islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
45,4002
EURO
53,3613
ALTIN
6.853,66
BIST
14.973,19
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Az Bulutlu
24°C
İstanbul
24°C
Az Bulutlu
Çarşamba Parçalı Bulutlu
23°C
Perşembe Az Bulutlu
18°C
Cuma Az Bulutlu
20°C
Cumartesi Az Bulutlu
23°C

ÜMMET-İ MUHAMMED’E NE OLDU?

ÜMMET-İ MUHAMMED’E NE OLDU?
17/12/2025 09:17
A+
A-

ÜMMET-İ MUHAMMED’E NE OLDU?

Alemlere rahmet olsun diye gönderilen bir nebinin ümmeti! Bin üç yüz yıl boyunca sözü dinlenen, aleme nizam veren ümmettik! Bize ne oldu?

İzzetinden, kuvvetinden, siyasetinden, hukukundan nasıl böyle mahrum kaldı? Ne oldu da böyle oldu? Ümmet-i Muhammed neyini kaybetti de böyle zillete düştü? Müslümanların yaklaşık iki yüz yıllık serüveninde, bütün değerlerinin alt üst olduğu, kadim unsurların yerinden yurdundan edildiği, insanlık sahnesinde etkisini yitirdiği acı gerçeğimizdir. Lakin ne hikmet ise, bir türlü aklımızı başımıza devşirip, ne oldu da böyle olduk, ne yapmamız gerekir de bu halden felaha çıkarız meselesini bir türlü çözemedik.

Oysa biz, alemlere rahmet olsun diye gönderilen bir peygamberin ümmetiyiz. Ne oldu da böyle olduk? Biz böyle olmayacaktık, zelil ve aşağılık durumlara düşmeyecektik, dinmez acıların derdi ile ağlamayacaktık. Zalimler üzerimize çullanamayacaktı, ayaklarımıza esaret prangaları vuramayacaktı. Biz bütün insanlığın yol göstericisi, rehberi, adalet ve merhametin timsali olacaktık.

Zalimler karşımızda titreyecek, mazlumlar gölgemizde serinleyecekti. Hangi dinden, ırktan ve coğrafyadan olursa olsun, yeryüzü insanlığı bizim kutlu fetihlerimizi bekleyecekti. Harap yerleri imar edecek, susuz çölleri cennet bahçelerine çevirecektik.

Cahilleri ıslah edecek, zalimlere haddini bildirecektik. İnsanlığa ebedi saadet yurdunun yollarını gösterecektik. Garbın afakını saran çelik zırhlı duvarı, iman dolu göğsümüzle yıkacaktık. Dicle kenarında bir kuzuyu kurt kapsa, hesabını soracaktık. Mazlumun bir damla gözyaşına, bütün zalimlere meydan okuyacaktık. Yükseldikçe yükselecek, ebedi esenlik yurdunu görecek, gösterecektik. Yamulan, eğrilen ricali kılıcımızla, öfkemizle yola getirecektik.

Biz Ümmet-i Muhammed! Ne oldu da böyle olduk?

Kaderimiz böyle de o yüzden mi? Alnımıza yazılan kara yazıdan mı? Dünyevi iktidarların baskısından mı? Zalimlerin çok güçlü olmasından mı? Emperyalistlerin amansız zulmünden mi? Silahından, uçağından, topundan tüfeğinden mi? Yoksa başka bir şey mi bizi bu hale sokan?

Suçu hemen kadere atmak çok basit. Hatta bütün suçu vebali, kendi dışımızdakilere atmak çok kolay. Acaba bizim hiç mi suçumuz yok?

Şunu iyice düşünelim ki, olup biten her şeyin birinci dereceden sorumlusu biziz. Çünkü günahı işleyen, Allah’ı unutan, iblisin vesvesesine kulak veren bizleriz. Biz Allah’ı unuttuk, Allah’ta bizleri unuttu. Kendi aramızda ihtilafa düştük. Birbirimizle münazaaya girdik, bölündük parçalandık, gücümüz rüzgârımız kayboldu.

Kimimiz mezhepçi oldu, kimimiz partici… Kimimiz tarikatçı oldu, kimimiz milliyetçi… Nefisler, egolar, bencillikler devreye girdi. Kendi doğrularımızı imanın şartı olarak gördük. Allah’ın ipi olan Kur’an dışında, bulduğumuz her ipe sarıldık. Şeyhlerimiz liderlerimiz, hocalarımız peygamberlerin önüne geçti.

Edille-i Şer’iyye’nin başına Kur’an’ı koyduk, lakin hayatımızı düzenlerken dönüp yüzüne bile bakmadık. Sonra peygamber sünneti dedik, fakat ruhsattır, maslahattır diyerek, peygamberlerin yapmadığı her şeyi yaptık. Dilimizde önderimiz olan nebilerin, siyasetimizde, iktisadımızda, hukukumuzda esamesi bile görünmedi. Mücahitlerimiz parayı bulunca müteahhit oldu, fakirlerimiz makam mevkii sahibi olunca kibirleri ayyuka çıktı. Dava dediğimiz şeyin meğer parasızlık olduğu anlaşıldı.

Şimdi dayanılmaz musibetler, acılar içinde kıvranıyoruz. Acaba “bir musibet, bin nasihatten evladır” darbı meseli bize bir şey hatırlatır mı? Musibetin tesirinin, nasihatin tesirinden büyük olduğunu anlayabilir miyiz? Yaşadığımız felaketleri göz önünde tutar da, ibret alır mıyız? Yoksa kendimize bakmaz da, yine bütün suçu kendimiz dışındakilere mi atarız?

Ümmet-i Muhammed neyini kaybetti de böyle oldu? Ve bize ne oldu?

YAKUP DÖĞER

YAZARIMIZIN DİĞER YAZILARINI OKUMAK İÇİN LÜTFEN BU LİNKİ ZİYARET EDİNİZ

İSLAMİ HABER “MİRAT”

MİRATYOUTUBE

Yorumlar
  1. Hayrettin dedi ki:

    Ümmet tevhidi bırakıp taguta uyunca kökü kesilmiş ağaç misali yıkıp gittiler. Sahte ümmete de medet inmiyor.

    1. Yakuplu Döğer dedi ki:

      Eyvallah kardeşim ne yazık ki öyle