Meryem`i de An

Rabia Çakmak Ekim

Hz. Meryem, hem Hristiyanlıkta hem de İslam’da böylesine önem atfedilen tek kadın figürüdür. Hristiyanlık’da “Theotokos” -Tanrı doğuran- sıfatına sahip olan Meryem, İslam’da da Cebrail’in kendisine göründüğü ve mucizeye mazhar olan tek hanımdır. Kur’an’da ismiyle anılan ve ismi sureye verilen tek hanım olma özelliği de yalnız Hz.Meryem’e aittir. Peygamber annesi olması yanı sıra, Hz. İsa’nın ona müjdelenmesinden önce, annesinin onu tapınağa adaması ve orada dervişane bir hayat sürmesi ile de önemli bir örnekliğe sahiptir.

Kur’an da bir çok surede bahsedilen Hz. Meryem’in adanışını ve tevekkülünü anlamak için ele alacağımız ilk sure Meryem Suresidir. Meryem Suresi, Habeşistan’a hicretten önce nazil olmuştur. Bu surede Hz. Zekeriya’nın yaşlı iken ve eşi kısır iken çocuk sahibi olması ve Hz. Meryem’in bakire bir genç kız iken çocuk sahibi olma mucizeleri ard arda verilerek, Allah’ın insanı ilk yarattığı gibi tekrar hiç yoktan yaratmaya kadir olduğuna dikkat çekilir.

Surenin 16. ayetinden, 34. ayetine kadar Hz. Meryem’in Hz.İsa’yla müjdelenmesi ve doğumu anlatılır. Sureye “Meryem” isminin verilmesini tefsirler farklı yorumlarla ele almış fakat çoğu tefsir bu konunun üzerinde durmamış ve nüzul sebebiyle ilgilenmiştir.

Bu konudaki bazı tefsirlerin açıklamaları şu şekildedir;

Kur’an Yolu; “Adını 16-40. ayetlerde kıssası anlatılan Hz. Meryem’den almaktadır.” şeklinde izah etmiştir.

Ruhu’l Beyan’da İsmail Hakkı Bursevi ise; “Bu sure diğer bahisler yanında, özellikle Hz. Meryem ve onun Hz. İsa’yı dünyaya getirmesinden bahsetmesi sebebiyle -Meryem Suresi- adını almıştır” diyerek açıklar.

Safvetü’t Tefasir adlı tefsirde sureye Meryem isminin verilmesi şu şekilde açıklanıyor; “Babasız bir insanın yaratılması, beşikte bir bebek iken Allah’ın bu çocuğu konuşturması ve Hz.İsa’nın doğumu esnasında meydana gelen enterasan olaylarla ilgili o parlak mucizeyi ebedileştirmek için bu sureye Meryem Suresi adı verilmiştir.

İncelediğim hiçbir tefsirde surenin adının özel oluşundan, Kur’an’da ismi geçen tek hanım olmasının ve yaşadığı mucize için Hz. Meryem’in seçilmiş olmasının hikmetinden bahsedilmiyor. Bu incelemem açısından beni üzen bir durum lakin beni bu noktada en şaşırtan yorum Saffetü’t Tefasir tefsirinin yazarı Sabuni’nin yorumudur. Sure’nin adı İsa’ymış gibi bir izlenime kapılabileceğimiz bir yorum var ortada. Hz. Meryem gibi mübarek bir hanımın tefsirlerde bu kadar es geçildiğini görmek tefsirlerimizdeki açıklıklardan biri. 

Fakat Allah’ın Hz. Meryem kıssasının üzerinde yalnızca İsa’nın annesi olduğu için durduğunu düşünmek akla yatkın değildir. Hz. İsa mucizevi bir şekilde Hz. Meryem’e müjdelenmiş olmasına rağmen, Hz. Meryem bu kutsal görev için seçilmiştir. Bu seçilmişliği Hz. İsa’nın müjdelenmesinden öncesine dayanır ve dahi Kur’an’ın bir çok yerinde Allah, Hz. İsa’dan bahsederken “عِيسَى ابْنُ مَرْيَمَ” yani -Meryem’in oğlu İsa- diyerek Hz. İsa’nın Hz. Meryem’in oğlu oluşunun önemini bizlere hissettirir. 

Burada Kur’an’ın bahsettiği kişi Hz.İsa’dır ve peygamberdir. Bu sebeple değerini bizatihi Hz. Meryem’den almaz. Fakat tertemiz bir anadan doğması, Hz. İsa’nın bir özelliği olarak Kur’an’da zikredilir. Kur’an’ın bugünü aydınlatan yüzünden hanımlar olarak almamız gereken mesaj kendimiz ve kendi çocuklarımız içindir. 

Dul hanımlar ve babası başlarında olmasına rağmen evlatlarını tek başına yetiştirmek durumunda kalan anneler birer Meryem olma vazifesini üstlenmek, Hz. Meryem’i kendisine rol-model almak durumundadır. Günümüzde de her çocuk evvela annesi ile anılıyor ve anılacaktır. Annesinin geçmişi ve evladını yetiştirişi güzel olan bir insan, o annenin evladı olmakla farklı bir yere sahip olacak ve annesinden sebeple daima önemle anılacaktır.

Tabii ki Hz. Meryem’in örnekliği anne olduğu an başlamadı. Hz. Meryem bu mucizevi analığı haketmek için Rahman tarafından itina ile korundu. Hanımlar olarak hepimiz anne olmadan önce çocukluk ve gençlik aşamalarından geçiyoruz. Bu aşamalardan geçerken her bir aşama bir önceki aşamadan izler taşıyor. Meryem Suresinin tefsirlerinde önceki aşamalarını da işlemeye devam edeceğiz. 

Hz.Meryem, Hz. Zekeriyya’nın elinde büyümüştü, bu sebeple surede İbrahim (a.s), Musa (a.s), İsmail (a.s) ve İdris (a.s)’dan da bahsedilmesine rağmen hepsinin evvelinde Hz. Meryem’in gönül mürşidi Hz.Zekeriyya’dan, onun yetiştirdiği Hz.Meryem’den ve yetiştirmesi için ona müjdelenen Hz. İsa’dan bahsedilir. Bu da bize, yetiştirdiklerimiz ve bizi yetiştirenlerle anılacağımıza en güzel örneklerden biridir. 

Ve 16.ayette وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مَرْيَمَ diyerek Hz. Meryem kıssasından bahsetmeye başlar;

Meryem suresi 16.ayet ;

وَاذْكُرْ فِي الْكِتَابِ مَرْيَمَ إِذِ انتَبَذَتْ مِنْ أَهْلِهَا مَكَانًا شَرْقِيًّا

“(Resûlüm!) Kitap`ta Meryem`i de an. Hani o, ailesinden ayrılarak doğu tarafında bir yere çekilmişti.”

Diyanet Kuran yolu tefsiri; “Mûcizevî olaylarla dolu olan Meryem Suresinin başlangıcında bir giriş olarak Zekeriyya aleyhisselâm ile oğlu Yahya’nın kıssaları kısaca anlatıldıktan sonra, bu bölümde surenin asıl konusu olan Hz. Meryem’e geçilmektedir. Bu kıssa öncekinden daha ilginçtir. Çünkü öncekinde kısır ve ihtiyar bir kadının, yaşlı da olsa eşinden bir çocuğu dünyaya getirmesi söz konusu idi. Burada ise bâkire bir kızın çocuk dünyaya getirmesi anlatılmaktadır. Daha ana rahminde iken annesi tarafından mabede adanmış olan Hz. Meryem, çocukluğundan itibaren mabedin doğu yönünde tenha bir köşede bulunuyor ve vaktini ibadetle geçiriyordu. İnsanlar tarafından rahatsız edilmeden kendini tam anlamıyla ibadet ve tefekküre verebilmesi için bulunduğu yeri bir perde ile ayırmıştı. 16. âyette ifade edilen doğu tarafından maksat Kudüs’teki Beyt-i Makdis’in doğu tarafıdır.”

Mevdudi; Tefhimu’l Kur’an; Mevdudi, Al-i İmran 57, Nisa 1 ve 156. ayetlere yönlendiriyor.

Tibyan Tefsiri; Doğu tarafında çekildiği yerin Beytü’l Makdis veya evinin şark ciheti olduğu bilgisini veriyor. Nasara’nın da bu sebeple doğuyu kendilerine kıble edindiğini söylüyor.

Ali Küçük, Beşairu’l Kur’an; “Ey peygamberim kitapta Meryem’i de an. Kitapta Meryem’i de gündem yap. Kitapta Meryem de bulunsun. Rabbinin kitabıyla Meryem ile de tanış. Meryem’i de gündemine al. Ve ey paygamber yolunun yolcuları, sizler de anın Meryem’i. Sizler de tanışın Meryem’le. Sizler de gündem maddesi yapın Meryem’i.

Evet işte bizim örneklerimizden ve örnek ailelerimizden biri gündem yapılıyor burada. Hayatları kesin doğru, mutlak doğru olarak Allah tarafından tescil edilmiş elçiler sunuluyor bize. Ama Allah korusun da bakıyoruz bugün müslümanlar bu yasal örnekleri bir kenara bırakıp iyilikleri, hayatları, takvaları, takva anlayışları tartışılabilecek bir kısım insanları gündeme getiriyorlar. Onları gündemlerine alıyorlar, onları konuşuyorlar, onları tanımaya çalışıyorlar, onlar için anma törenleri, yad etme günleri düzenliyorlar. Günlerce sözlerini, hayatlarını tartışıyorlar. Ama Rabbimizin tanıttığı, Rabbimizin kulluk maddesi yaptığı peygamberleri tanımak ve tanıtmak için gündeme almıyorlar.

Halbuki yarın bunların hiçbirisinden hesaba çekilmeyeceğiz. “Peygamberiniz, imamınız, örneğiniz, modeliniz kimdi?” diye sorulacak. Kime uymuştunuz? Kimi örnek almıştınız? Kimin peşindeydiniz? Kimi gündemde tutmaya çalışıyordunuz? Kimi tanıyıp onun gibi olma telaşı veriyordunuz? Kimin sözlerini öğrenmeye, kimin sözlerini ısrarla öğretmeye çalışıyordunuz.? Kimin sünneti, kimin modeli kafalarınızda canlıydı? Peygamberinkiler mi? Yoksa başkalarınınkiler mi? Unutmayın ki yarın bundan hesaba çekileceğiz.

Eğer Allah’ın yasal örneklerini, bu örneklerin hayatlarını bize aktaran Rabbimizin şu ayetlerini, şu gündem maddelerini bir kenara bırakırda hep kendi oluşturduğunuz gündemlerle, kendi oluşturduğunuz kitaplarla, kendi oluşturduğunuz önderlerle, liderlerle günlerimizi, gecelerimizi doldurursak, tıpkı bizden önceki gibi Allah’ın lanetlik toplumu Yahudiler gibi bizim imanlarımızdan kaynaklanmayan bir hayatın adamı olursak, yani hem bu ayetlere, bu elçilere inandığımızı iddia eder, hem de bu imanlarımız bu kitaba ve bu kitapta gündeme alınan peygamberlere hayat hakkı tanımamayı emrederse Allah korusun işimiz bitmiş demektir.

Meryem anamız gencecik bir kızcağız. İmran ailesinin daha ana karnındayken Allah’a kulluğa, Allah’ın mabedine, Mescid-i Aksa’ya hizmete adanmış, akrabası Allah’ın kutlu elçisi Zekeriya’nın (a.s) gözetiminde, vekaletinde büyüyen tertemiz bir genç kızcağız. Henüz bu haliyle dünyanın gündemine girmemiş bir kızcağız. Ama ilerde Allah’ın bir yasasını, Allah’ın bir kelimesini doğuracak ve kıyamete kadar bir imamımızın annesi olarak tarihe geçecek, bize gündem olacak, kadınlar âlemi içinden seçilip üstün kılınacak, ama bu şerefiyle orantılı olarak da yeryüzünde kadın cinsinin imtihanlarının en büyüğüne, en çetinine, en dayanılmazına tabi tutulacak bir genç kızcağız.

İşte bakın hemen Rabbimiz bu imtihanların en büyüğünü şöylece anlatmaya başlıyor:

 إِذِ انتَبَذَتْ مِنْ أَهْلِهَا مَكَانًا شَرْقِيًّا “Meryem, genç kız ailesinden doğu tarafına, mescitte bulunduğu bölgenin doğusuna doğru gitmişti. Yakınlarından kaçıp gözden ırak olmayı gerektiren, ama kitabımızın onun özel bir durumunu deşifre etmediği için bilemediğimiz bir sebeple yalnız kalmayı tercih ediyor.”

Sâbûnî, Saffetü’t Tefâsîr; “Ey Muhammed! Allah’ın sonsuz gücünü gösteren Meryem kıssasını hatırla. Bu bölüm, bu sûrenin ikinci kıssasıdır. Bu kıssa “Yahya (a.s)’ın doğumu” kıssasından daha enteresandır. Çünkü bu olay kocasız, bekâr bir kızın doğum yapmasıdır. Böyle bir doğum ise kısır bir kadının yaşlı kocasından gebe kalıp doğum yapmasından daha enteresandır.”

İsmail Hakkı Bursevî, Ruh’ul Beyan; “Burada Meryem’i anmaktan maksad onun kıssasını anmaktır. Çünkü anmak eşyaya taalluk etmez. Meryem, ibadet eden kadın (âbide) anlamındadır. Başka kadınların değil de sadece Meryem’in bizzat ismiyle Kur’an’da anılmasının hikmetini, bazı âlimler şöyle açıklamışlardır: Padişahlar ve eşraftan olan kimseler, topluluk içerisinde hür kadınların ismini söylemez ve onların adını herkese yaymazlardı. Aksine hanımlardan bahsederken, “çoluk-çocuk”, “aile” ve “hanım” gibi künyeler kullanırlardı. Cariyeleri zikredince ise onlar için künye kullanmaz, adlarını anmaktan ve açıkça söylemekten çekinmezlerdi.

Hristiyanlar, Hz. Meryem ve oğlu Hz.İsa hakkında söylediklerini söyleyince Allah da Meryem’in adını açıkça zikretti ve onun sıfatı olan kulluk, annelik gibi özelliklerini pekiştirmek ve Meryem’i Arapların cariyeleri hakkında kullana geldikleri şekilde kullanmak için bir künye zikretmedi, Bununla birlikte Hz.İsa’nın babası yoktur. Buna böyle inanmak farzdır. İsa’nın zikri geçtiğinde annesine nisbet edilerek anılması, ona baba isnad etmemeye inanmanın farz olduğu ve Yahudilerin ileri geri konuşmalarından o temiz Meryem’in uzak olduğu yönünde kalplerde bir his belirir. 

Es’iletü’l Hikem’de şöyle der; Meryem, Kur’anda adı ile anılmıştır. Çünkü o, ibadet ve tâatte olgun bir erkek gibi davranmıştır. Bundan dolayı da Hz. Musa, Hz. İsa ve benzeri erkekler gibi kendi adıyla anılmıştır. Aynı şekilde peygamberlere Allah tarafından nasıl hitap ediliyorsa ona da öyle hitap edilmiştir.”

Es’iletü’l Hikem’de geçen bu yorum diğer yoruma göre daha zayıf gözükmektedir. Onun Cebrail’i görmesi başka kadınlardan daha üstün bir yere koysa da kadın ve erkeğin ibadet ve tâatini ayrı alıp sonrasında Hz. Meryem’i erkeklerin ibadet ve tâatinde olduğu için üstün görmek bu günün yapısına uygun gözükmüyor. Fakat o günü düşünürsek yalnız erkeklerin mabede adandığı bir zamanda bir kız olarak mabede adanması sebebiyle o zamanın erkeklerine benzetilmesi doğru olabilir. Fakat erkeklerle kıyas yapılarak adının Kur’an’da geçirilmesindense, Hz. İsa’nın nesebinin dayanmasından ötürü adının Kur’an’da zikredilmesi daha isabetli gözüküyor. 

Hz.İsa’nın müjdelenmesini anlatan ayetler şu şekilde devam ediyor;

Meryem Sûresi 17.ayet;

فَاتَّخَذَتْ مِن دُونِهِمْ حِجَابًا فَأَرْسَلْنَا إِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرًا سَوِيًّا

“Sonra, insanlardan gizlenmek için bir perde germişti. Cebrail`i göndermiştik de ona tam bir insan olarak görünmüştü.”

Tefsir-i Kebir’e baktığımızda Meryem’in perde çekmesi, gönderilen ruh ne idi ve Cebrail’in ne şekilde göründüğü başlıkları yer alır. Burada bunlarla uğraşmak örneklik noktasında bir şey katmayacağından bunları ilgilenenlerine bırakıyoruz. 

Tefhimu’l Kur’an tefsiride Mabed’in doğu yönünde bir yerine çekildiği ve diğer insanlardan kendini ayırmak için perde çektiği hususuna dikkat çekiyor.

Muhammed Esed Kuran Mesajı açıklamalı mealinde; bu çekilişin, kendini bütünüyle dua ve tefekküre vermek için de olduğu noktasını ve Cebrail’in insan sûretinde gözükmesi hikmetinin Hz.Meryem’i korkutmamak için olduğu noktasına vurgu yapıyor.

Beşairu’l Kuran tefsiri yaşanan tablonun Hz. Meryem açısından dehşetini ele almış. Hz. Meryem ki, insanlarla kendi arasına perde çekip, Rabbi’ne kullukta ve itaatte iken, hicaplaşmaya alışmış ve kendini tertemiz, iffetli bir şekilde saklamış iken, karşısına güvenli olduğunu düşündüğü bir yerde bir erkek çıktı. Kendini koruyan ve o çağda peygamber sülalesinin her hareketinin spekülasyon oluşturduğu bir ortamda çaresiz kalan Hz. Meryem için bu dehşet dolu bir karedir.

Safvetü’t-Tefâsir; Cebrail ona melek suretinde ondan korkacağı bir halde gelmemesine rağmen Hz. Meryem’in bu güzel yaradılışlı insandan Rabbi’ne sığınması, onun iffetinin delillerinden olduğunu vurgular.

Bu dehşet tablo karşısında şaşıran Hz. Meryem, Rabbi’ne şu sözlerle sığınır; 

Meryem sûresi 18.ayet;

قَالَتْ إِنِّي أَعُوذُ بِالرَّحْمَن مِنكَ إِن كُنتَ تَقِيًّا

“Meryem, “Senden, Rahmân’a sığınırım. Eğer Allah’tan çekinen biri isen (bana kötülük etme)” dedi.”

Fî-Zılal-il Kur’an; “Hikayemizin kahramanı olan genç kızı hayalimizde canlandırmaya çalışalım. Tertemiz, masum, son derece güçlü bir namus eğitimi almış, iffetli bir aile ortamında büyümüş, daha ana karnındayken Allah’a adandıktan sonra Hz. Zekeriyya’nın gözetimi altına girmiş bir iffet örneği karşısındayız. Bu yüzden az önce karşılaştığı sürpriz, onu tepeden tırnağa sarsan ilk şok olur.” der.

Beşâiru’l Kur’an; “Bir genç kızın kendini bir erkekten korumaya çalıştığı sahnede güç eşitliği yoktu. Ama yaratan, öldüren, koruyan, doyuran, göklere ve yere egemen olan güç ve kudret sahibi bir Allah’ın koruması altında ya, inanıyordu ki o Rahmân herkesten ve herşeyden güçlüydü. Kesin biliyordu ki kulları O’nu koruyucu bildikleri sürece, kulları O’nun koruması altında olduğu sürece O kullarını koruyacaktı. Ama ne zaman ki kulları O’ndan gafil olurlarsa, ne zaman ki kulları O’nun koruması altından çıkmışlarsa işte o zaman Rahman onlardan desteğini çekiverecek ve korumasız bir duruma düşüvereceklerdi. Bunu çok iyi bilen Meryem sürekli Rabbimizin koruması altında, Rahmânın yasalarına uygun bir tavır içindeydi.”

Günümüz insanına örnek olması gereken en çarpıcı yerlerden biri de burası olmalıdır. Hanım kardeşim, elalem ne der müslümanı olmaktan çıkıp, Allah ne der müslümanı olma zamanı Hz. Meryem önderliğinde gelmedi mi?

Tefsir-i Kebir ise; Ayette Allah’tan ancak muttaki insanların korkacağı anlamı bulunduğuna işaret eder.

Bu korkusunu gidermek için Cebrail (a.s) ona niyetini belli etti;

Meryem sûresi 19.ayet;

قَالَ إِنَّمَا أَنَا رَسُولُ رَبِّكِ لِأَهَبَ لَكِ غُلَامًا زَكِيًّا 

“Cebrail, “Ben ancak Rabbinin elçisiyim. Sana tertemiz bir çocuk bağışlamak için gönderildim” dedi.”

Cebrail; Hz.Meryem’in korkularını gidermek için kendinin Allah’ın elçisi olduğunu söylese de sonrasında söylediği afife bir kız için ikinci şoktur. Karşısındaki kişiyi tanımaz ve söylediği şeyin doğruluğundan emin olma ihtimali yoktur ve karşısındaki kişi ona bahşedeceği bir evlattan bahseder. Yaşadığı korkuyu hayal ettiğim zaman Resulullah(s.a.v)’ın ilk vahyi aldığında ki korkusu akla gelebilir. İkisi de Rahman’ın kelimeleri karşısında korku ve şaşkınlık içindeydiler. İkisi de Allah’ın kelimelerini taşıyıp büyüttüler. Biri kendine bahşedilen bir evladı, Resulullah (s.a.v) ise bir kitabı ve bir davayı büyüttü.

Bunun üzerine namusu söz konusu olduğunda yiğitçe bir mümine olarak soruyor karşısındakine; 

Meryem sûres 20.ayet;

قَالَتْ أَنَّى يَكُونُ لِي غُلَامٌ وَلَمْ يَمْسَسْنِي بَشَرٌ وَلَمْ أَكُ بَغِيًّا 

“Meryem, “Bana hiçbir insan dokunmadığı ve iffetsiz bir kadın olmadığım hâlde, benim nasıl çocuğum olabilir?” dedi.”

Tefsirlerde de ele alındığı şekliyle, Hz.Meryem, Allah’ın kudretini ve mucizesini asla sorgulamıyordu. Sorguladığı şey karşısındaki kişinin ne kadar doğru söylediği ve Allah’ın genel yasaları dışında böylesine bir şeyin dişi ve erkek münasebeti dışında nasıl olabileceğini anlamaya çalışması ve netliğe kavuşmasını istemesiydi. Korkusuna rağmen net bir şekilde konuşuyor ve söylemek istediklerini açık sözlerle dile getiriyordu.

Bunun cevabını ise Allah(c.c)’ın sözünden Cebrail(a.s) bildiriyor;

Meryem Sûresi 21.ayet; 

قَالَ كَذَلِكِ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَيَّ هَيِّنٌ وَلِنَجْعَلَهُ آيَةً لِلنَّاسِ وَرَحْمَةً مِّنَّا وَكَانَ أَمْرًا مَّقْضِيًّا 

“Cebrail, “Evet, öyle. Rabbin diyor ki: O benim için çok kolaydır. Onu insanlara bir mucize, katımızdan bir rahmet kılmak için böyle takdir ettik. Bu, zaten (ezelde) hükme bağlanmış bir iştir” dedi.”

Bu kelimeler sûrenin başında Hz. Yahya’nın doğumu içinde kullanılmış sözlerdir. İkisi mucize olarak günümüz tıbbında bakıldığında birbirine çok benzer. Kısır bir hanımda yumurtalama gerçekleşmediği için, üremeyi sağlayan maddelerden biri yoktur. Bakire bir kadında da döllenmeyi sağlayacak sperm yoktur. Fakat her iki durumda da yasalar Allah’ındır. O yasaları koyduğu gibi aksine mucizeler yaratmaya da kadirdir. Günümüzdeki bazı iddialardaki gibi Hz. Meryem’in çift cinsiyetli olması Kur’an’dan çıkarılabilecek bir durum değildir. Allah, bu yaratılışın mucize gereği ve “Ol!” demesiyle olduğunu, bir sebebe bağlı kılınmadığını bu ayetle idraklere sunmuştur. Bu işin karara bağlandığının, artık bitmiş bir iş olduğunun vurgulanması, Hz. Meryem’in itiraz yollarını kapatmak için olabilir. Çünkü bu iffetli bir genç kızın taşıyabileceği en ağır yüktür. 

Ve sûrenin devamında yükün ağırlığı anlatılmaya devam edilir;

Meryem Sûresi 22.ayet;

فَحَمَلَتْهُ فَانتَبَذَتْ بِهِ مَكَانًا قَصِيًّا

“Böylece Meryem, çocuğa gebe kaldı ve onunla uzak bir yere çekildi.”

İmtihanın en büyüğü Hz. Meryem için şimdi başlar. Mabede adanması, insanlardan ayrılması, kendini Allah’a adaması kendi isteğiyle kabul ettiği şeylerdi. Fakat böyle ağır bir imtihan Rabbi tarafından omuzlarına bırakılmıştı ve tüm inananlar arasında böyle büyük bir yere sahip olması için bu imtihanı başarması ve bu durumu tek başına kaldırması gerekiyordu. Nasıl hamile kaldığı, hamileliğin ne kadar sürdüğüne dair ayetlerde bilgi verilmediği için bizde bu noktanın üzerinde durmuyoruz. Önemli olan onun tek başına bu her anlamda sancılı durumla başa çıkmak zorunda olmasıdır. Hem doğum, hem de doğumdan sonra evladını ne yapacağını, insanlar içine nasıl çıkacağını bilememe hali onu ruhen bitkin bir konuma getirmiştir. Öyle ki hem doğum sancısının hem de halkı tarafından iffetsiz bilineceğinin, hakikati insanlara nasıl anlatacağının sancıları arasında kıvranırken şöyle söyledi;

Meryem Sûresi 23.ayet;

فَأَجَاءهَا الْمَخَاضُ إِلَى جِذْعِ النَّخْلَةِ قَالَتْ يَا لَيْتَنِي مِتُّ قَبْلَ هَذَا وَكُنتُ نَسْيًا مَّنسِيًّا

“Doğum sancısı onu bir hurma ağacına yöneltti. “Keşke bundan önce ölseydim de, unutulup gitmiş olsaydım!” dedi”

Hz. Meryem’in çektiği imtihanın ağırlığı sözlerinde saklıdır. Keşke ölmüş olsaydım demekle bile yetinmez ızdırap içindeki Hz. Meryem, keşke ölümüm bile çoktan unutulmuş olsaydı der. Bir hanımın yaşayacağı en zor durumlardan biri olan doğumu gerçekleşmektedir. Bu doğumu bir yardımcı eşliğinde değil tek başına yapmak zorundadır. Dayanacağı kuru bir hurma dalı ve Allah’ın başka hiç bir sığınağı ve destekleyicisi yoktur. Kavmi doğumdan sonra onu nelerle itham edecek bunları tahmin ediyor, bunlar için acı duyuyordu. Hz. Meryem’in büyüklüğü kadar büyüktü imtihanı. Ve bu ayette ki sözleri onun ızdırabı hissedip, gözlerimizin dolması için yeterlidir. Fakat bu büyük imtihanı ve mûcizeyi ona lütfeden Allah(c.c) onu yalnız bırakmadı, temennisini duydu ve onu şu sözlerle teskin kıldı; Meryem Sûresi 24.ayet;

فَنَادَاهَا مِن تَحْتِهَا أَلَّا تَحْزَنِي قَدْ جَعَلَ رَبُّكِ تَحْتَكِ سَرِيًّا

“Bunun üzerine (Cebrail) ağacın altından ona şöyle seslendi: “Üzülme, Rabbin senin alt tarafında bir dere akıttı.”

Seyyid Kutub bu sesin Hz.İsa’nın sesi olduğu yorumunu yapar. Fakat ittifakla Cebrail olduğu görüşü yaygındır. Bu ayet mucizenin ilk aşamasıdır. Allah, kendisini muhafaza eden ve O’na itaat edenleri imtihanlarında yalnız bırakmaz. Hz. Meryem’in en zor anında gelen bu mucize ve yardımlar da bunun en büyük örneklerindendir. Allah’ın imtihanını kabul edenlerin yardımcısı Allah ve vesileleridir. 

Meryem Sûresi 25.ayet;

وَهُزِّي إِلَيْكِ بِجِذْعِ النَّخْلَةِ تُسَاقِطْ عَلَيْكِ رُطَبًا جَنِيًّا 

“Hurma ağacını kendine doğru silkele ki sana taze hurma dökülsün.”

Allah’ın kudretiyle kuru hurma ağacından, taze hurma dökülmeye başladı. Bu mucizenin ikinci aşamasıydı. Doğum anında bir kadın için en şifalı kaynaklardan birini Allah rahmetiyle gönderdi. el-Es’iletü’l Mukhime’de önceki gibi Hz.Meryem’e gökten sofra inmemesini, ağacı silkelemesi gerekmesini çocuğu olması ile dünyayla ilgili zorluk ve meşakkatin Allah tarafından zorunlu kılmasıyla ilişkilendirir. 

Meryem Sûresi 26.ayet;

فَكُلِي وَاشْرَبِي وَقَرِّي عَيْنًا فَإِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ الْبَشَرِ أَحَدًا فَقُولِي إِنِّي نَذَرْتُ لِلرَّحْمَنِ صَوْمًا فَلَنْ أُكَلِّمَ الْيَوْمَ إِنسِيًّا

“Ye, iç, gözün aydın olsun. İnsanlardan birini görecek olursan, “Şüphesiz ben Rahmân’a susmayı adadım. Bugün hiçbir insan ile konuşmayacağım” de.

Allah, Hz. Meryem’i müjdeler ve onun korku halini emin kılarak onu toplumun içine gönderir. Toplumun baskılarından korkan namuslu bir kadın elinde çocuğu ile toplumun içine gönderilir. Gözün aydın ise evladınla gözün aydın anlamındadır. Her ne durumda olursa olsun, evladını sağlıkla kucağına almış ve evladı ona Allah’ın bir mucizesi olarak asırlarca anılmasının vesilesidir. Allah, Hz. Meryem’e yardımını mucizelerle hatırlatıp, sonrasında ona toplumun arasına giderken de yardım edeceği huzurunu verir. Kendini savunmaması ve bunun için susma orucu tutması ilahi bir emirdir. Tereddüt yaşamadan, Allah’a duyduğu güvenle halkın arasına iner.

Meryem Sûresi 27-28-29-30; 

(27)فَأَتَتْ بِهِ قَوْمَهَا تَحْمِلُهُ قَالُوا يَا مَرْيَمُ لَقَدْ جِئْتِ شَيْئًا فَرِيًّا 

(28)يَا أُخْتَ هَارُونَ مَا كَانَ أَبُوكِ امْرَأَ سَوْءٍ وَمَا كَانَتْ أُمُّكِ بَغِيًّا

(29)فَأَشَارَتْ إِلَيْهِ قَالُوا كَيْفَ نُكَلِّمُ مَن كَانَ فِي الْمَهْدِ صَبِيًّا 

(30)قَالَ إِنِّي عَبْدُ اللَّهِ آتَانِيَ الْكِتَابَ وَجَعَلَنِي نَبِيًّا 

“Kucağında çocuğu ile halkının yanına geldi. Onlar şöyle dediler: “Ey Meryem! Çok çirkin bir şey yaptın!”(27)

“Ey Hârûn’un kız kardeşi! Senin baban kötü bir kimse değildi. Annen de iffetsiz değildi.”(28)

“Bunun üzerine (Meryem, çocukla konuşun diye) ona işaret etti. “Beşikteki bir bebekle nasıl konuşuruz?” dediler.” (29)

“Bebek şöyle konuştu: “Şüphesiz ben Allah’ın kuluyum. Bana kitabı (İncil’i) verdi ve beni bir peygamber yaptı.”(30)

Bu ayetler ise mucizenin son kısmını gözler önüne serer. Kundaktaki bebek konuşur. Allah Hz. İsa aracılığıyla, Hz. Meryem’i aklar ve temize çıkarır. Soyu bilindiği için Hz. Meryem ilk olarak soyuna yakışmamasıyla kınanır. Hz. Meryem bunlarla suçlanarak hem kendi, hemde soyu için mahcup ve mahzun olur. Fakat insanın içini böyle bir durumda rahatlatacak tek şeye sarılıp, Allah’a itaat ve tevekkül ile mucizesi olan evladını işaret eder ve işaret ederken, kundaktaki bebeğin konuşmasına dair aklında şüphe yoktur. Çünkü o mucizelerin en büyüklerini yaşamıştır. 

Allah mûcizesini kemale erdirip, kundaktaki bebeği konuşturarak Hz. Meryem’i, iffetini, ailesini korumuştur ve kelamını bu kadar imtihana tabii olarak sabır ve sebat gösteren Hz. Meryem’in kollarında büyümeye bırakmıştır. 

Örnekliği noktasında bu ayetlerle iktifa eder ve ayetlerin toplamından çıkarıp, hayatımıza uygulamamız gereken kodları şu şekilde sıralayabiliriz;

1.Allah’a sığın ve her daim Allah ile ol.

2.İffetini kendine her durumda zırh bil.

3.Allah ile baş başa olduğun bir hücren ve Allah’a ayırdığın vakitlerin olsun.

4.Anne-babaya itaatten ayrılma.

5.Allah’ın yasalarına karşı itaatkâr ol.

6.İmtihanı Allah’tan bil ve sorgusuz kabul et.

7.İmtihanlarında tek başınıza olduğun için isyan etme.

8.Kabul edip sebat gösterdiğin imtihanda Allah’a güven ve yardımın geleceğini bil.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here