Boğaziçi dâhil üniversitelerimiz şer de üretiyor

Ali Rıza DEMİRCAN

Allah’a, ölümle başlayacak âhiret hayatına ve bu hayatın sorgulamasına; Cennet ve Cehennem’ine iman edilmiyorsa Allah’ın yaratırken varlığımıza kodladığı değerler, bizi uzun süre insanlık çizgisinde yaşatamaz.

İslâmî iman ve yaşam kuralları ile gelinemeyen Üniversite ise bizi bilgilendirebilir ama karşılık beklemeksizin insanlık değerlerine bağlı, atılımcı, yararlı bir toplum insanı kılamaz. Şerlerden koruyamaz. Öz canımıza ve çevremize zarar verici bir sömürücü bir zalim olmamızı da engelleyemez.

Boğaziçi Dahil Üniversitelerimiz

Medreseler, kaldırılmadan önce büyük ölçüde hayatiyetini yitirmişti. Medreselerin yerini alan üniversitelerimiz maddeci temeller üzerinde kuruldu. Yaratandan kopukluğun, tarih bilgi ve bilincinden yoksunluğun, yerel temelli evrensel değerlerimizden mahrumiyetin yaygın olduğu üniversitelerimiz, muhtaç olduğumuz insan tipini yetiştiremediği gibi mukallidi olduğu batıl üniversiteler ölçüsünde ilim-bilim merkezi de olamadı.

Son günlerde gündeme gelen Boğaziçi üniversitesinin de manevi değerlerimizin uzağında olduğunu bilirdik de diğer üniversitelerimizden farklı; daha özgürlükçü ve inançlara saygılı olduğunu sanırdık.

Boğaziçi üniversitesi kökenli olup bu kurumda öğretim üyeliği yapan Prof. Dr. Mim Kemal hocamızın, üzerindeki iğreti örtüyü daha bir sıyırmasıyla bu üniversitemizin de, devamı olduğu Robert Kolej gibi ruh köklerimize karşıt bir kurum olduğunu öğrendik.

Boğaziçi Üniversitesine ilişkin hatıramız

Rektör seçimi sebebiyle Boğaziçi Üniversitesi gündeme gelince kırk yıl önce yaşadığımız ve yazımızın başında işaret ettiğimiz “İslâmî iman ve yaşam kuralları ile gelinemeyen Üniversite bizi …bilgilendirebilir ama faydalı bir toplum insanı kılamaz. Şerlerden koruyamaz…” şeklinde ifade edilen hakikati de örneklendirecek olan bir hatıramız gönlümüzde yeşerdi.

1985 yılı başında İslâm’a Göre Cinsel Hayat isimli eserimi yayınlamıştım. Eserimiz büyük bir ilgi gördü. Diyanet İşleri Başkanlığı, hazırlattığı düzmece bir raporla Adalet Bakanlığı’na baş vurdu. Bu başvuru sonucu kitabımız İstanbul Devlet Güvenlik Mahkemesi’nde laikliği ihlal ve Sarıyer Asliye Ceza Mahkemesi’nde dinimizi küçük düşürmekten yargılanmaya başladı. TBMM’nde aleyhimize iki konuşma yapıldı. Devlet Bakanı Kâzım Oksay aleyhimize kıyam etti.

Şartların aleyhimize geliştiği tam da bu sırada Boğaziçi Üniversitesi öğretim üyesi olup TRT’de program yapan Mim Kemal Öke hocamız benimle bir televizyon programı yaptı. Çekimler Boğaziçi Üniversitesi kütüphanesinde yapıldı. TRT ülkemizin tek televizyon kanalıydı. Programın yayınlanmasını sabırsızlıkla beklerken, yayın günü Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Mükerrem Taşçıoğlu’nun aleyhimizdeki beyanıyla birlikte programımız yanı sıra hocamızın programı da yayından kaldırıldı.

ANAP iktidarının ilk yıllarında yaşanan bu olayın anlatımıyla yakın tarihimize ışık tutuyorsak da ana amacımız bu değil.

Üniversite kütüphanesinde hırsızlık önlemi

Mim Kemal Öke hocamızla yaptığımız program sonrasında Üniversite kütüphanesinden çıkarken önümdeki öğrencilerin çantalarının açılıp kontrol edildiğini gördüm. Benim çantam da kontrol edilirken ilgili görevliye niçin arama yapıldığını sordum. Öğrencilerin yaygınlaşan kitap hırsızlığını önlemek için yapıldığını söyledi.

Hayretler ve dehşetler içinde irkilerek kendi kendime şöyle söylemekten kendimi alamadım:

Boğaziçi Üniversitesi, öğrencilerinin hırsızlığından kütüphanesini koruyamıyorsa, biz mezunlarının hırsızlık dahil yolsuzluklarından ülkemizi nasıl koruyacağız?

Meğer kitap hırsızlığı Boğaziçi’ne özgü değilmiş. Bir profesör dostum Hacettepe Üniversitesinde de bazı öğrencilerin, kitapların kendilerine lazım olan bölümlerini falçata ile kesip çaldıklarını söyledi.

Konu elbet yalnızca kitap hırsızlığı da değil. Daha bu yılbaşında bir üniversite öğrencisi kızımızın yılbaşı gecesi kutlaması için üniversiteli arkadaşlarıyla alkolle birlikte aldığı uyuşturucu sonucu hayatını kaybettiğini modern piç yaşama onay verici Hürriyet gazetesinden öğrendik. Bunu istisnai bir olay olarak görmek hiç şüphesiz kendimizi aldatmak olur.

İstanbul Sözleşmesi çizgisinde ve üniversite çevresinde cinsel ilişkiye varan arkadaşlıkların sevgili adıyla doğal görülmeye başlanması ve eşcinselliğin de onaylanır olması ayrı bir manevi facia. Borca dayalı para sistemi ve faize dayalı ekonomi ile sömürü için Üniversite mezunlarının insan kaynağı olarak kullanılması da tam bir musibet.

Üniversite kaynaklı misaller çoğaltılabilir.

Allah’a ve âhiret hayatına iman olmadıkça adalet, sevgi, canlılara ve doğaya saygı, dayanışma ve özveri üretmeyen sosyal ve teknolojik ilimlerin yerelden evrensele yıkıcı örnekleri Amerika, Fransa ve Rusya başta olmak üzere ülkemizde ve bütün dünyada apaçık ortada iken hakikate körler göremiyorlar, sağır olanlar da doğal olarak Rabbimizin şu Kur’ânî çağrısını duyup icabet edemiyorlar :

Onlara ‘Allah’ın indirdiği Kur’an’ın yasalarına ve elçisi Muhammedin çağrısı ve uygulamasına gelin” denildiğinde, ‘Atalarımızdan gördüğümüz inançlar, ilkeler ve kurumlar bizim için yeterlidir” derler. Ya ataları hiçbir şey bilmeyen ve doğru yoldan uzak kimseler ise de mi böyle diyecekler.” (Maide 5/104)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here