islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
18,5872
EURO
18,5488
ALTIN
1.030,55
BIST
3.458,03
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
20°C
İstanbul
20°C
Az Bulutlu
Çarşamba Az Bulutlu
20°C
Perşembe Az Bulutlu
20°C
Cuma Az Bulutlu
21°C
Cumartesi Az Bulutlu
21°C

KUR’AN VE SÜNNETE GÖRE ÜMMET KAVRAMI

KUR’AN VE SÜNNETE GÖRE ÜMMET KAVRAMI
27.08.2022
A+
A-

Ümmet kelimesi Kur’an-ı Kerim’de altmış dört yerde geçmekte olup, genel olarak topluluk, insan topluluğu anlamına gelmekle birlikte; millet, zaman, önder, yol, din, cemaat, rehber anlamına da geldiği lügatlerde belirtilmektedir. Fakat kelimenin daha çok bir din, gelenek, durum, zaman veya mekân gibi sebeplerle bir araya gelmiş gurup, cemaat veya topluluğu ifade ettiği anlaşılmaktadır. İbn Manzur, Lisanu’l-Arab’da ümmet kelimesini dil açısından incelerken şu tespitlere yer veriyor: “Ümmet, insan nesli demektir. Her Nebi’nin ümmeti, kâfir veya mümin ayrımı olmaksızın, tebliğ için gönderildiği tüm insanlardır”.

“Muhammed Ümmeti” denilince, Hz. Muhammed (s.a.v.)’e inanan ve inanmayan bütün insanlar kastedilir. Hz. Muhammed (s.a.v.), kendisine tabi olunması, uyulması bakımından, kıyamete kadar tüm insanlığın yegâne tek Peygamberidir. Bu, “Muhammed Ümmeti” deyiminin genel çerçevesini oluşturmaktadır.  Bu hususta Kur’an-ı Kerim’de: “(Ey Muhammed!) De ki: “Ey insanlar! Şüphesiz ben, yer ve göklerin hükümranlığı kendisine ait olan Allah’ın hepinize gönderdiği peygamberiyim. O’ndan başka hiçbir ilâh yoktur. O, diriltir ve öldürür. O hâlde, Allah’a ve O’nun sözlerine inanan Resûlüne, o ümmî peygambere iman edin ve ona uyun ki doğru yolu bulasınız.” (1),  “Biz seni bütün insanlara ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik; fakat insanların çoğu bunu bilmezler”(2)  buyrulmaktadır. Hz. Muhammed (s.a.v.)’in risaletini tasdik edip iman edenler ve O’na inanmayıp, İslam dairesinin dışında kalanlar olmak üzere, Muhammet Ümmeti iki guruba ayrılmaktadır. İslam dairesinin dışındaki gurubu oluşturanlar da, Ümmet çerçevesi içerisinde değerlendirilirler. Bu engin ve geniş ümmet çerçevesi içinde, Hz. Muhammed (s.a.v.)’e kulak verip; O’nu “Allah’ın Resulü Muhammed (s.a.v.)” olarak kabul ve tasdik edenlerle, “Abdullah’ın oğlu Muhammed” olarak tanıyıp, Peygamberliğini reddedenlerin maruz kalacakları akıbet, elbette farklı olacaktır. Ancak, inanmayan bu güruh, kendilerine davet ulaştırılması gereken kitleyi oluşturmaktadır.

Ayrıca Ümmet kelimesi, “Sizden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükten men eden bir topluluk bulunsun(3) mealindeki ayet-i celilede zikredildiği veçhile, büyük bir topluluk içindeki özel bir zümreyi de ifade etmektedir.

İnsan topluluğu, ister kalabalık ve büyük, isterse az sayıda olsun her çeşit insan topluluğu, ümmet kelimesinin en çok kullanıldığı anlamlardan birisidir. İnsanlık başlangıç itibarı ile tek bir ümmet idi. Bütün insanlık Hz. Âdem (a.s.)’den çoğalmıştır. (3) Nitekim Kur’an-ı Kerimde Yüce Allah: “İnsanlar bir tek ümmet idi. Sonra Allah, müjdeleyici ve uyarıcı olarak Peygamberleri gönderdi. İnsanlar arasında, anlaşmazlığa düştükleri hususlarda hüküm vermeleri için, onlarla beraber hak yolu gösteren kitapları da gönderdi. Ancak kendilerine kitap verilenler, apaçık deliller geldikten sonra, aralarında kıskançlıktan ötürü dinde anlaşmazlığa düştüler…” (4)  buyurmaktadır.   İbrahim (a.s.), oğlu İsmail (a.s.) ile birlikte Beytullah’ın temellerini yükseltirken, “Ey Rabbimiz! Bizi sana boyun eğenlerden kıl, neslimizden de sana itaat eden bir ümmet (topluluk, cemaat) çıkar, bize ibadet usullerimizi göster, tevbemizi kabul et; zira tevbeleri çokça kabul eden, çok merhametli olan ancak sensin”  (5)  diye dua etmiştir. Ümmet kelimesi, insan toplulukları yanında, hayvan topluluklarını da anlatır.  Bu bağlamda Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: “Yeryüzünde yürüyen hayvanlar ve (gökyüzünde) iki kanadıyla uçan kuşlardan ne varsa hepsi ancak sizin gibi birer ümmet (topluluklar)’dır. Biz o kitapta hiçbir şeyi eksik bırakmadık. Nihayet (hepsi) toplanıp Rablerinin huzuruna getirilecektir”. (6) Yeryüzündeki bütün canlıların insanlar gibi birer topluluk ve tür olduğunu ayeti celile bildirmektedir.

Müslüman topluluğu tek bir ümmettir. Ümmetin vasıflarını ortaya koyan en önemli kaynak Kur’an-ı Kerim ve Efendimiz (s.a.v)’in Sünnetidir. Müslümanların başka hiçbir toplumda görülmeyen din/iman kardeşliği bağıyla birbirlerine bağlanmaları, onları tek bir yürek, tek bir vücut haline getirir. İslam Ümmeti akide, ibadet, kulluk, cihad, emr-i bil-maruf ve nehy-i ani’l-münker ümmetidir. Yüce Allah: “Yarattıklarımızdan, daima hakka ileten ve adaleti hak ile yerine getiren bir ümmet (millet) bulunur”. (7)  İslam ümmeti bu hasletleri sayesinde yücelmiş, şan, şeref sahibi olmuş ve asırlarca dünyaya nizam vermiştir.

İdeal ümmetin ilk örneği, Medine-i Münevvere’de Hz. Peygamberimiz (s.a.v) tarafından oluşturulmuştur. Ne hazındır ki, İslam Ümmetinin son kuşakları, günümüz dünyasının Müslümanları, sahip oldukları değerler, söylem ve eylem bakımından zafiyetler içindedirler. Hâlihazırda İslam Ümmetinin birliği, ideolojik, siyasi, kültürel sebeplerle ve emperyalist baskılarla şimdiye kadar hiç görülmedik şekilde bölünüp parçalanmıştır. Müslüman mütefekkirlerin/âlimlerin, İslam ümmetinin birliği hususunda azami çaba göstermeleri gerekmektedir. Müslümanların başarılı olabilmesinin en önemli hususlarından biri de arzulanan birlik ve beraberliğin, ümmet olma bilinci ile sağlanacağı aşikârdır. İslam ümmetinin, ihtilaflarını unutması, sünni, şii, vehhabi, alevi gibi gurup mücadelelerinden uzak durarak, Kur’an ve Sünnete sarılarak hak üzere birleşmeyi gerçekleştirmesi elzem olandır. Bundan dolayı İslam ümmetinin kendine mahsus olan özellikleri gözden geçirmesine, hatırlamasına ve sahip olduğu değerlerin bilincine varmasına ihtiyaç vardır. Ümmetin, bu özelliklerini ihya etmeden dünya ve ahiret bakımından mutlu ve huzurlu olması mümkün değildir.  Rahmet Peygamberimiz (s.a.v) : “Size iki şey bırakıyorum. Bu iki şeye sımsıkı sarıldığınız (tabi olup uyduğunuz) müddetçe, asla delalete (sapıklığa) düşmeyeceksiniz: Allah’ın Kitabı (Kur’an) ve Resulünün Sünneti” (8)  buyurmuşlardır. Yukarıdaki mezkûr hadis-i şerif muvacehesince, Müslümanların ‘İslam Ümmeti’ni yeniden inşa ve ihya etmeleri bir vecibedir.

Sa’d (r.a.)’dan şöyle dedi: “Bir gün Peygamber (s.a.v.) Aliye (Medine yakınlarında bir köy)’e doğru giderken yolda Beni Muaviye (İcabe) mescidine uğradı. İçeri girerek iki rekât namaz kıldı; bizde öyle yaptık. (Namaz bitince) Allah’a uzun uzun dua ettikten sonra bize dönerek şunları söyledi; “Allah’tan üç şey istedim; ikisini kabul etti, birini reddetti.

  1. Allah’tan ümmetimi kıtlık ve açlık vererek ölüme terk etmemesini istedim; bu dileğimi kabul etti.
  2. Allah’tan ümmetimi, suda boğularak can vermekten korumasını istedim; Allah bu arzumu da kabul buyurdu.
  3. Ümmetimin parçalanarak birbirine düşmemesini istedim; Allah bu dileğimi reddetti”. (9)

Müslümanlar olarak ümmet olabilmenin önündeki engelleri kaldırabilirsek, kâinattaki varlık sebebimizi, sorumluluk ve ödevimizi de anlamış ve kavramış oluruz. Dünyevi çıkarlarımızı öteleyip, paylaşımı önceleyebilirsek, kıskançlık ve çekememezliği terk edebilirsek, nefsi arzu ve heveslerimize uymazsak, aramızdaki anlaşmazlıkların izalesi için, çözümü Kur’an ve Sünnette ararsak, bu işin üstesinden gelebiliriz. Aksi halde içerisinde bulunduğumuz bu kargaşa ve buhran çok daha devam edecek gibi.

Ümmet olabilme arzu ve temennisiyle, muhtasar yazımızı, Al-i Şan Efendimiz (s.a.v)’in müminler topluluğunu/İslam Ümmeti’ni tarif ettiği hadis-i şerifiyle nihayete erdirelim: “Birbirlerini sevmede, birbirlerine acımada ve merhamette müminler bir vücut gibidir. Vücuttan bir organ rahatsız olduğunda, diğer organlar da onunla birlikte ateşlenir, uykusuz kalırlar”. (10)

KAYNAKÇA

1- A’raf 7/158.

2- Sebe 34/28.

3-Âl-i İmrân, 3/104.

4- Bakara 2/213.

5- Bakara 2/128.

6- En’am 6/38.

7- Araf 7/181.

8- Muvatta, “Kader” 3 C.2 S.899.

9- Müslim, “Fiten” 20.

10- Buhari “Edep” 27.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.