Makale

KUR’AN AÇISINDAN İSA’NIN NÜZULU (1)

KUR’AN AÇISINDAN İSA’NIN NÜZULÜ (1)

“Kur’an açısından Hz. İsa’nın nüzulü” derken, benim Kur’an-ı Kerim’den anladıklarımdır; Kur’an, benim anladıklarımdan ibarettir gibi bir kastım yoktur. Bu ihtirazi kaydı koyduktan sonra ilk kurabileceğim cümle şudur:

Kur’an-ı Kerim’de Mehdi veya Mehdi’nin gelişiyle ilgili ima yollu dahi olsa bir ayet yoktur. Hz. İsa ve yaşadıkları konusunda ise önemli bilgiler vardır; bunlardan dört ayetlik küme şöyledir:

 “156. (Bir de) İnkâra sapmaları ve Meryem’in aleyhinde büyük bühtanlar söylemeleri,

    1. Ve: “Biz, Allah’ın Resûlü Meryem oğlu Mesih İsa’yı gerçekten öldürdük” demeleri nedeniyle de (onlara böyle bir eza verdik.) Oysa onu öldürmediler ve onu asmadılar. Ama onlara (onun) benzeri gösterildi. Gerçekten onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, kesin bir şüphe içindedirler. Onların bir zanna uymaktan başka buna ilişkin hiçbir bilgileri yoktur. Onu kesin olarak öldürmediler.
    2. Hayır; Allah onu kendine yükseltti. Allah üstün ve güçlüdür, hüküm ve hikmet sahibidir.
    3. Andolsun, Kitap ehlinden, ölmeden önce ona inanmayacak kimse yoktur. Kıyâmet günü, o da onların aleyhine şahit olacaktır.” (4/Nisa, 156-159.)

İsrailoğullarının cezaya çarptırılmalarının sebeplerinden biri Hz. Meryem’i iffetsizlikle suçlayıp ona iftara etmeleri (Bkz. 3/Al-i İmran, 45 vd.; 19/Meryem, 16-35) ve Hz. İsa’yı gerçekten öldürdükleri iddiasında bulunmalarıdır. İddialarını ortaya atarlarken “Biz, Allah’ın Resûlü Meryem oğlu Mesih İsa’yı gerçekten öldürdük” ifadesini kullanmış olmaları dikkat çekicidir. (3/Al-i İmran, 45). Bu da gösteriyor ki, aslında o günün Yahudileri Hz. İsa’nın “Allah’ın elçisi” olduğunu biliyorlardı. Onu, zannedildiğinin aksine yalancı peygamber, meczup, haytacı, sahte davetçi zannedip reddetmiş değildirler. Onunla ilgili karalayıcı, aşağılayıcı sıfatları sorumsuzca kullanmış olsalar bile onun peygamber olduğunu biliyorlardı, gösterdiği mucizeler gözler önünde cereyan ediyordu, bile bile onun davetini reddettiler, hatta nasıl Hz. Zekeriya’yı öldürdülerse, Hz. İsa’yı da öldürmeye kalkıştılar.

Bununla ilgili burada Hristiyanlara da bir gönderme gözden kaçmıyor. Hz. İsa tebliğinin hiçbir aşamasında “Tanrı’nın oğlu olduğunu” iddia etmemiş, aksine “elçi (resul)” olduğunu söylemişti. Zaten, ona husumet gösteren Yahudiler de “Bu adam Tanrı’nın oğlu” iddiasında bulunuyor diye değil, Allah’ın elçisi sıfatı dolayısıyla onu yok etmeye çalışıyorlardı. Ayette, Hz. İsa’nın Biz, Allah’ın Resûlü Meryem oğlu Mesih İsa’yı gerçekten öldürdükolarak zikredilmesi, onun tanrısallık ve ona “Tanrı’nın oğlu” sıfatının verilmesine açık bir reddiyedir.

 “Gerçekten öldürdük” demeleri suç teşkil ediyorsa, bu, onun ölümüyle ilgili iddialarının “kesin bir bilgi”ye değil, “zanna” dayandığını göstermektedir. Öldürmeye kalkışmaları ağır bir suçtur ama Kur’an-ı Kerim, tamamen zandan ibaret olan söz konusu iddianın arkasında durmalarını da suç sebebi saymaktadır. Çünkü hakikatte onu öldürmediler, ancak bu iddiayı ısrarla tekrar etmeye devam ettiler.

Kur’an-ı Kerim, açıkça Roma valisi Pilatus’u harekete geçirmek suretiyle Hz. İsa’yı ortadan kaldırmaya teşebbüs eden Yahudilerin, onu öldürmediklerini, haça da asmadıklarını belirtmektedir. Bu, Müslümanlarla Hristiyanlar arasında temel bir ayrılık noktasıdır. Kur’an, birinin Hz. İsa’ya veya kendisinin birine benzetildiği belirtilir. Bu zatın haça gerilip öldürüldüğü yönünde herhangi bir bilgi yok. “Şübbihe bihi”ye öldürülmesini ısrarla isteyenlere öyle gösterildiği veya onlara öyle göründüğü şeklinde de anlamak mümkün. Bu konuda Hristiyanlar arasında da belli bir şüphe vardır, bu yüzden anlaşmazlığa düşmektedirler. Sonuç itibariyle Allah onu kendisine yükseltti (Bkz. 3/Al-i İmran, 55-57 ve 93/Duha, 3. ayetin açıklaması.)

Hz. İsa’nın ölümüyle ilgili farklı görüşler vardır. İncillerde havariler arasına karışmış bulunan Yahuda İskaryot’un kâhinlerden aldığı 30 gümüş karşılığında Hz. İsa’yı yakalattığı anlatılır. Yuhanna İnciline göre Hz. İsa çarmıha gerildikten sonra 2-3 saat, diğer üç İncil’e göre 6 saat yaşamıştır. Cuma günü saat 9 civarında çarmıha gerilen İsa’nın cumartesi (sebt) gününe kalmadan ölmesi isteniyordu, onun için kol ve bacaklarının kırılması emri verilmişti. Ancak bu işle görevli asker sessiz/hareketsiz durduğunu görünce öldüğünü düşünmüştür. Markos İncilinde (Bab: 16), Hz. Meryem ve bazı yakınlarının, gömüldüğü taş mezara gittikleri, kapak açılınca beyaz kaftanlı bir genç gördükleri, bu gencin de İsa’nın mezarından kalkarak Galile tarafına gittiğini söylediği kaydedilmektedir.

Hz. İsa’yı yakalamakla görevli olan Romalı askerler onu şahsen tanımıyorlardı. Muhbir ve ispiyoncu Yahuda’nın askerlere verdiği parola şuydu: “Ben kimi öpersem, o İsa’dır, onu yakalayın. (Matta, Bab: 26).” Ne olduysa, o arada olmuştur. Sonraları Yahuda’yla ilgili verilen bilgiler hayli ilginçtir.

Üç İncil, Yahuda’nın yaptıklarından pişman olduğunu, bu olaydan sonra bir daha hiç görülmediğini veya ihbar parasıyla aldığı tarlada bir kaza geçirdiğini veya üzüntüsünden öldüğünü kaydetmektedirler (Bkz. Matta, Bab: 27; Resullerin İşleri: 1, 18).

Geçmişte de İsrailoğulları kendilerine gönderilen peygamberleri öldürmüşlerdir.

Kur’an-ı Kerim, Allah’ın onu kendine ref’ettiğini/yükselttiğini belirtmektedir. Ref’, bedenle olabileceği gibi, sadece ruhsal olarak da olabilir. “Kendisine yükseltti” lafzından hareketle bunun ruhsal olarak olduğunu, Arapça’da “vefat” ile “mevt” ayrı kelimeler olsa bile, sonuç itibariyle kişinin hayatının sona ermek manasında kullanıldıklarını biliyoruz, bu durumda onu vefat ettirmenin dünya hayatına son vermek anlamına gelebileceğini düşünebiliriz (3/Al-i İmran, 55). Ref’in göğe/semaya yapıldığına ilişkin açık bir ifade yoktur, ruhunu kendi katına almıştır. Allah üstün ve güçlüdür, buna gücü yeter; hikmet ve hüküm sahibidir, bunda bir hikmeti vardır. Benzer bir ref’ olayı İdris peygamber (a.s) için de anlatılır. (1)

Hz. İsa’nın haça gerilip öldürüldüğü iddiası tutarsızdır. Bu konuda cevabı hayli güç bazı sorular öne çıkmaktadır: Eğer Hz. İsa, “haşa Tanrı veya Tanrı’nın oğlu” ise, bu durumda Tanrı’yı kimin öldürmeye gücü yeter? Tanrı insan gibi ölür veya öldürülür mü? İsveç’teki Gothenburg Üniversitesi’nde görevli dinbilimci Gunnar Samuelson, Hz. İsa’nın İncil’de anlatıldığı gibi çarmıha gerildiğine dair herhangi bir kanıt bulunmadığını söylüyor. 400 sahifelik bir tez hazırlayan Samuelsson, İncil’in bu konuda yanlış yorumlandığını, zira döneme ait belgelerin hiçbirisinde çarmıha çivilenerek idam yöntemine ilişkin bir tarife rastlanmadığını belirtiyor. Samuelsson’a göre Kilise kayıtlarında çarmıha gerilmeye ilişkin kullanılan terimler farklı anlamlarda kullanılmış olabilir. Oysa Markos, 15. bap İsa’nın “haça gerildiğini” kaydetmektedir.

İncillerdeki kayda göre İsa, ölmeden önce sitemkâr bir eda ile

“-Eloi, Eloi, lama sabaktani?” Yani “Allah’ım, Allah’ım beni neden terk ettin?” diye yüce Allah’a seslenmiş. İncillere göre bunlar Hz. İsa (a.s.)’nın son söylediği sözlerdi. (2)

Hz. İsa, Ulu’l-azm peygamberlerden biridir, tevhid ve vahyin tam bilincindedir; ondan beklenen, bu tür sitemlerde bulunması değil, en azından kurban etme emrinin Allah’tan geldiğini öğrendiğinde, Rabbi’ne ve babasına itaatkâr bir biçimde boynunu Hz. İbrahim’in bıçağının altına uzatan Hz. İsmail gibi davranmasıdır.

Öldürülmesiyle insanlık adına ödenen “kefaret” arasındaki ilişki de çok ikna edici gözükmüyor.

  1. Eğer, Hz. İsa’nın kendini feda etmesiyle günahların kefareti ödendiyse, Hz. Âdem’den Hz. İsa’ya kadar ki insanların durumu ne olacak? Kefaret, kendisinden sonrakiler için mi geçerli oldu, yoksa Âdem’den bu yana bütün beşeriyetin günahlarını da içine aldı mı?
  2. Affetmek Allah’ın takdirinde iken, neden –haşa- “biricik oğlu”nu muhteris ve kötü ruhlu bir güruhun eline terketsin, acı çekmesine izin versin? “Affettim” dedi mi, biter!
  3. Hem bir kere kefaret ödenmekle günah ortadan kalktıysa ve bu Şeriat ve hükümlerinin de ortadan kalkmasına yol açtıysa, Şeriatsız bir dünyada insanı zulüm ve kötülük yapmaktan ne engelleyecek? “Tanrı’yı sev ve dilediğini yap” prensibi tek başına kötülüklerin ortadan kaldırılmasına yetmeyeceğine göre, yine insan kendisi kanunlar vaz’etmek zorunda kalmayacak mı?
  4. Bu inanç, Hz. İsa’nın Şeriatı değiştiren, çıkarlarına ve heveslerine göre kurallar ihdas eden Yahudi bilginlerine ve egemen çevrelerine karşı verdiği mücadeleyi anlamsız kılmıyor mu?

Notlar

(1) Richard Laurance/1883-Rıchard Charles/1912-Rutherford H. Platt/1922, İdris’in Kitabı, Çev. Oğuz Eser, Idıl y., İstanbul-2012. Bülent Şahin Erdeğer, Antik Mısır’ın Peygamberleri (Hz. İdris, Hz. Yusuf, Hz. Musa), 5 Bsm, Timaş y., İstanbul-2026, s. 45-70. Seyid Sami b. Seyid Cabir el Bedri, Hanok (Hz. İdris)’un Kitabı ve İmam Mehdinin Zuhuru, Medya Şafak, 10. 06. 2026. Sueda Yılmaz, Enok’un Kitabı ve Melekler, Kitap ve Hikmet, Sayı: 31, Ekim-Aralık/2020)

(2) Markos, 15: 22-41; Matta, 27: 11-56. İncillerde yer alan bu “sitem” için bkz. Ali Bulaç, Kur’an Dersleri/Tefsir, (93/Duha, 3. Ayetin tefsiri), VII, 421 vd.

Ali Bulaç

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

View Comments

  • Sayın Ali Bulaç Bey...Bundan önceki yourmlarımda Al-i İmrân Sûresi 55. Ayet-i Celilenin en meşhur tefsirlerde geçen metinleriyle tekraren naklediyorum...Al-i İmran Sûresi 55. ayet-i celilesinin tefsiri bir çok muteber müfessir pek tarafından yorumlanmış ve en meşhur yorumlardan olan "Fahr-i Razi ve Kazi’nin ve Ebus-suud Efendi’nin beyanları veçhile bu âyette “müteveffa” nın manâsı; senin ömrünü ben tamam. ettirip ruhunu ben kabzedeceğim, yahudilerin katline seni terketmem ve senin katlin için onlara fırsat vermem. Seni semâya kaldırır, meleklerle ünsiyet ettirir ve vakt-i muayyenin geldiğinde ben seni vefat ettireceğim" demektir.
    Yahut “teveffi”; vefat etmek manâsınadır. Çünkü; bazı rivayette semâya ref’olunmazdan evvel Hz. İsa yedi saat kadar vefat edip bâdehu ihyâ olunarak semâya ref’olunduğu mervidir. Yahut bu âyette “teveffi”; uyku manâsınadır. Çünkü; İsa (A.S.)ın uyku halinde semâya kaldırıldığı dahi mervidir. Buna nazaran manâ-yı nazım : “Ben seni uyutacağım ve semâya re”edeceğim” demektir. Yahut müteveffanın manâsı yeryüzünden kaldırmaktır. Yahut “mürteveffa” demek; âlem-i melekûta çıkmaktan men’eden alâyık-ı beşeriyeyi öldürmek demektir. Yani «Senin alâyık-ı beşeriyeni öldürüp ruhunu ve cesedini beraber semaya kaldıracağım» demektir. Bu tevcihlerden tevcih-i evvel Rasulullah’tan varid olan rivayetlere muvafık olduğundan esah olan tevcih; odur. Zira; Hz. İsa’nın rüh maal-cesed, (yani cesedin ruhla beraber olması) hayyen semaya refolunduğuna dair ahadis-i celile mevcuttur. Bazı âyetler de buna delâlet etmektedir. Şu halde bu âyette Cenab-ı Hakkın «Ben seni vefat ettireceğim» buyurması yahudilerin katlinden seni kurtaracağım ve semâya kaldıracağım ve eceli mev’üdun geldiğinde ben seni öldüreceğim, yoksa katledemeyecekler demektir.Rabbimiz O’nu cesediyle ve ruhuyla birlikte ref etmişse, -ki bizler buna inanıyoruz…Çünkü, bir şahsa “sen” diye hitab edildiğinde onun hem ruhunu ve hem de cesedini kastetmiş oluyorsun. Eğer, ikisinden birini kasdetmiş olursanız, “senin cesedini” veya “senin ruhunu” demek gerekirdi.
    İsa (A.S.)ın mahall-i keramet ve bereket olan semâya ref’olunmasından Vâcip Tealâ’ya mekân ispatı lâzım gelmez. Zira; «Benim canibime ref’edeceğim» demek «Mahall-i bereket ve kerametim olan âli canibe kaldıracağım» demektir. Kâfirlerden İsa (A.S.)’ı tathirin manâsı; onların içinden çıkarmaktır. Şu kadar ki Hz. İsa’nın şanına tazim için onların içinden çıkmasına taharet tâbir olunmuştur ki, küfür halinde devam edenlerin ahlâk ve itikad noktasından necaset menzilinde olduklarına işaret edilmiştir.
    Hasan-ı Basri, İbn Cüreyc ve İbn Zeyd’e göre, ayette geçen bu ifadeden maksat, Hz. İsa’nın ölmeksizin semaya kaldırılmasıdır.
    Rabi’ (b. Enes’e) göre, bundan maksat, uyku formatında bir nevi ölüme mazhar kılınarak semaya kaldırılmıştır.
    Ferra’nın yorumuna göre, ayette takdim ve tehir söz konusudur. Yani, “aslında önce semaya kaldırmak, sonra vefat ettirmek” şeklindedir. Bundan maksat, Hz. İsa’nın diri olarak semaya çıkarılmasından sonra (yeniden dünyaya döndüğünde) ölmesidir. (bk. Maverdi, ilgili ayetin tefsiri) Bütün bu meşhur müfessirlerin muteveffa , teevvffi kelimeleri hsakkındaki beyanlarına karşılık siz "Arapça’da “vefat” ile “mevt” ayrı kelimeler olsa bile, sonuç itibariyle kişinin hayatının sona ermek manasında kullanıldıklarını biliyoruz" demişsiniz ! E peki, burya bu kelimeler hakkında naklettiğimiz bilgiler hangi dilden çeviri acaba ?.. Arapçadan değil mi ? Yahutta şöyle sıralım; Sizin Arapça çevirileriniz ile bu müfessirlerin çevirileri neden farklı ? Siz her iki kelimeye de ölüm derken, onlar, uyku hali, kişiyi vakt-i muayyeni,n geldiğinde öldürmek demektir. Yahut “mürteveffa” demek; âlem-i melekûta çıkmaktan men’eden alâyık-ı beşeriyeyi öldürmek demektir. Yani «Senin alâyık-ı beşeriyeni öldürüp ruhunu ve cesedini beraber semaya kaldıracağım» demektir. Rabbimiz bir kelimeye tam olarak iki karşı-zıt anlamını vermiş olabilir mi ? Burada, bize göre, çok büyük bir yanılgı söz konusu ama bu yanılgı sizin mi, yoksa müfessirleirn mi ? Bunu ayrıd etmemiz gerekiyor diyorum. Ve minellahut-tevfik...

    • Cemil beyin naklettikleri mufessirlerin sahsi gorusleridir. Kabul edilir veya edilmez. İlla bunun anlamı budur demek dayatma olmaz mı? Ayette İdris (as) yüksek bi mekana yukseltildigi geciyor. Bu ayeti İdris (as) canli göğe çekildi diye mi anlamali?

      • Af Allahım af ! Yav ne demek müfessirelrin şahis görüşleri ?.. ALi Bulaç Bey'in yazdıkları onun şahsi görüşü feğil mi ? Alimlerin Cumhurunun görüşelrine göre 4 Peygamber halen sağdır bunalrın ikisi dünyada, ikisi de göktedir... Dünyadakiler Hızır ve İlyas Aleyhisselâm, Göktekiler ise İdris ve İs Alehisselâmdır. Alimlerin çoğu da gerek İdris ve geekse İsa Aleyhisselâm'ın sağ poldukalrını söuylemişlerdir ve doğru olan görüş de budur. Bahru'l Ulum" kitabında böyle geçmektedir.

        • Özür, Cemil Cenk beye yazdığım cevabı "Cemil bey!" diye hitap etmem lazımdı, "Cemil" demişim, sehven olmuştur

    • Cemil, verdiğiniz cevaplar, yaptığınız itirazlar için teşekkür ederim, üslub güzel olunca eleştiri, tenkit faydalı olur. Resul Sevinç beyin yazdığı gibi atıfta bulunduğunuz müfessirler değerli ilim adamlarımızdır. 1991'de başlayıp 2006'da yazımına geçinceye kadar bu müfessirleri takip ettim, hatta Tefsirimin önsözünde belirttiğim üzere benim hocalarımdır. Lakin yüce Allah son vahyi indirdi artık vahiy gelmeyecek ama Kur'an-ı Kerim'le ilgili son cümle kurulmuş değildir, kıyamete kadar ihlas ve usul sahibi insanlar tefsir yapacak, tevil edecek, içtihat edecek vs. Geçmişteki müfessirlerimizin Kur'an'ı tefsir etme hakları olduğu gibi bizim de hakkımız vardı; Ebu Hanife'nin dediği gibi "Onlar adamdı biz de adamız!" Biz görüşlerimizi arzederken onları tahkir etmeyiz, onların ne dediklerine bakarız ve biz de cümle kurarız. Atıfta bulunduğunuz tefsirleri tekrar edeceksek, kitap basan matbaa oluruz, hep aynı şeyleri tekrar edip dururuz, "Benim oğlum bina okur, döner bina okur." Eğer bizden önceki müfessirleri, kelamcıları, fakihleri ve alimleri gözönünde bulundurarak tefsir yaparsak zengin bir geleneğin biz de bir halkası oluruz, biz kendi zamanımızın insanıyız, İslam ilk günden kıyamete kadar zengin bir nehir gibi akar gider, insanlar bu nehirden beslenir. Benim Mehdi-Mesih konusuyla ilgilenmem, meselenin li-aynihi mahiyeti değil, li-gayrihi Sünni Şii ayrılığına olan etkisi ve Said Nursi ile İmam Humeyni'nin bu meseleye getirdiği yeni açılım, Mehdi inancının temeli olan Velayet-i fakih'in nasıl bir devrime mesnet teşkil ettiği konusudur. Yazdıklarınızı birer katkı kabul ediyorum, selam ve dua ile

      • Sayın Ali Bulaç Bey.. Geçmiş müfessirlerimizin görüşlerini bir adım daha ileri seviyeye getirevbilecek ve yükseltebilecek mevdcut ve mustakbel müfesdsrilerin görüşleri biizm de baş atcımız dır. Bundan kimsenin şüphesi olmasın!Ama şu akdar var ki, müfessrim veya ben de neden bir tefsitr yapmayayım diye ortaya çıaknalrın çoğu, bu konuda liyalkatı ve ilmi olmayan kişiler olunca, bu işe soyunmalarını şahsen biz, abesle iştigal oalrak görüyoruz Bakınız tefsri yapabilecek bir ilim adamının bilemsi lazım geldi,ği konular şöyle sıralanmış ! Tefsir yapacak alimin aşağıda zikr edilen şu onbeş ilmi gayet mükemmel şekilde bilmesi lazım gelir. Bu ilimleri kemaliyle bilmeyen kimselerin Kur’an tefsirine yeltenmesi şer’an caiz değildir.
        E şimdi böyle donanımlı ve bilgili bir ilim adamının şahsen biz ülkemzide an itibariyle yapaşadığına kail değilim ! Vars ellerinden öpmye ve tefsirini de baş-tacı etmeye hazırım ...Sorumşu : Günümüzde böyle donanımlı bir İslami bilgin ve ilim adamı var mıdır ? Veya yetişmiş midir ? Her ne kadar geçmiş tefsirlerin matbbacılığını yapmak size ağır glese de size göre de bu seviyede bir şahısı ortalıkta yoksa, tefsir konusunda laf etmenin gevezelik olduğunu düşünüyorum. Tefsir yapmaya girişecek ilim admaında bulunması gerekli ilimler :
        -- Lügat (Arap dili)
        -- Nahv ilmi
        --Tasrif (Sarf ilmi)
        -- İştikak .
        -- Me’ani ilmi
        -- Beyan ilmi
        -- Bedi’ ilmi
        -- Kıraat ilmi
        -- Usul-i din ilmi
        -- Usul-i fıkıh ilmi
        -- Esbab-ı nüzul
        -- Nasih ve mensuh
        -- Fıkıh ilmi
        -- Mücmel ve mübhem’in tefsiri

  • Nasıl ki hz İsa'nın doğumu o gün yaşayan insanların sınavı idi, bugün de bu tartışma konusu ayetler bizlerin sınavı, muhkem ayetlere tam iman ve itaat bizleri kurtarır. Bu tartışmalar geçmistekileri kaybettirdi. Terihten ders almak gerek, şeytan şüpheli durumlardan yürür ve yürümeye devam ediyor. Gayb bilgisi alemlerin rabbine aittir.

    • Cemil bey, sizinle tartışmak güzel, lakin bundan bir sonuç çıkacağı yok. Zira siz konuyla ilgili inancınızı herkese dayatıyorsunuz. Mesih ve Mehdi'yle ilgili önermelerin tümü bir inançtır, Amentü'nün umdelerinden değildir. Son defa şunu hatırlatıyorum
      1. Mesihle ilgili Kur'an ayetlerinden nüzuluyla ilgili kesin hüküm çıkmaz, Mehdi'yle ilgili zaten ayet yok. Öyle olunca sübut bulmuş nastan kat'i hüküm çıkmıyorsa ve kaynaklar hadis rivayetleri ise, haber-i ahad olmaları hasebiyle inanmak ve inanmamak kişinin kanaatine kalmış ki, bu hüküm Sünni ulemanın üzerinde ittifak ettiği husustur. Siz hangi hakla Amentü'nun umdesi olmayan bir inançtan dolayı insanları suçluyorsunuz, bırakın insanları imanın ve İslam'ın şartları dairesi içinde tutalım, aksi tutum sizi tekfirci selefilerin çizgisine iter
      2. İnanan inanır inanmayan inanmaz, bundan dolayı şahıslar birbirini tekfir edemezler.
      3. Tefsir meselesine gelince. Sıraladığınız 15 disipline sahip geçmişte hiçbir müfessir sahip olmamıştır, bugün de bu evsafta kimse yoktur, bundan geçmişte bu evsafta harika alimler çıktı, Kur'an'ı tefsir ettiler, tefsir kapısı kapandı soncunu çıkarıyorsanız, Kur'an'ı tarihe gömdünüz demektir.
      4. Klasik dönem müfessirlerin onlarca çok değerli tefsirleri oldu, biz onlardan istifade ediyoruz, etmemiz de lazım ama inanın, burada zikretmek gerekmez, öyle saçma, akıl dışı tefsirler de yapmışlardır ki, insan okurken şaşırır kalır.
      5. Kur'an kıyamete kadar okunacak, tefsir edilecek ve insanları aydınlatmaya devam edecektir. Hangi hakla Kur'an'ın ebedi mesajını sayısı sınırlı birkaç müfessirle sınırlandırıyoruz? Ben 1992'de başladığım tefsirin yazımına 2006'da başladım, 2026'da yazımını bitirdim. Tefsirime güveniyorum, zaman içinde kıymetinin anlaşılacağına inanıyorum, elbette bu boykot, tecrit ve itibarsızlaştırma dönemi sona erecektir çok da önemsemiyorum, ben gelecek nesillere yazıyorum, Tih çölünde gezinenler okusa da olur okumasa da olur, ama bu, benim Kur'n-ı Azimuşşan'dan anladığımdır, ben vüs'atim oranında vahyin deryasından nasibimi aldım, farklı vüs'ata sahip farklı tefsir yapanlar var, olmaya devam edecektir ve bu çok iyidir. Her surenin tefsirinin sonuna da şu cümleyi eklemeyi ihmal etmedim: "En doğrusunu Allah bilir!" Siz de müsamahakar olun, yargılamayın, dışlamayın, mahkum etmeyin, 500 senedir zihnimiz mefluç vaziyetteyiz, zilletimizin sebebi budur, bundan çıkmamız lazım. Selam ve dua ile

      • Sayın Ali Bulaç Bey...Her şeyen önce şunu beyan edeim ki, dayatma işini hiç sevmeyen bir kişiliğe sahibim. Ha herhangi bir konu hakkındaki düşüncelerimi beyan ederken naklettiğim, bilebildiğim hususlariçin ısrarlı olmam belki sizde böyle bir algıya sebp oldu, onu bilemem ..Gerek İsa Aleyhisselâm'ın nüzulü, gerekse Mehdi Aleyhşsselâm'ın <uhur hakkındaki görüşlerininz ülkemzideki Modernsit, Reformist, Mezhebsizlerin görüşleriyle bire-bir örtüşmektedir ! Bizi asıl üzen taraf budur ve yazılarınızın altına gerçek olduğuna inandığım cümleleri aktarmam bu yüzden olmuştur. Bütün çabam tekfirci Slefiler gibi olmak değil, Zat-ı Alinizi bu Modernsit, Reformist, Mezhebsizler tayfanın içinde veya tarafında görmek istemediğim içindir. Ama, elbetteki tercih sizindir. Bir müfessir için gerekli olan 15 İlme sahip bir kişi geçmiş dönemlerde olmamıştır demek, bir hayli iddialı ifadedir. Bu alanda bir araştırmada buıunmadım ama, örneğin bir müfwssir Fahr-i Râzi'nin bu ilimlere vakıf olduğuna ihtimal veriyorum. Günüzmüzde ve yakın tarihimizde ise, bırakın bu 15 ilmi, bunalrdan üçüne-beşine sahip olabn bir kişi bile gösteremezsiniz ! Tefsirinizde surelerin sonunda “En doğrusunu Allah bilir!” ibaresini eklemniz bir övünç kaynağı olmamlı, bu zaten olması gerken en küçük adab-ı tefsir kurallarından birisidir. Bendeniz de son olarak size şöyle söyleyeyim ki, çok değil 7-8 sene iöin Mehdi Aleyhisselâm'ın zuhur gerçekleşecek !..Sağ olur da o zaman yüzleşrisek size asla bir tkaddümde de bulunacak değilim. Gayrı siz sağ, biz selâmet Allah akıbetimizi hayreylesin diyorum.

  • İmam Kevseri, Hz. İsa (as)'ın inişi ile ilgili görüşlerini şu şekilde bildirmiştir:

    "Hz. İsa (as)'ın inişiyle ilgili hadis-i şerfilerdeki tevatür, "tevatür-i manevidir." Sahih (sağlam) ve hasen (güzel) hadis-i şerifin her biri, farklı manalara delalet etmekle birlikte hepsi de Hz. İsa (as)'ın ineceği hususunda söz birliği içindedirler ki, bu, hadis ilminin kokusunu koklayan bir kimse için inkarı mümkün olmayan bir gerçektir…"

    Birisi bir haber getirse, "Ali galiba hasta" dese, bu kesinliği olmayan bir haberdir. Bundan bağımsız başka biri gelse, "Ali'yi ambulansa bindirirlerken gördüm" dese, artık bu kuvvetli bir haberdir. Bir üçüncüsü de "Ali'yi hastanede ziyaret ettim" dese, bu mütevatir bir haberdir ve Ali'nin hastalığına inanmamak için bir sebep kalmaz.
    Hz. İsa'nın nüzûlu ile ilgili 30'a yakın hadis var. Hadis tetkiki yapan alimlerce güvenilir addedilen bu kadar ravi aynı konuda bu kadar rivayet uydurmuş olamaz. Bu hadisler olmasaydı Hz. İsa ile ilgili ayetlerden net olarak bu sonucu çıkaramayabilirdik. Ancak, hadisler ile birlikte bakıldığında "nüzûl" gerçeği apaçık görülüyor. Kabul etmeyenler için yapacak bir şey yok. Belki yaşarken, belki ahirette, hakikatın aşikar olacağı ve bize açıklanacağı günler yakındır.

      • neden yakındaki konular mesela,dini, yani islamı,yani kur'an-ı,yani allahı devlet işlerinde devre dışı bırakan sekuler-laik konular tartışılmıyorda hz isa as tartışılıyor.yakın konular bize neden uzak.

Recent Posts

  • Dünya

İsrailin Kaçırıp 11 Ay Sonra Serbest Bıraktığı Lübnanlı: Keyfi Alıkoyma Meselesi

İsrailin kaçırıp 11 ay sonra serbest bıraktığı Lübnanlı hakkında son gelişmeler. İsrailin 11 ay boyunca…

1 saniye ago
  • Genel

Merkez Eğitim Kurulu İlk Toplantısını Yaptı

Merkez Eğitim Kurulu ilk toplantısını yaptı hakkında son gelişmeler. Merkez Eğitim Kurulu, eğitim alanında önemli…

51 dakika ago
  • Genel

Merkez Eğitim Kurulu ilk toplantısını yaptı

Merkez Eğitim Kurulu ilk toplantısını yaptı hakkında son gelişmeler. Merkez Eğitim Kurulu, eğitim politikalarını belirlemek…

55 dakika ago
  • Genel

TOGG Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalıya Fahri Doktora Ünvanı Verildi

TOGG Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalıya fahri doktora ünvanı verildi. Bu ödül, teknoloji ve otomotiv…

57 dakika ago
  • Genel

Öğretmen Önlüğü Standartları Belirlendi

Öğretmen önlüğü standartları belirlendi. Eğitim camiası için önemli bir gelişme olan bu standartlar, öğretmenlerin mesleki…

59 dakika ago
  • Genel

Derya Arms milli atıcı Yusuf Dikeç ile işbirliğine gitti

Derya Arms milli atıcı Yusuf Dikeç ile işbirliğine gitti hakkında son gelişmeler. Derya Arms, milli…

1 saat ago