
Altın fiyatlarında son dönemde yaşanan sert düşüşleri, televizyonlar ve ekonomi sayfaları genellikle “enflasyon düştü” ya da “faizler yükseldi, altına talep azaldı” gibi klasik cümlelerle açıklıyor. Oysa önceki yazımda (Kriz Yoluna Döşeli Altından Kaldırımlar) işlediğim gibi, altının sadece “tabeladaki fiyatına” bakarak realiteye hâkim olamayız.
Önemli olan, o altının finans sisteminin arkasında nasıl bir teminat olarak kullanıldığıdır.
Altındaki fiyat düşüşleri piyasada altın miktarının bollaştığı anlamına da gelmiyor. Aksine, sistemin derinliklerinde biriken büyük bir stresin yüzeye çıkmak üzere olduğunu gösteriyor.
Peki, bu süreçte ne yaşanıyor?
Altın fiyatlarının kâğıt üzerinde (dijital işlemlerle) suni bir şekilde aşağı çekilmesi, büyük bankalara ve sistemin merkezindeki aktörlere geçici bir zaman kazandırsa da çok tehlikeli bir riski büyütüyor: Borç zincirinin kopması.
Krizin patlayacağı asıl alan, finans dünyasında Margin Call (Teminat Tamamlama Çağrısı) denilen mekanizmadır. Bunu daha basit bir dille şöyle anlatabiliriz:
Altını Borç Alıp Başka Yere Yatırmak: Büyük fonlar ve yatırım bankaları, ellerindeki fiziki altını ya da altın alacaklarını bankalara teminat gösterip milyarlarca dolar borçlandılar ve bu parayla farklı alanlarda farklı risklerde yatırımlar yaptılar.
Fiyat Düşünce Borç Tehlikeye Giriyor: Altın fiyatı aşağı çekildikçe, bu kurumların bankaya gösterdiği teminatın (yani altının) değeri de azalmış oluyor.
”Ya Para Bul Ya Da Elindekini Sat” Baskısı: Banka bu kurumlara dönüp, “Senin teminat gösterdiğin altın ucuzladı, dolayısıyla borcunu karşılamıyor. Ya acilen nakit para getir ya da elindeki diğer varlıkları zararına satıp bu açığı kapat” diyecektir.
İşte tam bu noktada, 2008 krizindeki “konut paketlerinin değerini kaybetmesi” gibi benzer bir senaryo, bugün de “altın hesaplarının ve kontratlarının teminat yetersizliği” üzerinden tekrarlanıyor.
Merkez bankaları tıkanan sistemi açmak için karşılıksız para basabilir; ancak sistemde herkes aynı anda fiziki altın talep etmeye başlarsa, elbette teknik olarak bunu karşılamak mümkün olamayacak.
Fiyat düşüşlerinin getireceği en büyük tuhaflık, ekrandaki fiyat (dijital altın) ile çarşıdaki fiyat (fiziki altın) arasındaki makasın bir daha kapanmamak üzere açılacağı şeklinde görünüyor.
Bankalar ve büyük kurumlar, fiyatı düşürmek için milyarlarca dolarlık “kâğıt üzerinde” hayali altın satışı yapmak zorunda kalabilir. Ancak bu durum bile insanların fiziki altına olan güvenini ve talebini azaltmaz. Aksine, “altın ucuzladı” diyerek fiziki altına olan talebi daha da arttırır.
Sistemin kilitleneceği an, dijital altın hesaplarında biriken alacakların gerçeğe, yani fiziki altına dönüştürülmek isteneceği andır. İnsanlar ve büyük kuyumculuk ağları bankalardan fiziki altınlarını talep ettiğinde teslimat süreleri uzayacak, ısrarla realize etmek isteyenler ekstra paralar ödemek zorunda kalacaktır. Dolayısıyla, muhtemel kriz kendini fiyat tabelasında değil, “altın yok, haftaya gelecek” diyen tedarik zincirlerinde gösterecektir.
Ekranlar düşüşü gösterirken, gerçek altına dokunmanın maliyeti tarihi zirveleri işaret etmektedir.
Özetle, altın fiyatlarındaki son düşüşler piyasanın rahatladığını değil, aksine kaldıraçlı (borçla dönen) finansal sistemin sıkıştığını gösteriyor. Sistem, kendi yarattığı aşırı borç balonunu patlatmamak için geçici olarak altının fiyatından feragat ediyor.
Bu kriz, sıradan bir kuyumcunun iflasıyla ya da küçük bir yatırımcının zararıyla değil, aynı altını kâğıt üzerinde defalarca satıp sistemi fonlayan büyük yatırım bankalarının bilançolarına yansıyacaktır.
Bu süreçte dijital ekranlardaki rakamların hiçbir önemi kalmayacaktır. Geride sadece ellerinizle tutabileceğiniz varlıkların gerçekliğine güvenenler kalacaktır.