Makale

KUR’AN’IN MEDENİYET TASAVVURU VE İLMÎ ZİHNİYET

KUR’AN’IN MEDENİYET TASAVVURU VE İLMÎ ZİHNİYET

Medeniyet çoğu zaman şehirleşme, kurumlaşma, bilim, sanat ve teknolojiyle birlikte anılır. Kültür ise bir toplumun değer dünyasını, inançlarını, ahlâkını ve hayat anlayışını ifade eder. Bu bakımdan medeniyet insanlığın daha çok maddî, kültür ise manevî yönünü temsil eder. [1] Kültürün medeniyetle ilişkisi, ruhun bedenle ilişkisine benzetilebilir. Medeniyet farklılıkları maddî ilerleme, kültür farklılıkları ise manevî gelişme düzeyindeki farklılıklardan doğar. Bir milletin kültürü de büyük ölçüde dinî ve ahlâkî eğitim ve öğretimin etkisi altında gelişen fikir ve ideallerden oluşur. Dolayısıyla din, kültürün şekillenmesinde ve medeniyetin yön kazanmasında önemli bir işleve sahiptir.

Mirza Beşiruddin Mahmud Ahmed’in bu konudaki değerlendirmeleri dikkat çekicidir. Ona göre kültür ile medeniyet her zaman aynı ölçüde gelişmez. Tarihte bazı toplumlar maddî bakımdan yüksek bir medeniyet seviyesine ulaşmalarına rağmen aynı ölçüde köklü bir kültür oluşturamamışlardır. Roma İmparatorluğu siyasî ve askerî gücüyle büyük bir medeniyet kurmuş, ancak bu medeniyet uzun süre sağlam bir ahlâkî ve fikrî temele dayanmamıştır. Buna karşılık Hıristiyanlık, ilk dönemlerinde yeni bir medeniyet meydana getirmemiş, fakat güçlü bir inanç ve ahlâk kültürü oluşturmuştur. Daha sonra bu iki unsurun birleşmesi, Avrupa medeniyetinin şekillenmesinde etkili olmuştur. Yahudilikte de din ile toplumsal hayatı bütünleştirme çabası görülmüş, ancak bu bütünleşme her zaman aynı ölçüde gerçekleşmemiştir. Mahmud Ahmed’e göre din, kültür ve medeniyet arasındaki en kapsamlı ve dengeli bütünleşme ise Kur’an’da ortaya konulmuştur. [2]

Gerçekten de Kur’an, insanı yalnızca bireysel ibadetlerle yükümlü bir varlık olarak değil; yeryüzünü imar etmek, adaleti gerçekleştirmek, ilim üretmek ve erdemli bir toplum inşa etmekle sorumlu bir özne olarak görür. Bu anlayışta medeniyet, yalnızca maddî imkânların çoğalmasından ibaret değildir. Maddî gelişmenin ahlâkî ve manevî ilkelerle yönlendirilmesi de önemlidir. Çünkü medeniyetin insan hayatına gerçek anlamda katkı sağlaması, sahip olunan imkânların hangi amaçlarla ve nasıl kullanıldığıyla yakından ilgilidir.

Medeniyetin oluşmasında birtakım şartlar ve temeller bulunmaktadır. Will Durant’a göre bunlar jeolojik, coğrafî, ekonomik, ırkî ve psikolojik şartlarla; ekonomik, siyasî, ahlâkî ve zihnî temellerden oluşur. Kültürün ziraatı, medeniyetin ise şehri hatırlatması, bu iki kavramın farklı yönlerini göstermesi bakımından anlamlıdır. [3]  Kenneth Boulding de medeniyetin başlıca alametlerinden birinin şehir olduğunu belirtir. Ona göre Babil’deki astronomi, Eski Yunanlıların geometrisi ve Arapların cebiri, gelecekte ortaya çıkacak büyük bilgi ve teknoloji birikiminin müjdecileridir. Bu değerlendirmeler, medeniyetin insanın bilgi üretme, tabiatı tanıma ve yaşadığı çevreyi dönüştürme faaliyetleriyle yakından ilişkili olduğunu göstermektedir. [4]

Medeniyet, insanın meydana getirdiği ve geliştirdiği bir bütündür. Onun özünü ve yönünü belirleyen de insandır. İnsan emeğinin ve düşüncesinin izini taşımayan bir eserin medeniyet içinde yer alması mümkün değildir. İnsan, düşünmeye, içinde yaşadığı çevreyi değiştirmeye ve bulunduğu yere kendi damgasını vurmaya başladıkça medeniyet de ortaya çıkmıştır. Bu bakımdan medeniyetin doğuşunda insandan sonra tabiat gelir. İnsan, yaşadığı tabiatı tanımak, onun imkânlarından yararlanmak ve onu işlemek suretiyle medeniyetini kurar. Ağaç bulunmayan bir yerde ağaçla, taş bulunmayan bir yerde taşla ilgili kültür eserlerine rastlanmaması, tabiat ile medeniyet arasındaki ilişkinin göstergelerindendir.

Kur’an’a göre ay, yıldızlar, güneş ve bütün kâinat insanın istifadesine sunulmuştur. İnsan, aklını ve yeteneklerini kullanarak bu imkânlardan yararlanacak ve medeniyetini kuracaktır. Allah, insanın bu görevini yerine getirebilmesi için ona akıl, yetenek ve çeşitli imkânlar vermiştir. İnsana düşen, bunları kullanarak bir yandan yeryüzünü imar etmek, diğer yandan Allah’ı tanımak, kulluk görevini yerine getirmek ve O’na isyan etmekten kaçınmaktır. Böylece insan, kendisine emanet edilen yeryüzünü mamur edecek ve oradaki nimetlerden gereği gibi yararlanacaktır.

İnsan, aklını ve zekâsını kullanarak maddeye şekil verecek, yeni keşifler yapacak, araçlar geliştirecek ve hayatını kolaylaştıran imkânlar elde edecektir. Bütün bunlar, onun daha rahat ve huzurlu bir hayat sürmesine katkıda bulunması amacına yöneliktir. Ancak insan, elde ettiği imkânları kendisini yaratan Allah’ı unutturacak, onu azgınlığa ve isyana sürükleyecek biçimde kullanırsa bu defa yaptıklarının sonuçlarıyla da karşılaşacaktır.  Dolayısıyla imkânların artması, insanın sorumluluğunu ortadan kaldırmamakta; aksine bu imkânların hangi amaçlarla kullanıldığı sorusunu daha önemli hâle getirmektedir.

Peygamberlerin ve ilâhî kitapların insanlık tarihindeki yeri de bu çerçevede değerlendirilmelidir. Peygamberler, insanlara yalnızca dinî hükümleri bildirmekle kalmamış, onların hayatlarını düzenlemelerine, düşünmelerine ve kendilerine sunulan imkânları doğru değerlendirmelerine de rehberlik etmişlerdir. Bu sebeple dinin, kültürün ve medeniyetin gelişmesindeki rolünü göz ardı ederek insanlık tarihini bütünüyle açıklamak mümkün değildir. Bununla birlikte medeniyet tarihinin yalnızca arkeolojik bulgulara ve bunlardan hareketle geliştirilen varsayımlara dayandırıldığı yaklaşımlarda, dinin bu süreçteki rolünün yeterince ele alınmadığı görülmektedir. Böyle bir yaklaşım, insanlığın kültür ve medeniyet birikimini yalnızca insanın kendi çabası ve tesadüflerle açıklama eğilimindedir. Hâlbuki Kur’an, insanlık tarihini ibret alınması gereken bir alan olarak sunarken peygamberlerin ve ilâhî mesajların toplumların hayatındaki etkilerine de dikkat çekmektedir.

İnsanın kâinattan yararlanabilmesi için öncelikle onu tanıması ve keşfetmesi gerekir. Tanınmayan ve özellikleri bilinmeyen bir varlığın imkânlarından gereği gibi yararlanmak mümkün değildir. Kur’an’ın peygamberlerin ve bazı şahsiyetlerin hayatlarından örnekler sunması, insanı bu yönde düşünmeye ve araştırmaya sevk eden bir işlev de taşır. Kur’an, insanı yalnızca iman, ahlak ve ibadetle yükümlü bir varlık olarak değil, yeryüzünü imar etmekle görevli bir emanetçi olarak da tanıtır. Bu sebeple insanın tabiatı tanımasını, onun işleyişini anlamasını ve kendisine sunulan imkânları insanlığın yararına kullanmasını teşvik eder.

Kur’an’da yeryüzündeki ve kâinattaki varlıkların insanın hizmetine sunulması (teshîr), [5]  insanın yeryüzünde halife olarak görevlendirilmesi[6]  ve Hz. Âdem’e eşyanın isimlerinin öğretilmesiyle bilgi edinme ve öğrenme kabiliyetinin ortaya konulması, bu anlayışın önemli göstergeleridir. [7] Hz. Dâvûd’a demirin yumuşatılması [8], demirin insanlar için taşıdığı faydalar, [9] Zülkarneyn’in demir ve bakır kullanarak sağlam bir set inşa etmesi[10] ve Hz. Nûh’a ilâhî vahiy doğrultusunda gemi yaptırılması[11] da bilgi, üretim, teknoloji ve mühendislikle ilişkilendirilebilecek örneklerdir. Bu anlatımlar, Kur’an’ın insanı tabiatı tanımaya, akıl ve bilgiyle onu işlemeye ve yeryüzünü imar etmeye yönelten medeniyet tasavvurunun önemli unsurlarıdır.

Kur’an’ın ilme, düşünmeye ve tabiatı araştırmaya verdiği önem, İslâm medeniyetinin tarihî gelişiminde de etkili olmuştur. Nitekim 8. yüzyıldan 13. yüzyıla kadar uzanan dönemde İslâm medeniyeti, dünya bilim ve düşünce tarihinde belirleyici bir konuma yükselmiştir. Bu gelişmede Müslümanların insan hayatını bir bütün olarak ele almalarının, dinî ilimlerle tabiî ilimleri birbirinden bütünüyle ayırmamalarının ve farklı bilgi kaynaklarından yararlanmalarının önemli payı vardır. Fethedilen bölgelerdeki bilgi birikiminin tercümeler yoluyla Arapçaya kazandırılması; astronomi, tıp, fizik ve kimya gibi alanlarda elde edilen bilgilerin benimsenmesi ve geliştirilmesi, bu yaklaşımın somut örneklerindendir. Söz konusu birikim, Kur’an’da ilim, tabiat ve insanla ilgili ifadelerin anlaşılmasına katkı sağladığı gibi yeni ilmî çalışmaların da önünü açmıştır.

Bu ortamda Fârâbî, İbn Sînâ, İbn Rüşd, Bîrûnî ve Kindî gibi düşünür ve bilim insanları yetişmiştir. Mekanik alanındaki çalışmalarıyla tanınan Ebü’l-İz el-Cezerî de otomatik kapılar, kuyulardan su çeken aygıtlar, pnömatik araçlar ve otomatik kontrol sistemleri geliştirmiştir. Bu örnekler, İslâm medeniyetinde teorik bilgiyle uygulamalı bilginin birbirini beslediğini göstermektedir. Dönemin tabiî ilim anlayışı da gök cisimlerinden elementlere, hayvanlardan bitkilere ve madenlere kadar varlıkları, bunların değişimlerini ve aralarındaki ilişkileri inceleyen geniş bir alanı kapsamaktaydı.

Kur’an’da ilim, belirli bir alanla sınırlandırılmadan genel bir kavram olarak zikredilir. İlimlerin sınıflandırılması, adlandırılması ve tanımlanması ise insanların bilgi edinme ve öğretme faaliyetleriyle ilgilidir. Bu sınıflandırmaların amacı, ilimleri öğrenmeyi ve aralarındaki ilişkileri anlamayı kolaylaştırmaktır. Dolayısıyla ilimleri sınıflandırmakla onları değer bakımından birbirinden üstün veya aşağı görmek aynı şey değildir. İlimler arasında değerli ve değersiz ayrımına gidilmesi, belli bir dönemden sonra Müslümanların bilim ve sanayiye verdikleri önemin azalmasında etkili olmuştur. Bu durum, İslâm dünyasında zamanla ortaya çıkan zihniyet değişiminin düşündürücü örneklerinden biridir.

Takiyyüddin tarafından İstanbul’da kurulan rasathanenin uğursuzluk gerekçesiyle yıkılması, bu değişimin çarpıcı örneklerinden biri olarak anılmaktadır. Halil İnalcık da Türklük Müslümanlık ve Osmanlı Mirası [12]adlı eserinde bu zihniyet değişimini ve rasathanenin yıkılışını ele alır. Bilimsel araştırmanın önünü açan bir anlayıştan, bilimsel bir kurumu uğursuzluk gerekçesiyle ortadan kaldıran bir anlayışa geçiş, yalnızca bilim tarihine ait bir olay değildir. Aynı zamanda bilgiye, akla ve araştırmaya yönelik tutumun medeniyetin gelişmesini nasıl etkileyebileceğini de göstermektedir.

Sonuç olarak İslâm dünyasının yeniden ilmî, kültürel ve medenî bir atılım gerçekleştirebilmesi, öncelikle Kur’an’ın insan ve ilim anlayışının doğru kavranmasına bağlıdır. Bunun için Kur’an’ın teşvik ettiği araştırma, tefekkür ve üretim ruhunu yeniden canlandırmak; dinî ilimlerle tabiî ve sosyal ilimler arasında değer bakımından ayrım yapmamak gerekir. Bilgi üretmek, teknoloji geliştirmek ve insanlığın yararına ilmî çalışmalar yürütmek, yalnızca maddî ilerlemenin araçları değil, aynı zamanda yeryüzünü imar etme sorumluluğunun da bir gereğidir.

Geçmişte İslâm medeniyetinin yükselmesini sağlayan anlayış, insanı, bilgiyi ve hayatı bir bütün olarak ele alan bu yaklaşımdı. Bugün ihtiyaç duyulan da aynı anlayışı geçmişin şartlarını aynen tekrarlayarak değil, onun araştırma, düşünme ve üretme ruhunu yeniden hayata geçirerek canlandırmaktır. İslâm dünyasının geleceği, sahip olduğu tarihî mirası yalnızca hatırlamasına değil, o mirası meydana getiren zihniyeti yeniden kavramasına ve yaşatmasına bağlıdır.

Dipnotlar

[1] Bozkurt Güvenç, İnsan ve Kültür, İstanbul 1979, s. 3.
[2] Mirza Beşiruddin Mahmud Ahmed, Kur’an’ı Kerîm’in Tetkikine Giriş, Ter. Şinasî Siber, Ankara 1960,s. 19-25.
[3] Will Durant, Medeniyetin Temelleri, ter. Nejat Muallimoğlu, İstanbul 1978, s. 15-20.
[4] K.Boulding, Yirminci Asrın Manası, Ter. Erol Güngör, İstanbul 1980, s. 11-13.
[5] Câsiye 45/13.
[6] Bakara 2/30.
[7] Bakara 2/31.
[8] Sebe’ 34/10.
[9] Hadîd 57/25.
[10] Kehf 18/96.
[11] Hûd 11/37.
[12] Halil İnalcık, Türklük Müslümanlık ve Osmanlı Mirası, İstanbul 2014, s.149-150.

Prof. Dr. Celal Kırca

Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.

Mirat Haber – YouTube

 

View Comments

  • Çok can alıcı noktalara deginmişsiniz.Allah razı olsun hocam

Recent Posts

  • Gündem

Londra’da Filistin İçin Yükselen Ses: Macklemore’dan Vicdanlara Çağrı!

Londra’da Filistin İçin Yükselen Ses: Macklemore’dan Vicdanlara Çağrı! Filistin halkına desteği nedeniyle turne programından çıkarılan…

4 dakika ago
  • Genel

METE YARAR, Türkiye, Azerbaycan İçin Ne Yaptı?

METE YARAR, Türkiye, Azerbaycan İçin Ne Yaptı? Güvenlik uzmanı Mete Yarar, Türkiye’nin Azerbaycan’a desteğini silah…

22 dakika ago
  • Genel

DÜNYEVİ İKTİDARLARIN DİN SİYASETİ

DÜNYEVİ İKTİDARLARIN DİN SİYASETİ İnsanlık tarihi boyunca din, dünyevi güçlerin kendilerini meşrulaştırmak için başvurduğu en…

24 dakika ago
  • Makale

KARGA VE KUZGUN

KARGA VE KUZGUN Allah Teâlâ Maide Suresi 31. ayetinde şöyle buyurur: فَبَعَثَ اللّٰهُ غُرَابًا يَبْحَثُ…

57 dakika ago
  • Genel

İLİM MECLİSİNDEN: İSLAMCILIK NEDİR, ÖLÜR MÜ?

"İLİM MECLİSİNDEN: İSLAMCILIK NEDİR, ÖLÜR MÜ?" Dün, muhterem İslam âlimi, İslam hukukçusu Prof. Dr. Hayrettin…

1 saat ago
  • Genel

Ukrayna, Rusya’nın Can Damarını Vurdu!

Motorin Piyasasında Yeni Şok: Ukrayna Rusya'nın Can Damarını Vurdu Ukrayna, yaklaşık iki haftalık aranın ardından…

19 saat ago