islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
17,9498
EURO
18,3543
ALTIN
1.030,89
BIST
2.795,06
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
32°C
İstanbul
32°C
Açık
Salı Açık
31°C
Çarşamba Az Bulutlu
28°C
Perşembe Az Bulutlu
30°C
Cuma Az Bulutlu
29°C

Milli Eğitim kanalları 3: Okulun vedaı

Milli Eğitim kanalları 3: Okulun vedaı
12.06.2017
A+
A-

Eğitimde çoklu kanalları ve alternatif öğrenme yollarını herkesin kendi seçeceği hızda ve ortamlarda sunmamamızın herkese aynı boy elbise üretmemizin nedeni, böyle bir kişisel sistemin idaresinin olanaksız olmasıydı. Günümüzdeyse bilgisayarın idareyi ele alması sayesinde her çocuk için ayrı bir milli eğitim politikası, her öğrenci için ayrı bir okul sistemi sunabiliyoruz. 21. Yüzyıldaki büyük dönüşüm eğitim dönüşümü olacak.

Geçen yüzyılın başında yer alan o dönemde şiirleri popüler olan Tevfik Fikret, Batıyataparlığın bayraktarlarındandır. Bir tür o dönem Bekir Coşkun’u falan sayılır. Nazım Hikmet’ten önceki Batıyataparlık şairidir. Haluk diye kendi izinden giden bir çocuğu olmuştur. Ona yazıyormuş gibi kaleme aldığı Haluk’un Vedaı diye bize de Edebiyat derslerinde okutturulan bir şiir toplaması vardır. Çocuk babası gibi Batıya tapmak yerine ben doğrudan Batı olayım diye kolay yoldan aralarına katılmak için Amerikan Protestan Rahibi olmuştur. Bugün olsa şüphesiz günümüz Batısında daha revaçta olan tuhaf yaşam biçimleriyle kendini kanıtlardı.

Tevfik Fikret lise edebiyat öğretmeniydi. Derslerde yüz yüze elit tabakadan öğrencilerine karizmatik bir ortam oluşturarak tek tek etkilerdi. Çalıştığı lise, sınıflardan, tahtadan, öğretmen kürsüsünden oluşan klasik bir eğitim kurumuydu. Normalde Noel’de tatil yapması gerekirdi ama bu bizde bazen Ocak’a geliyor.

Yazlarıysaçocuklar serbest bırakılırdı. Çünkü yakın zamanlara kadar yaz ayları tarım toplumları için yaşamsal önemdeki hasat mevsimidir, gençler, çocuklar, yaşlılar, bütün insan emeği hasadın toplanması, bunun yönetilmesi, denetlenmesi, dağıtılması gibi konularda teksif olur. Aristokratlarsa buna ilaveten yaz savaş mevsimi olduğu için askeri manevralar, kampanyalar, özel savunma hatları gibi konulara iştirak ederlerdi.

Okullarda çocuklar aynı eğitimi aynı kitaplar, aynı uygulamalar ve aynı zaman sınırlamaları altında görürlerdi. Hala da bu şekilde. Aileden çok sayıda alet kullanabilen müzik dâhisi çocuk ile detone olmadan merhaba bile diyemeyen yavrucak aynı sınıfta aynı sıralarda aynı ödev ve aynı sınavatabi tutulurdu. Toplu sonuç önemli olduğundan eğitimin rahat işlemesi için kimse ne çok geride kalsın ne çok ileriye gitsin istenmezdi.

Bu standartlaşma, herkese aynı hizmeti sunma, her insanı aynı görme üç açıdan çok önemliydi. Birincisi, yavaş değişen toplum ve teknoloji düzeninde sabit olan meslek ve beceri ihtiyaçlarına standart çözümler getirerek, istendiğinde el altında hangi meslekten, ne kadar bildiği tahmin edilen elemanları kolayca elde etmek mümkün olacaktı. Ülkelerin, imparatorlukların her bölgesinde aynı özelliklerde insanlar yetiştirilerek bu ülke ya da imparatorluğun idaresi kolaylaşacaktı.

İkinci avantajı aynı ilkelere, aynı ulus-devlet kavramlarına, aynı ideolojilere, aynı felsefelere, aynı vatanperverlik duygularında, aynı savaşta ölme arzusunda, aynı dili aynı lehçe ve aksanla konuşan standart fabrika üretimi varlıklara dönüştürecekti. Bu da ülkenin yönetimini ve isyanların çıkmasını önleyecekti. Bir ulus üretilecekti.

Üçüncü ve en önemli avantaj ise milyonlarca öğrenciyi ve öğretmeni idareetmenin kolaylaşmasıydı. Bütün herkes aynı dersleri, aynı dönemlerde, aynı sayıda yılda, aynı karnelerle, aynı notlarla, aynı tarz sınıf ve binalarda, aynı şartlar ve kurallarla gördüğü zaman, başkentteki milli eğitim bakanlığının işi kolaylaşacaktı. Gerçekten de bilgisayar öncesi çağda bunu başka türlü yapmak, ortaya çıkacak keşmekeşin içinden sıyrılmak olanaksızdı.

Günümüzdeyse bilgisayar yazılımları sayesinde kişiselleştirme, mikropazarlama, hizmet uyarlama çağındayız. Bir bakanlık politikasının on milyon kişiye uygulanması ihtiyacı ortadan kalktı, aynı anda 10 milyon farklı bakanlık politikasınıbir saniyede yapılandırıp, herkese özel farklı uygulamak mümkün.

4+4+4 de 5+3+4 de 8+4 de 12 de çağdışı. Çünkü tek bir bakanlık politikasının, tek bir okul sisteminin ve tek bir öğrenme zamanının 10 milyon insana uygulanması yanlış, ilkel, henüz dünyada geliştirilen yöntemlerin nasıl kullanılacağını bilememenin göstergesi. Ne yazık ki Milli Eğitim Bakanlığındaki yüzbinlerce memur ve bürokrat arasında CRM nedir, ya da ilişki yönetimi nedir bilen yok. Ya da mutlaka Batı’da birinin bunu yapmasını bekliyorlar.

Yapılması gereken, öğrenme nesnelerinive hedeflenen yetkinlikleriküçük parçalara bölmek, bunları bir önkoşul ağacına veya ağ diagramında temsil etmek, alternatif yollarla bu yetkinliklere ulaşmasını kişiye bırakmak, kişinin bu seçimi için gelişkin otomatik danışmanlık desteğini gene bilgisayarlar tarafından vermek, kişiye özel güzergahların kişinin seçtiği, kendi kapasitesine göre hızda ilerlemesini de kişinin özgür seçme hakkıyla gerçekleştirmek esas olmalıdır. Buna göre örneğin hedef bir enstrüman çalma becerisine sahip olmaksa, buna usta çırak tipi sanat eğitimleriyle, konservatuar dersleriyle, sanat eğitim kurslarıyla, İnternet üzerinden verilen simülasyonlarla, diğer e-öğrenme modülleriyle, ünlü bir sanatçı yanında, ailesinden öğrendiği şekilde, tamamen teorik kurslarla kendi kendine, ya da diğer yöntemlerle ulaşabilir.

Bunların hepsi merkezi sistemde alternatif güzergahlarolarak belirlenir. Neticede bir dahi çocuksa ve enstrümanı aldığını anda hızla ona hakim hale geliyorsa, ya da müzisyen aileden geliyorsa, ya da milyonerse ve özel ders hocalarına verecek bol parası varsa, onu diğerleriyle aynı sınıflara sokmanın gereği yok.

Eskiden bunu takibi imkansızdı. Şimdi yazılımlar onun her adımında destek olacak ve amaca erişmesi için gerekenleri hatırlatacak yeterlilikte. Tıpkı kendimizi navigasyon yazılımlarına teslim ettiğimiz gibi. Devlet sadece hiç parası olmayanın da o seviyeye geleceği, çok düşük maliyetli e-öğrenme ve simülasyon içeriğini ücretsiz sağlamalı, bunu dışında okullar klasik bir elit bir azınlığa, tıpkı tiyaroseverlerin hala bu antik geleneği canlı tutması gibi açık bırakılır.

Eğer okul en azından sosyal davranış becerileri sağlamakta deniyorsa, Sosyal Beceri konusunda öğrenme hedeflerine ulaşmak için alternatif yöntemler güzergahı ortaya çıkar. Bazıları ücretsiz olacak şekilde bu güzergahlar, spor takımları yoluyla, ormanda kamp maceralarıyla, ortak çalışma uygulamalarıyla, yarışmalarla, ya da teorik olarak sunulur. Çocuk sosyal bir canavarsa, o kolayca bunlara ihtiyaç olmadan hedeflenen yetkinliğe sahip olduğunu kanıtlayacaktır. Okul duvarlarına hapsetmenin zorunluluğu yok.

Yekpare eğitim veren okulun çağı kapandı. Onun yerine sayısız farklı türde eğitim ve gelişim sunan çoklu yöntemlerin çağı başladı.

Gelişen Olaylara İslami Bakışın Adresi

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.