Medya hürriyeti sınırsız mı?

Prof. Dr. Sami ŞENER

Medya mensubu veya medya grubunun sahibi olmak; sorumsuz, halkı kin ve nefrete, ayrımcılığa ve toplumsal değerleri tahrip etmeye mazeret teşkil edemez.. Halkın huzur, güven ve sağlığını bozan hiçbir tutum, kendini söz hürriyeti ve dokunulmazlık zırhı ile korumaya çalışamaz.

Medya’nın önemli bir bölümü, günümüzde belli siyasi ve ideolojik grupların “propaganda gücü” gibi çalışmakta ve tarafsız olamamaktadır.

Özellikle, toplumsal ve kültürel değerlerin yerleşmesi ve muhafaza edilmesi konusunda, medyanın çoğunluğu ciddi bir duyarsızlık ve hatta yanlış duruş içindedir. Medya, asıl görevi olan haber ve bilgi iletmek yerine, halk üzerinde tüketici bir anlayışın hakim olması için reklam ve propaganda aracı haline gelmiştir. Bütün bu yanlış yönelişler, toplum sağlığın bozulmasını ve insan kişiliğini yıpratan bir akım haline gelmiş ve toplumda “sosyal suç” niteliğini taşıyan bir özellik kazanmıştır.

Siyasi ve ideolojik grupları ve onların sözcülüğünü militanca ve sorumsuzca yapıp, toplumda ikilik meydana getirerek huzuru bozucu yazı, söylem ve iddiaların ortaya atılması, insanların güven ve samimiyet duygularını tahrip etmektedir. Medyanın bir kısmı, fikir ve söz hürriyetinin ötesine çıkarak toplumun kafasını karıştırmaya ve grup çatışmaları ortamı hazırlamaya özen göstermektedir. Bütün bu çabalar, toplumda “kargaşa çıkarmak” tan ve ülkenin geleceğini tehlikeye atmaktan başka bir çaba değildir.

Bu tür politika ve çalışmalar, belki alışageldiğimiz suç kavramının dışında olabilir. Fakat biz, ilim adamları olarak böyle bir suçun yaygınlaşmasına hukuk mercilerinin ve hükümet organlarının müsaade etmemesi gerektiğini belirtmek istiyoruz. Toplum içinde bazı kişiler, siyasetçi veya sanatçılar; hiçbir dayanağı olmayan açıklama veya bilgiler verebilir. Fakat medya, bunların hepsini sorumsuzca ekranına ve sayfasına yansıtmak zorunda değildir. En azından ahlaki ve mesleki sorumluluk, bu tür bir davranışa izin vermemelidir. Hiçbir medeni ve ahlaki kural ve değeri dikkate almayan medya anlayışının, her zorlayıcı ve manipule edici davranışa uygulandığı gibi, hukuki müeyyideler ile sınırlandırılması gerekir.

Aslında, “Sosyal Ombudsmanlık” benzeri bir kuruluş ile medyanın ilmi, ahlaki ve sosyal açıdan kesinlikle denetim altına alınması gereğine inanıyorum. Bir halkın, ruh ve düşünce dünyası, herkesin rahatlıkla at oynatacağı bir alan haline getirilmemelidir. Bazılarının medya’ya tanıdığı toleransı, ülkenin asıl sahibi insanlarına da tanıması gerekir.

Medya mensubu veya medya grubunun sahibi olmak; sorumsuz, halkı kin ve nefrete, ayrımcılığa ve toplumsal değerleri tahrip etmeye mazeret teşkil edemez.. Halkın huzur, güven ve sağlığını bozan hiçbir tutum, kendini söz hürriyeti ve dokunulmazlık zırhı ile korumaya çalışamaz. Özellikle, bu tür fiilleri basın, yayın ve internet gibi kurumlar vasıtasıyla gerçekleştirmek, çok daha ağır bir suç olarak kabul edilmesi gerekir. Yayın ve propaganda çalışmalarını; film, skeç ve sanat yoluyla gerçekleştirmek de, en az diğerleri kadar ciddi suç olarak dikkate alınmak durumundadır.

Çeşitli zamanlarda dile getirdiğim gibi; medyanın yayın ve programlarına “ilmi, ahlaki ve toplumu koruma amaçlı denetleme” teklifimi, parlamentonun dikkatine sunuyor ve ülkenin kültürel, fikri ve ahlaki değerlerini ve varlığını tehlikeye atma çabalarına engel olunması bakımından bu sorumsuzluğa dur demelerini bekliyorum. Halkımız adına, böyle “koruyucu yapı”nın kurulması gerektiğini bir defa daha ikaz etme ederek gerekli mevzuatın oluşturulması için TBMM’ne bu konuda bir kanun teklifi sunmasına şiddetle ihtiyaç bulunmaktadır. Yöneticisi olduğum Sosyologlar Derneği’nin de böyle bir teşebbüse önayak olma hazırlığında olduğunu söylemek istiyorum.

Demokrasi adına, bazı siyasi ve ideolojik grupların, yurt dışı kuruluşlarının; toplumumuzu “sahipsiz ve korumasız” bırakmasına hakları yoktur. Yine; sanatçı, siyasetçi gibi grupların Medya’nın dokunulmaz kılınmasına yönelik açıklama ve tutumlarını ise, ilim ve tarih huzurunda kabul etmiyorum. Halkımızın ruh ve zihin güvenliği açısından, böyle bir düzenlemenin gereğine inanıyorum.

Eğer hukuk sistemi ayrıcalıklı bir sistem getirmiyor ve bazı meslek ve siyaset gruplarına özel imtiyazlar bahşetmiyorsa, bu teklif; tam da bu tür ayrıcalıkları ve mükellefiyetleri sağlamaya yöneliktir.

Medya, siyaset ve mesleki grupların mensupları, herkes ve her kurum gibi, yaptığı yanlış ve bozguncu tutum ve yayınlarından dolayı herkes gibi hesap verdiği gün, adalet ve eşitlik sisteminin işleyeceğini düşünebileceğiz.

İnsan doğası ile örtüşen İlâhi yasa gereği de “Her insan yaptıklarından sorumlu olmalı” değil midir?

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here