islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
18,8162
EURO
20,4555
ALTIN
1.166,89
BIST
4.976,55
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
7°C
İstanbul
7°C
Az Bulutlu
Çarşamba Açık
10°C
Perşembe Çok Bulutlu
7°C
Cuma Hafif Yağmurlu
7°C
Cumartesi Çok Bulutlu
3°C

Korona Günlerinde Ödenemeyen Borçlar

Korona Günlerinde Ödenemeyen Borçlar

Son birkaç aydır tüm dünyayı tesiri altına alan Covid-19 virüs salgını sebebiyle insanlık olarak çok zor günlerden geçiyoruz. En zenginden en fakire, şehirlisinden köylüsüne, moderninden ilkeline bu salgın herkesin rutin hayatını çok olumsuz yönde etkiledi. Dünyadaki beşeri, iktisadi, içtimai tüm münasebetler durma noktasına geldiği gibi, bu salgın insanlar arasındaki hukuki ilişkilerin de gözden geçirilmesini, alacak-borç ilişkilerinin de revize edilmesini gerektirdi.

Evet, insanların başta bankalara olmak üzere, piyasaya borçları olduğu muhakkak. Salgından önce çekilmiş krediler, keşide edilmiş çekler, piyasaya verilmiş bonolar, vadesi gelmiş faturalar, esnaf ve tüccar arasındaki cari ilişkiler…

Tüm hukuk sistemlerinde tabii afetler, salgın hastalıklar, yangın vb durumlar için kabul edilmiş mücbir sebep kavramı, bizim hukukumuzda da geçerlidir. Mücbir sebep, kişinin kendisinin yol açmadığı bir zor durumda kalma halini ifade eder. Örneğin bir bölgede deprem olmuş, esnaf dükkânından, tüccar malından, borçlu evinden barkından olmuş ise, bu kimselerden borcunu günü gününe ödemeleri beklenemez. Zira başına mücbir sebeplerden olan tabii bir afet gelmiştir ve hukuk düzenine göre, mücbir sebebin tesiri ortadan kalkana kadar alacaklı, borçludan borcunu ödemesini bekleyemez.

İşte son günlerde tüm dünyayı eve hapseden bu virüs salgını da bir mücbir sebeptir. Zira salgın sebebiyle bazı işçiler ücretsiz izne gönderilmiştir. Lokanta, restoran, kafe gibi esnafların dükkânı bu süreçte kapanmak zorunda kalmıştır. Üretim sektöründe, toplum sağlığı açısından işçilerin dönüşümlü olarak işyerine gelmesi mecbur kılındığından, üretim kapasitesi yarı yarıya düşmüştür. Dolayısı ile üretim azalınca gelir de düşmüş, belki maliyetler ve vadesi gelen borçlar karşılanamaz olmuş durumdadır.

Bu durağanlıktan kaynaklı mağduriyetleri azaltmak için tüm dünya devletleri gibi Devletimiz de geçici bazı tedbirler açıklamış ise de elbette ki dünyada hiçbir devletin ekonomisi, kendi vatandaşlarının günlük borçlarını karşılayacak kapasitede olmadığından, bu tedbirler yeterli gelmemektedir. O sebeple piyasa “birbirini idare etme” döngüsü ile asgari olarak çarklarını döndürmek mecburiyetindedir. Bu mecburiyetin dışına çıkılarak, alacaklı illa ki alacağımı gününde isterim şeklinde bir tavır takınırsa, borçlu hukuki haklarına sarılmalıdır. Zira başta da ifade ettiğimiz gibi bu salgın, borcun ifasını imkansız kılan bir mücbir sebeptir.

Türk hukukunda borç ilişkilerini düzenleyen temel kanun 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’dur. Kanunun “Aşırı İfa Güçlüğü” başlıklı 138. maddesi şöyledir:

MADDE 138- Sözleşmenin yapıldığı sırada taraflarca öngörülmeyen ve öngörülmesi de beklenmeyen olağanüstü bir durum, borçludan kaynaklanmayan bir sebeple ortaya çıkar ve sözleşmenin yapıldığı sırada mevcut olguları, kendisinden ifanın istenmesini dürüstlük kurallarına aykırı düşecek derecede borçlu aleyhine değiştirir ve borçlu da borcunu henüz ifa etmemiş veya ifanın aşırı ölçüde güçleşmesinden doğan haklarını saklı tutarak ifa etmiş olursa borçlu, hâkimden sözleşmenin yeni koşullara uyarlanmasını isteme, bu mümkün olmadığı takdirde sözleşmeden dönme hakkına sahiptir. Sürekli edimli sözleşmelerde borçlu, kural olarak dönme hakkının yerine fesih hakkını kullanır.

Kanunun bu emredici hükmüne rağmen, alacaklı taraf bu mücbir sebep durumunu umursamadan, borçluya karşı kanunî takip yollarına geçmiş ise, (örneğin dava açmış veya icra takibi başlatmış ise), kanuni takibe muhatap olan borçlu derhal bir avukata başvurmalıdır; avukatı vasıtası ile yargısal merciler huzurunda, salgından kaynaklı bu mücbir sebebin kendi işlerini nasıl etkilediğini, borcu ödememe durumunun kendi keyfi yaklaşımı olmadığını savunmalı ve delilleri ile ortaya koymalıdır. Borçlu, adli bir merciden (mahkeme veya icra dairesi) gelen tebligata rağmen hiçbir şey yapmadan beklerse, yani alacaklının attığı adli adıma kayıtsız kalırsa – kanundaki lehine olan bu mücbir sebep hükmüne rağmen- iş yerinin ve evinin haczedilmesi, bankalardaki paralarının bloke edilmesi gibi istenmeyen sonuçlar doğabilir ki, bu raddeye gelmiş takiplerden dönüş daha da zor olmaktadır.

Tabi bu salgın ortamının, kötü niyetli borçlular tarafından suistimal edilmesini de kanun korumaz. Zira yine özel hukuk ilişkilerindeki en temel kanun olan 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu’nun 2. maddesi şöyledir:

Madde 2 – Herkes, haklarını kullanırken ve borçlarını yerine getirirken dürüstlük kurallarına uymak zorundadır. Bir hakkın açıkça kötüye kullanılmasını hukuk düzeni korumaz.

 Örneğin, borçlumuz bireysel olarak bankadan kredi çekmiş, maaşında ve ekonomik döngüsünde hiçbir değişiklik yok, buna rağmen borcunu gününde ödemekten imtina edemez. Zira bu borçlu yönünden bir mücbir sebebin varlığından söz edilemez. Hiçbir hukuk düzeni hakkın kötüye kullanılmasını korumaz.

Sonuç olarak, salgın sebebiyle piyasanın durumu malum. Alacaklılar, salgın sebebiyle zor duruma düşmüş iyi niyetli borçlularını kanun gereği idare etmek zorundadırlar. Aksi halde  atacakları her adli adım kendi aleyhlerine sonuç doğuracaktı.

Hakan ÇIRAK

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.