islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
48,8372
EURO
55,7702
ALTIN
6.774,94
BIST
13.270,54
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Yağmurlu
19°C
İstanbul
19°C
Yağmurlu
Perşembe Parçalı Bulutlu
20°C
Cuma Parçalı Bulutlu
22°C
Cumartesi Çok Bulutlu
24°C
Pazar Hafif Yağmurlu
21°C

KURTULUŞ SAVAŞI; DİNÎ Mİ, SEKÜLER Mİ?

KURTULUŞ SAVAŞI; DİNÎ Mİ, SEKÜLER Mİ?
A+
A-

KURTULUŞ SAVAŞI; DİNÎ Mİ, SEKÜLER Mİ?

Bağımsızlık mücadelesinin niteliği, resmî tarih yazımında genellikle tartışmasız kabul edilen bir konudur: Seküler bir ulus-devlet projesinin ilk adımı. Ne var ki dönemin birincil kaynaklarına yakından bakıldığında bu resmin hiç de öyle olmadığı görülür.

Prof. Dr. Oktay Bozan; daha önce Diyarbakır, Çüngüş ve Elazığ bölgelerinin Milli Mücadele dönemi tarihi üzerine bölgesel çalışmalar yapmış bir araştırmacı. Bu kitabında ise Bozan, bölgesel çerçeveyi bir kenara bırakarak doğrudan meselenin özüne, Milli Mücadele’nin genel niteliğine odaklanıyor.

“Millî Mücâhede” mi, “Kurtuluş Savaşı” mı?

Kitabın tezinin ilk basamağı, kavramların kendisiyle ilgili. Bozan’a göre “Kurtuluş Savaşı” ile “Millî Mücadele” adlandırmaları arasındaki fark rastgele değil, ideolojik bir tercihin izini taşıyor. Yazara göre dönemin kendi belgelerinde sıklıkla karşılaşılan “Millî Mücâhede” ifadesindeki “mücâhede” sözcüğü mecazi bir kullanım değil, doğrudan cihat vurgusu taşıyan bir kavram. Bu ifadenin zamanla “Kurtuluş Savaşı”na dönüşmesini ise erken Cumhuriyet döneminde yaşanan seküler yeniden çerçevelemenin bir göstergesi olarak okuyor. Yani meselenin daha adlandırma aşamasında bile bir tarih yazımı tercihiyle karşı karşıya olduğumuzu ileri sürüyor.

Bozan iddiasını soyut bir tartışma düzeyinde bırakmıyor, doğrudan tarihî malzemeyle temellendirmeye çalışıyor. İncelemesinde şu kaynak türlerine başvuruyor: Anadolu’nun çeşitli bölgelerinden işgaller karşısında gönderilen protesto telgrafları, halk mitinglerinde kullanılan dil ve söylem, İstanbul ve Ankara’da yayımlanan fetvalar, TBMM’nin açılış beyannameleri ve meclis tutanakları, dönemin din adamlarının faaliyetleri, Sebîlü’r-reşâd gibi dinî-fikrî yayın organlarının metinleri, Kongre kararları…

Yazara göre bu belgelerde tekrar eden ortak dil, örneğin “Kur’an’a el basmak”, “şehadet”, “mukaddesatımıza el uzatmak”, “cihat”, “hilafetin kurtarılması” gibi ifadeler bir tesadüf değil. Bu söylem, halkın direnişi büyük ölçüde bir iman meselesi ve ahlaki bir yükümlülük olarak gördüğünün işareti olarak sunuluyor.

Samsun’a Çıkış Bir Sadakat Yemini mi?

Kitabın üzerinde durduğu konulardan ilki Mustafa Kemal Paşa’nın 1919’da Samsun’a gönderilmesiyle ilgili. Bozan, bu görevlendirmenin Sultan Vahdettin’in bilinçli bir tercihi olduğunu ve arkasında devletin bekasını koruma kaygısının yattığını savunuyor. Daha da önemlisi, Paşa’nın Anadolu’ya geçmeden önce padişaha ve halifeye sadakat yemini ettiğine dikkat çekiyor; yazara göre bu yemin sembolik bir jest değil, gerçek bir bağlılığın göstergesi olarak okunmalı.

Hilafet ve Saltanatı Kurtarma Hedefi

Erzurum ve Sivas kongrelerinden TBMM’nin açılışına uzanan süreçle ilgili yazar, resmi tarihin söylemini yapı bozuma uğratıyor. Bozan, bu dönemde mücadelenin resmî hedefinin sadece vatan bütünlüğünü korumak değil, aynı zamanda “makam-ı hilafet ve saltanatı” kurtarmak olarak tanımlandığını gösteriyor. Bu çerçevenin somut yansımaları olarak şu örnekleri sıralıyor: Meclis’in tekbirlerle açılması, 1921 Anayasası’ndaki “devletin dini İslam’dır” hükmü, alkol yasağı gibi ilk dönem düzenlemeleri

Camiler, Tekkeler ve Din Adamlarının Örgütleyici Rolü

Kitapta geniş yer tutan temalardan biri de din adamlarının mücadeledeki fiilî rolü. Bozan, Şeyh Ahmet Senusi’nin Anadolu’yu dolaşarak halkı cihada çağırmasını, Mehmet Akif’in Balıkesir ve Kastamonu hutbelerini, Sebîlü’r-reşâd dergisinin mücadeleyi açıkça “cihad-ı meşru” ilan etmesini örnek gösteriyor. Yazara göre bu örnekler, mücadelenin taşrada hangi dille örgütlendiğini gösteriyor. Bu anlatıda camiler ve tekkeler hem ibadet mekânları hem de direnişin fiilen örgütlendiği merkezler olarak resmediliyor.

Samimiyet mi, “Takiyye” mi?

Kitabın en tartışmaya açık kısmı sonuç bölümünde ortaya çıkıyor. Bozan, halkın ve mücadeleye katılan din adamlarının büyük çoğunluğunun bu dinî söylemi samimiyetle benimsediğini kabul ediyor; ancak Mustafa Kemal Paşa başta olmak üzere liderlik kadrosunun bir bölümünün aynı inancı taşımadığını, dinî dili daha çok stratejik bir araç olarak kullandığını iddia ediyor. Yazar, mücadele sırasında etkin biçimde kullanılan tarikatların, ulemanın ve Mehmet Akif ile Said Nursi gibi isimlerin Cumhuriyet’in ilerleyen döneminde dışlanmasını ya da tasfiye edilmesini, bu stratejik kullanımın bir kanıtı olarak yorumluyor.

Millî Mücadele Söyleminin “Gerçek Yüzü”

Tüm bu tartışmanın sonunda yazarın vardığı nihai sonuç nettir: Milli Mücadele, seküler bir ulus-devlet inşası projesi olarak başlamamıştır; esas itibarıyla Osmanlı Devleti’ni ve hilafet merkezini işgalden kurtarma amacı taşımıştır ve toplumsal meşruiyetini büyük ölçüde İslami değerler üzerinden kurmuştur. Mücadelenin dinî söylemden sekülerliğe doğru evrilmesi ise, Bozan’a göre zaferden sonra, yani meşruiyet ihtiyacı ortadan kalktıktan sonra gerçekleşen bir dönüşümdür.

“Kitabı satın almak ve ayrıntılı bilgi edinmek için aşağıdaki bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.”

https://www.beyanyayinlari.com/kitap/kurtulus-savasi-dini-mi-sekuler-mi-9786255509963

Mirat Haber – YouTube

 

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.