutuplar arası muvazenenin nizamıdır” buyurduğu gibi; cehaletle Müslümanlık asla bir arada bulunamaz. Küfrün kaynağını tanımayan, bâtılın iç yüzünü teşrih edemeyen bir anlayış gerçek imanın muhafazasına eremez.

Netice itibarıyla: MARKSİST MÜSLÜMAN OLMAZ!

Eminiz ki maddede çürüyen, ruhu reddeden, insanı tesadüfi bir katı hareketten ibaret gören Marksizm ile; ezelden gelip ebede giden, insanı Allah’ın halifesi kılan İslâm arasında ne bir nikah ne de bir köprü kurulabilir. “Güneşe evet, ışığına hayır” demek ne kadar abesse; “Allah’a evet, Şeriatına hayır” yahut “Müslümanlığa evet, ilahî nizamına hayır” diyerek Marksist kalıplara sığınmak da büyük bir çelişki ve yanılgıdır.

Müslüman ne Batı’nın sorunlu kapitalizmine ne de Doğu’nun haşin ve ruhsuz maddeciliğine muhtaçtır. Bütün insani dertlerin tek dermanı, Ehl-i Sünnet ve Cemaat caddesinde, Sünnet ve Şeriat ölçülerine pazarlıksız teslimiyettir.

Hasan Karademir

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.