islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
18,8166
EURO
20,4458
ALTIN
1.166,09
BIST
4.976,55
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Parçalı Bulutlu
7°C
İstanbul
7°C
Parçalı Bulutlu
Çarşamba Açık
10°C
Perşembe Çok Bulutlu
7°C
Cuma Hafif Yağmurlu
7°C
Cumartesi Çok Bulutlu
3°C

Modern bilimler insanı makineleştirmek mi istiyor?

Modern bilimler insanı makineleştirmek mi istiyor?

Prof. Dr. Ali Seyyar

Pozitivist/materyalist veya modern bilimler, insanı ruhundan uzaklaştıran daha doğrusu insanı ruhsuz bir varlık gibi gösteren birçok model geliştirmiştir. İnsanı makine gibi gösteren bu modelleri biraz daha yakından tanıyalım:

Bio-Medikal İnsan Modeli

Biyolojik insan modeli, insanı, sadece biyolojik özelliklerine göre ele alan ve indirgeyici (reductionist) bir yaklaşımla hücreler, dokular ve organlardan ibaret bir varlık olarak değerlendiren tıbbî bir modeldir.

İktisadî İnsan Modeli

İktisadî yönüyle insan, “homo-economicus” özelliklerine sahip olan bir varlıktır. Latince kökenli bir kavram olan “ekonomik insan”, klâsik ve neo-klâsik iktisat ekolleri tarafından geliştirilmiştir. Buna göre, insan davranışlarını yönlendiren temel faktörün, şahsî menfaatler olduğu kabul edilir. Bu modelde insanlar, daima şahsî menfaatleri peşinde koşar ve bunun için de rasyonel (akılcı) davranır. Böyle yapmakla da insan, sadece kendi menfaatini korumuş olmaz, aynı zamanda toplumun sosyal-refahına da katkıda bulunmuş olur.

Dolayısıyla homo-economicus, hür teşebbüsü savunan, ekonomik menfaatini düşünen, kendisinin zenginleşmesi ile topluma da katkısı olduğunu düşünen, faaliyetlerinde menfaat duygusunu ve dolayısıyla şahsî menfaatlerini her şeyin üstünde tutan, en çok kâr veya faydayı sağlamaya yönelik en uygun araçları seçmeyi temel prensip kabul eden, yaptığı rasyonel tercihlerle tatmin düzeyini maksimumlaştırmaya çalışan bir insan tipidir.

Sosyal İnsan Modeli

Homo-Socius (Homo-Sociologus), Latince bir kelime olup, “sosyal insan” anlamına gelir. 20. yüzyıl başlangıcı sosyal değer teorilerinde ve özellikle sosyalist ekonomi modellerinde rastlanan bir insan tipidir. Buna göre “sosyal insan”, kendi şahsî menfaatini ikinci plâna iterek sosyal-toplumsal çıkarları öne çıkaran, şahsî menfaat duygusundan büyük ölçüde arınmış, vatandaşı olduğu devlete veya içinde yaşadığı topluma elinden geldiği ölçüde hizmet etmeyi kendine birincil hedef kabul etmiş rasyonel aklını kullanan bir insan tipidir.

Genel Sistemler Modeline Göre İnsan

Ludwig von Bertalanffy (1901-1972) ve Paul Alfred Weiss (1898-1989) tarafından geliştirilen bu modele göre, dünyadaki insanlar ve diğer canlılar, birbiriyle bağlantılı, hiyerarşik bir düzen ve süreklilik içinde karşılıklı olarak etkileşim altındadırlar. Bütün kâinat, tabiî bir hiyerarşik düzene göre biçimlenmiş ve birer enerji ve madde topluluğu olan somut sistemlerden oluşmuştur. Her düzeydeki birim, kendi içinde dinamik bir bütündür, ancak, üstündeki veya altındaki birimlerle bağlantısı da hiçbir zaman kopuk değildir. Buna göre, insan, bu dinamik yapının ortasında yer alır ve organizma hiyerarşisinin en üst, sosyal hiyerarşinin ise en alt birimidir.

Bir başka ifadeyle insan topluluğu, bu sistem içinde kendi başına yer almadığı gibi, ne yalnız başına hücre, ne yalnız başına kişi, daha altlarındaki veya üstlerindeki (aile, toplum) sistemlerle etkileşim içinde olmadan tam bir bütünlük kazanabilir. Netice itibariyle insan, yaratıkların içinde, hem kendisi, hem sosyal çevresi, hem de genel olarak kendisini kuşatan fizikî-tabiî çevresi ile bir bütündür.

Ancak bu modelde her ne kadar insan ve çevresi bir bütünlük içinde gösterilmiş ise de ilahî sistem(ler) bağlamında Allah’ın küllî iradesini yansıtan manevî bir boyut bulunmamaktadır. Halbuki İslâm inancına göre kâinat çapında görülen, hamd ve şükrü gerektiren ne kadar güzellikler, iyilikler, nimetler varsa, bütün bunların yegane sahibi Allah’tır. Varlığa işaret eden bütün sistemlerin yaratıcısı âlemlerin Rabbi olan Allah’tır. Âlemlerin Rabbi demek, yer ve gök sistemlerinin ve bunlar arasındaki diğer sistemlerinin kurucusu, yöneticisi nihayetsiz kudret sahibi olan Allah’tır. Modern bilim insanları, maalesef bu hayatî bilgiyi dikkate almadıkları için, Yaratıcıyı ve onun ilahî sistemlerini görememektedir.

Velhâsıl-ı Kelâm

Modern dünyanın kutsalı ve metafiziği olmadığı gibi modern bilimlerin ortaya koyduğu insan modellerinde de genelde ruh yoktur. Metafizik bir kavram olan aklın yerine zihin, akletme yerine düşünce ön plân konulmuştur. Kadim kozmolojide yer alan ‘beden-ruh’ ilişkisi yerini ‘zihin-beden’ dikotomisi (ikiliği) almıştır. Bir başka ifadeyle modern bilimlerde insan, beden merkezli bir sosyal varlıktır ve bu bağlamda ruh beyne indirgenmiştir.

Doğrudur insan, fizyonomi, anatomi, biyoloji gibi maddî boyutlarıyla cismanî bir varlıktır. Bununla birlikte toplum içinde yaşaması itibariyle de sosyal bir varlıktır. Ancak âlem-i emr içinde değerlendirilebilecek irade, akıl, vicdan, şuur, his gibi manevî yönleriyle de insan, manevî bir varlıktır. Bütün bu manevî hasletler, doğrudan doğruya ruhla irtibatlıdır. Yaratan tarafından bunların insana ihsan edilmesiyle birlikte, onlarla hedeflenen bir manevî gaye söz konusudur ki, insan, dünya hayatında hep bu manevî gaye ekseninde yaşasın. Bu manevî boyutunu göremeyen modern insan, ruhsuz makinelere benzemeye aday olacaktır.

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.