
CHP, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in laiklik konusunda yaptığı açıklamalar nedeniyle suç duyurusunda bulundu. Tekin, “Ben evrensel laiklikten yanayım, siz kendi uydurduğunuz laikliğe inanıyorsunuz. Sizin laiklikten anladığınız şey şu: Camilerin kapısına kilit vurmak, camileri ahıra çevirmek, vatandaşın Kur’an öğrenmesini yasaklamak.” ifadelerini kullanmıştı. CHP, bu sözlerin laiklik ilkesine aykırı ve toplumu kutuplaştırıcı nitelikte olduğunu savunarak yargıya başvurdu…
Laiklik, modern toplumların temel ilkelerinden biri olarak sunulurken, Türkiye’de neredeyse her dönemde tartışmalara ve kutuplaşmalara neden olmuştur. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin’in laiklik hakkındaki açıklamaları, bu tartışmanın yeniden alevlenmesine sebep oldu. Tekin, laikliği “herkesin dini özgürlüğünü güvence altına alan bir anlayış” olarak savunurken, CHP’nin laiklik uygulamalarını, “dini ibadet özgürlüğünü kısıtlayan bir dayatma” olarak tanımladı.
Bu açıklamalar, aslında Türkiye’deki laiklik tartışmalarının temel sorununun ne olduğunu bir kez daha gözler önüne seriyor: Farklı laiklik tanımları ve bu tanımların toplum üzerinde nasıl uygulandığı.
Eğer laikliği Peygamber Efendimizin Medine Sözleşmesi’nde ortaya koyduğu şekilde değerlendirebilseydik, bugün bu tartışmaları yaşamıyor olabilirdik. 622 yılında Medine’de imzalanan bu anlaşma, dini ve etnik farklılıkları tanıyan, herkesi ibadetinde ve inancında özgür bırakan bir yönetim modeli sunuyordu. Bu, sadece Müslümanlar için değil, Hristiyanlar ve Yahudiler gibi farklı inanç grupları için de geçerli bir özgürlük anlayışıydı.
Ancak Türkiye, kendi medeniyetinden ve tarihinden beslenen bir laiklik anlayışını benimsemek yerine, Batı’dan ithal bir kavramı uygulamaya koydu. Laiklik, bir inanç özgürlüğü değil, inançların baskılanması aracı olarak kullanıldı. Camilerin kapısına kilit vuruldu, Kur’an eğitimi yasaklandı ve dini değerler adeta aşağılanmaya çalışıldı. Bu miras, bugün bile toplumsal huzuru zedeleyen bir gerilim olarak karşımıza çıkıyor.
CHP’nin geçmişte laiklik uygulamalarını otoriter bir çizgide yürüttüğü bir gerçektir. Camilerin ahıra çevrildiği, dini eğitimin yasaklandığı, insanların dini inançları sebebiyle ayrımcılığa uğradığı dönemler hala hafızalarda tazeliğini koruyor. Bu durum, laiklik kavramını toplum nezdinde özgürlük değil, bir baskı aracı olarak algılanmasına neden oldu.
Ancak bu tartışmada sadece CHP’yi suçlamak yeterli değildir. Son 22 yıldır iktidarda olan hükümetin de eğitim sistemini İslami değerler ve toplumsal barış zemininde yeniden düzenlememesi önemli bir eksikliktir. Eğer İslam’ın medeniyet birikiminden ilham alan bir laiklik anlayışı hayata geçirilebilseydi, bugün bu tartışmaların hiçbirini yaşamazdık.
Laiklik, toplumda farklı inanç gruplarının barış içinde bir arada yaşamasını sağlayacak bir zemin oluşturmalıdır. Ancak Türkiye’deki laiklik uygulamaları, çoğu zaman dinin kamusal alandan dışlanması, dini sembollerin yasaklanması ve inanç özgürlüğünün kısıtlanması olarak tezahür etmiştir. Bu durum, toplumun geniş bir kesimini rahatsız etmiş ve laiklik karşıtı bir refleksin ortaya çıkmasına yol açmıştır.
Eğer laiklik, Peygamberimizin Medine Sözleşmesi’ndeki gibi bir adalet ve özgürlük anlayışına dayandırılsaydı, bugün farklı inanç grupları arasında bu kadar derin uçurumlar oluşmazdı. Çünkü İslam, inancı olmayanlara bile adil davranmayı öğütlerken, müminlerin ibadet özgürlüğünün kısıtlanmasını asla kabul etmez.
Laiklik tartışması, ne CHP’nin geçmişiyle ne de bir bakanın açıklamalarıyla sınırlı değildir. Sorun, toplumun kendi medeniyet değerlerinden uzak bir anlayışla yönetilmeye çalışılmasından kaynaklanmaktadır.
Türkiye’nin, Peygamber Efendimizin Medine Sözleşmesi’ni örnek alarak, dini özgürlükleri garanti altına alan, herkesin inancını yaşayabildiği bir laiklik anlayışını benimsemesi gerekmektedir. Böyle bir model, toplumun huzur içinde yaşamasını sağlayacak ve kutuplaşmayı sona erdirecektir. Çünkü gerçek laiklik, sadece bir tarafı değil, herkesi koruyan bir sistemdir.
Toplumun artık bu tartışmaları geride bırakıp, huzur ve barış içinde yaşayabileceği bir düzeni inşa etme zamanı çoktan gelmiştir. Ve bu düzen, dışarıdan ithal kavramlarla değil, kendi köklerimizden beslenen adalet ve özgürlük anlayışıyla mümkün olacaktır…
MİRATHABER.COM