
MİNNETİ YANLIŞ ADRESE YÖNLENDİRMEK MODERN ŞİRKİN SİNSİ TUZAĞIDIR!
Biz insanlar için hayatın her anı, nefes alışımızdan tutun da bir bardak suya, gökyüzünün rengine kadar sayısız imkanın ve lütfun muhatabı olarak ömrümüzü sürdürmekteyiz. Bizler, bu muhteşem varlık âlemi içinde yaşıyor ve her zerresinden istifade ediyoruz. Bu nimetler karşısındaki minnet ve şükran duygumuzu “Kime?” Yönlendirdiğimiz, inancımızın en hassas ve en kritik sınavıdır.
Her şeyi yaratan ve sonsuz gücün sahibi olan Allah’a karşı duyulması gereken bu teşekkürü, O’nun yarattığı vesilelere, aracı olanlara, hatta bizzat kendi yeteneğimize yönlendirdiğimiz an, farkında olmadan inancımızın en keskin sınırında tehlikeli bir mecraya adım atmış olmaktayız.
Kişi, vesileler ile Yaratıcı arasındaki farkı fark etmeyen bir akıl sahibiyse şayet, şeytanî fısıltıların esiri olarak maalesef dünya hayatını tamamlamaktadır.
Düşünün ki, bir çiftçi tarlasından bollukla mahsul almıştır. Şüphesiz ki çiftçinin emeği, alın teri ve bilgisi çok kıymetlidir. Ancak o toprağı yaratan, yağmuru yağdıran, güneşi doğuran güç olmasaydı, en büyük çaba dahi bir hiç olurdu. Minnetini sadece kendi bileğine veya kullandığı traktöre yönlendiren kişi, asıl kaynağı, yani varoluşun o muhteşem eserlerinin Sahibi’ni göz ardı etmiş olur.
Bizler, Allah’ın Zat’ına ve Mekân’ına ulaşamayız; O’nun büyüklüğünü idrak edemeyiz. Bu yüzden O’na imanımız, O’nun yaratmış olduğu bu muhteşem âlemdeki eserleri üzerinden şekillenir. Başımızdaki atmosfer, yediğimiz yemek, hatta bize yardım eden iyi bir dost… Bunların hepsi, O’nun varlığının ve lütfunun birer işaretidir, vesilesidir. Ne zaman ki şükür, vesileye yönelirse, vesile yaratıcının yerine ikame edilirse öldükten sonraki hayatla ilgili sorun başlamış demektir.
Bu bağlamda, bahsettiğimiz bu düşünce, günümüz insanının karşı karşıya olduğu modern şirkin en sinsi tuzağıdır. Klasik şirk, doğrudan puta tapmak iken, modern şirk daha örtülü bir biçimde ortaya çıkmaktadır. Mesela maddi imkânın, tüm sorunları çözebileceğine ve güvenebileceğimiz tek güç olduğuna inandığımız an paranın ilahlaşması demektir.
Yaşanan başarının sadece kendi çabası ve dehası sonucu olduğunu düşünerek, Allah tarafından fıtrata yerlestirilen yetenek ve imkânları görmezden gelerek, egosunu merkeze koymak suretiyle yaşanan ömrün kendisi ilahlık taslamaktır.
Yine benzer sonuca götüren başka bir örnek; Bir lideri, bir kurumu veya bir kişiyi, beşer sınırlarının ötesinde bir güce sahipmiş gibi addedip, aşırı yüceltmek, minneti yalnızca ona sunmanın pratiğidir.
Bu tür yaklaşımlarda, nimetin kaynağına değil, sadece dağıtım mekanizmasına odaklanılır. Hâlbuki bu vesileler, o sonsuz gücün bize uzanan gölgesi hükmündedir. Gölgeler asıllarının yerini aldığında, şirk kaçınılmaz bir tehlike olarak kapımızı çalar. Bu sebeple şükranın adresi ve kalbimizdeki pusulanın istikameti önem arz etmektedir.
Minnet, bir nevi kalbin pusulasıdır. Kime yöneldiğini gösterir. Eğer pusula, geçici ve sonlu olan vesilelere kilitlenirse, asıl yönden sapılmış demektir.
Öyleyse yapılması gereken, vesileleri sevmeye ve onlara teşekkür etmeye devam etmek, ama bu teşekkürün ardındaki esas kaynağı, tüm o imkânlar âlemini kuran gücü, asla unutmamaktır. Dostumuza teşekkür ederken bile bilmeliyiz ki, o dostu bize gönderen, onun kalbine iyilik yapma duygusunu koyan ve bize bu nimeti tattıran asıl güç O’dur.
Minnetin gerçek adresini kaybetmek, sadece inançsal bir sapma değil, aynı zamanda hayatı anlama ve idrak etme yolculuğunda da büyük bir körlüktür. Zira hayatın her anını bir lütuf olarak görmek, sadece doğru adrese minnet ve şükretmekle mümkündür.
Fehmi Yağlı
Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.
Mirat Haber – YouTube