
MEDRESELERİN TARİHSEL SEYRİ VE MODERN ZORLUKLAR
İslam medeniyetinin temel kurumlarından biri olan medreselerin kökleri, İslamiyet’in ilk yıllarına kadar uzanır. Başlangıçta eğitim faaliyetleri mescitlerde yürütülürken, Selçuklular dönemiyle birlikte medreseler kurumsal bir kimliğe kavuşmuş; bu süreç Osmanlı İmparatorluğu ile birlikte zirve noktasına ulaşmıştır.
Tarih boyunca toplumları şekillendiren, onlara siyasi, sosyal, kültürel, eğitsel ve ahlaki yön veren kurumlar her zaman var olagelmiştir. Medreseler de dönemlerinin şartları içinde toplumda önemli roller üstlenmiş; bilim tarihine yön veren pek çok âlim bu kurumlarda yetişmiş ve medeniyete paha biçilmez katkılar sağlamıştır.
Cumhuriyet’in ilanıyla birlikte resmen kapatılan medreseler, gayri resmi bir biçimde varlığını sürdürmeye devam etmiştir. Asırlar boyunca ülkemizde, medreseler bulundukları coğrafyalarda İslam’a, İslami ilimlere ve topluma gönüllülük esasıyla hizmet etmiş; sosyal, ahlaki ve kültürel hayatın dokusunda önemli bir yer tutmuştur. Her ne kadar modern dünyanın dışında kalıp onun imkanlarından az faydalanmış olsalar da, her yeni bilginin eskinin üzerine inşa edildiği gerçeğinden hareketle, günümüz eğitim kurumlarının bu kadim müesseselerin işleyiş tarzından, programlarından ve çalışma disiplininden öğreneceği çok şey vardır.
Bir medeniyetin inşasında iki temel unsur vardır: Biri teoriyi üreten âlim, diğeri ise onu hayata geçiren âmil. Ne var ki Cumhuriyet döneminde İslam’a ve İslam âlimlerine yönelik belirgin bir tavır takınıldı. Âlimlerin büyük kısmı sürgün, infaz ve hapislerle etkisiz hale getirildi. Onların yerini alacak yeni nesilleri yetiştirecek medreseler ise neredeyse tamamen tasfiye edildi. Bu süreçte, Doğu Anadolu’da halkın din eğitimi ihtiyacını karşılayan medreseler, uzun yıllar boyunca illegal bir şekilde, mağara ve ahır gibi gizli mekanlarda, inanılmaz zorluklar altında varlığını sürdürdü. Medreseler1960’lardan sonra ise yavaş yavaş yeniden gün yüzüne çıkmaya başladı.
Türkiye’nin batı bölgelerinde Cumhuriyet, adeta bir buldozer gibi dini eğitim kurumlarının üzerinden geçerken; doğunun kendine has şartları sayesinde medreseler, cefakâr âlimler ve bölge halkının olağanüstü çabalarıyla ayakta kalmayı başardı. Anadolu’nun manevi iklimini besleyen, yine bu medreseler oldu.
Medreselerin yerini doldurması için teşkil edilen İmam Hatip Liseleri ve İlahiyat Fakülteleri, birçok açıdan yetersiz kalmıştır. Dahası, bazı üniversitelerde akademik çalışma kisvesi altında İslam’ın ve ilmin özü boşaltılmaya çalışılmış ve bu endişe verici süreç halen devam etmektedir.
Müslümanlara, ilme ve medeniyete sayısız katkı sunan medreseler, günümüzde varlığını sürdürmede ciddi sıkıntılarla karşı karşıyadır. Melle alımları sürecinde pek çok medrese, Kur’an Kursu adı altında devlet kontrolüne bağlandı. Bu süreçte medreseler, derinlikli ilim adamları yetiştirmekten uzaklaşarak, Kur’an’ı okuyan ancak anlamayan hafızlar yetiştiren kurumlara dönüşmeye başladı. Samimi ve gayretli âlimler bu olumsuz gidişata karşı mücadele etseler de, henüz yeterli bir etki oluşturamamışlardır. Son dönemde yaygınlaşan icazet programlarının kalitesi de düşmüştür. Devlete bağlanan bu seçkin kurumların içi sistematik bir şekilde boşaltılmaktadır.
Bu ümmetin etkin ve yetkin âlimleri, bu kritik sürece karşı acilen alternatif ve etkili çözümler üretmezse, mevcut olumsuz gidişat daha da derinleşecektir.
M.Emin CAN
YAZARIMIZ “M.Emin CAN’IN” DİĞER YAZILARINA ULAŞMAK İÇİN BURAYA TIKLAYINIZ
İslami Haber ”MİRAT” – YouTube