
Bakın şu dünyaya… Sahne aynı, oyuncular aynı; sadece makyajlar tazelenmiş! İnsanlık tarihi dediğin, aslında Habil ile Kabil’den beri süregelen o kadim kavganın kâğıda dökülmüş özetidir: Güç kimin elinde ve bu güç kimin namına kullanılıyor?
Bugün karşımızda; dilleriyle “adalet” tekerlemesi yapan ama parmak uçlarından kan ve irin damlayan bir güruh var. “Kuvvetli olan haklıdır.” diyen bu Nemrutvari düzen, yeryüzünü devasa bir açık hava hapishanesine çevirdi. Hak ve adaleti dillerine pelesenk etmeleri sizi aldatmasın; o kavramlar, sadece kendi necasetlerini örtmek için kullandıkları süslü birer şaldır!
Bugünün dünyasında demokrasi, insan hakları, özgürlük… Hepsi yalan, hepsi dolan! Bu kavramlar, küresel müstekbirlerin elinde zayıfı boğmak için kullanılan birer “modern put” hâline gelmiştir. İşlerine geldiğinde özgürlük havarisi, çıkarları sarsıldığında ise tarihin gördüğü en azılı diktatör kesiliyorlar.
Adalet dedikleri; zalimin elinde kalkan, mazlumun tepesinde ise sallanan bir kılıç! Adına ister sermaye deyin ister ideoloji; bu hegemonik yapı, gücü kimseyle paylaşmıyor. Bu sadece bir “sistem” değil, bu düpedüz şeytani bir kuşatmadır! 19. yüzyılda temeli atılan bu küresel mafya, bugün doğrudan insanlığın fıtratına, yani Allah’ın vurduğu o tertemiz mühre savaş açmış durumda. Medeniyet diye pazarladıkları şey, aslında ruhları esir alan bir vahşet senfonisidir.
Eskiden düşman; topla, tüfekle, tankla gelirdi; şimdi ise ekranıyla, algoritmasıyla, reklamıyla ve dizisiyle geliyor! Tankla yıkamadıkları aile kalesini, TikTok videolarıyla içeriden çürütüyorlar. Cephelerde düşüremedikleri kaleleri, “özgürlük” sloganlarıyla zihinlerde fethediyorlar.
> Çünkü biliyorlar ki; bir milletin imanını elinden alırsanız, artık o toprağı işgal etmenize gerek kalmaz! Zihinleri sömürgeleştirilen toplumlar, boyunlarındaki zincirleri “moda” sanmaya başlar.
İnsanoğlu bugün hiç olmadığı kadar güçlü görünüyor ama hiç olmadığı kadar da çürümüş durumda! Cebinde akıllı telefon var ama kalbi zifiri karanlıkta… Aya gidiyor ama secdeye gidemiyor! Bilgi çağında boğuluyor fakat hikmetten nasibi yok. Modern insanın trajedisi tam da burada düğümleniyor: Kendini ilahlaştırdığı anda, insanlığını kaybediyor.
Firavun da böyle yapmıştı; “Ben sizin en yüce rabbinizim!” diye haykırmıştı. Bugünün firavunları ise aynı kibri daha “steril” cümlelerle kuruyor:
“Yapay zekâ her şeyi halleder.”
“Bilim ilerledikçe dine ihtiyaç kalmaz.”
“Önemli olan güçtür, haklılık değil.”
“Paran kadar özgürsün.”
“Hayatını yaşa, çok sorgulama; trend neyse doğru odur.”
Allah’ı denklemden çıkarıp kendini merkeze koyan her medeniyet, aslında kendi mezar taşını yontmaktadır. Çünkü insan, ilahlık tasladığı anda canavara dönüşür. Bakın etrafa; merhamet çekildi, vicdanlar köreldi, aile çözüldü. Hayâ alay konusu; iffet “gericilik”, arsızlık ise “medeni cesaret” diye pazarlanıyor. En korkuncu da şu: İnsanlar artık konfor, tüketim, çıkar, menfaat, haz ve eğlence gibi zincirlerinden şikâyet etmiyor, onları birer aksesuar gibi gururla taşıyor!
Eğer bu zulüm çarkında diretmeye devam edersek; vahiyle sabit olan o “helâk” kanunu kaçınılmazdır.
> “Bir toplum, kendi özündekini değiştirmedikçe Allah onların durumunu değiştirmez!” (Ra‘d, 11)
Kur’an’ın anlattığı helâk kıssaları, tozlu raf anekdotları değildir; her biri bugüne tutulmuş birer aynadır! Âd kavmi, Semûd’un kavmi, Firavun… Hepsinin ortak günahı aynıydı: Gücü ilahlaştırdılar ve her şeyi yaratan Allah’a savaş açtılar! Bugün de aynı hastalık nüksetmiş durumda; tek fark, putların şekil değiştirmesidir.
Eskiden taş putlar vardı, şimdi dijital putlar var.
Eskiden kâhinler vardı, şimdi algı mühendisleri var.
Eskiden sihirbazlar vardı, şimdi kanaat önderleri var.
Ama sonuç değişmeyecek! Çünkü Allah’ın sünneti değişmez. Kendi fıtratına savaş açan bir medeniyetin ömrü, pamuk ipliğine bağlıdır. Gökdelenleriyle kibirlenenler, yarın kendi manevi çürümüşlüklerinin enkazı altında kalacaklardır.
Şimdi mesele şudur: Sen safını nerede tutacaksın?
Ebubekirvari bir sadakatle hakikatin yanında dimdik mi duracaksın; yoksa menfaatin için Firavun’un sofrasına mı meze olacaksın? Çünkü tarafsızlık, en büyük aldanıştır; tarafsızlık, dolaylı olarak zalimin safıdır! Ya Musa’nın yanındasındır ya Firavun’un. Ya hakikatin yükünü omuzlarsın ya da konforunun kölesi olursun.
Unutma! Bu çağın en büyük felaketi, zalimlerin çok güçlü olması değil; mazlumların ve yığınların köleliğini “özgürlük” sanmasıdır. Allah’ın nuru, bütün küresel karanlıklara rağmen sönmeyecek. Onlar ekranlarıyla, paralarıyla, medyalarıyla hakikatin üstünü örtmeye çalışsalar da; güneşi balçıkla sıvayamayacaklar.
Tercih senin ey insanoğlu! Ya hakka teslim olup izzet bulursun ya da bu modern Ebu Cehil düzeninin akıbetine ortak olursun. Kaçış yok… Yarın âhirette hesap çok çetin olacak!
Bilal Erdoğan’dan Nüfus ve Aile Yapısı Uyarısı: "2100 Yılında 55 Milyona Düşebiliriz" İlim Yayma Vakfı…
250 YIL SONRA YENİDEN SÖMÜRGE İran'a, Gazze'ye, Yemen'e, Lübnan'a ortak operasyonlar yapan, Siyonist rejime karşı…
ÜÇ FATMA NUR’UN ÖLÜMÜ, TEK BİR GERÇEK: AİLE VE EĞİTİM SİSTEMİMİZİN ÇÖKÜŞÜ (2) 3. TOPLUM…
Gençler Arasında Sessiz Tehlike: "Apateizm" Akımı Yayılıyor! Eğitimci ve yazar Dilek Temirhan, son dönemde gençler…
KURBAN İBADETİNİ NASIL DEĞERLENDİRMELİYİZ? Soru 5: Kurban için bütçemizi zorlamalı mıyız? Nasıl kurban kesmeliyiz? İslâm…
Aile çökerse nüfus dibe vurur, ülke uçuruma sürüklenir… İngiltere’nin parlak entelektüellerinden John Berger, 1978 yılında…