islami haberdini haberortadoğu haberleriislam coğrafyası
DOLAR
32,7682
EURO
35,0901
ALTIN
2.459,44
BIST
10.471,32
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
31°C
İstanbul
31°C
Açık
Pazartesi Açık
30°C
Salı Az Bulutlu
30°C
Çarşamba Az Bulutlu
30°C
Perşembe Az Bulutlu
29°C

Modern dünyada “dindar” veya “dini bütün” Müslüman olmak (2)

Modern dünyada “dindar” veya “dini bütün” Müslüman olmak (2)

Modernlik, kutsalı olmayan dünyaya ait bir dünya görüşüdür. Dolayısıyla modernlik, içinde hakikat barındırmayan hikmetsizliktir. Modern dünya, materyalist felsefesi ve ekonomisi ile hikmeti kaybettiği için, hakikatten mahrum ruhsuz bir beden gibidir. Halbuki İslâm düşüncesinde hakikat, hikmeti de kuşatan el-Hakk esma-i ilahisini yansıtmaktadır. Allah’a, “nâmı büyük” mealinde Hak Teala denilmesi bu bağlamdadır. Nitekim Kur’ân-ı Kerim’de C. Hak, kendisini böyle tanımlamaktadır:

“…Şüphesiz Allah, O, Hak olandır ve şüphesiz (gâfil/kâfir/modernist insanların) O’nun dışında taptıkları (tanrılar/değerler) ise, bâtıldır…” (Lokman: 30).

Modernliğin ortaya çıkartmış olduğu insan tipi, din/inanç bağlamda ya ateist, ya deist, ya da müşriktir. Hak’tan uzaklaşmış olan modern insan, Allah’a inansa dahî çoğu zaman O’nun yanında başka dünyevî tanrılar/dünyevî değerler edinir. Mesela hem Müslüman, hem pozitivist veya hem Müslüman, hem kapitalist (sosyalist). Hakka inanmayan bir insan, mümin vasfını yitirir ve O’nun dışında inandıkları her neyse Allah katında makbul değildir. Hak ve Batılın karıştığı daha doğrusu bilinçli olarak karıştırıldığı modern dünyada Müslümanlar için, Müslümanca yaşamak bunun için çok zordur.

Hak, Hakikat ve Hikmet Arasındaki Münasebet

Hak, “değişmekten münezzehtir” anlamına gelmektedir ve bu bağlamda Allah’ın zâtı gibi sıfatları da haktır, bunlar için bir değişme söz konusu değildir. Bu doğrultuda fizik âlemindeki tabiat kanunları gibi bütün değişmez kanunlar, Hak isminin bir tecellisidir. Kur’ân’a ve peygamberlere inanmak haktır, Allah’ın bâtıl olarak ilan ettiği bütün dünya görüşleri ve izmler hakikate zıttır.

Onun için şuurlu Müslümanlar, bütün varlığın ve eşyanın hakikatlerinin esma-i ilahiyeye (Allah’ın isimlerine) dayandığını bildiği için, tevhit inancını esas alan Hak din İslâm’dan başka görüşlere itibar etmez.

Hikmet ise bir şeyin hakikatine dair bilgi edinme yoludur. Neyin doğru, neyin yanlış olduğunu ayırmaya yarayan doğru bilgidir. Doğru bilgi ise hakikati yansıtan Hakk’ın emir ve yasaklarında gizlidir. Bir insan, Kur’ân-ı Kerim’in ulvî manasını ve hakikatini idrak etmekle birlikte doğru, derin ve hakikî bilgilere ulaşabilir. İslâm Peygamberi (sav), “hikmetin başı, Allah korkusudur” demekle hikmetli düşünceye, ilahî bir boyut kazandırmaktadır. İlimler, daha çok (rasyonel) akıl dairesinde dönüp dolaşırken, hikmet, kalben aklederek, ruhiyât atmosferinde çimlenir ve gelişir.

Seyyit Kutub’a göre hikmet sayesinde her şeyin ortası ve normali bilinir. Vakıaların yerine oturtulması idrak ve basiret ile anlaşılması mümkün olur. Bir kere hikmet bahşedilmiş kimseye itidal verilmiştir ki, onun sayesinde haddi tecavüz edip, azgınlık yapmaz. Sebep ve neticeleri bilme hassası verilmiştir ki, bununla meseleleri ölçüp değerlendirir ve yanılmaz. Hikmetli kişi, basiretlidir ve isabetli ve doğru kararlar verir. Bunun içindir ki hikmette pek çok hayır gizlidir.

Modernlikte Dine Bağlılık Mümkün Müdür?

Modern dünyada Hak bağlamında hikmeti ve hakikati idrak edemeyen bir Müslümanın dine bağlılığı ne kadar mümkündür? Veya şöyle soralım: Modernliğin hâkim olduğu dünyada materyalizme dayanan modern sistemler, bir Müslümanın ne kadar dinine bağlı kalmasına müsaade eder? Bu sorulara cevap vermeden önce ilk önce modernliğin tabiatı gereği vahye dayanan hikmet kavramından hoşlanmadığını ve bunun yerine felsefeyi ön plân attığını belirtmemiz gerekir.

Her ne kadar etimolojik olarak felsefe kelimesinin anlamı “hikmet sevgisi” olsa da aydınlanma, sekülerleşme yani modernleşme sürecinde felsefe asıl manasından koparılmış ve manevî boyutu olmayan dünyevî düşünceye dönüştürülmüştür. Böylece felsefe, tamamen beşerî nitelikte, rasyonel akla bağlı “din dışı” bir paradigma hâlini almıştır.

Modernlik, tevhidin, kutsalın ve maneviyatın idrak edilmesini zorlaştıran bir yapı olduğuna göre başta modern eğitim sistemlerinde okuyan Müslüman çocuk ve gençler başta olmak üzere bu sistemde yetişen/yaşamak mecburiyetinde olan yetişkin Müslümanlar da hikmeti anlayabilmeleri çok zordur. Halbuki hikmet idrak edilmeden Kur’ân-ı Kerim’de geçen âyetlerin ve kavramların manaları anlaşılamaz, dünyaya ait mesajları idrak edilemez ve İslâm’ın bir ibadet dini olmanın ötesinde bir siyasî/sosyal/iktisadî sistem olduğu bilinemez.

Bugün bazı ilahiyatçılarımızın İslâm’ın bütünlüğünü görememelerinin bir sebebi de Kur’ân-ı Kerim’e hikmet penceresinden bakamadıkları ile ilgili olmalıdır. Modernlik, genel anlamda Müslümanları hikmet, hakikat ve dolayısıyla Hak ile manevî bağını kopardığı için, Müslümanların dine bağlılığını zayıflatmış ve hatta modern sistemlere uyumlu hâle getirmiştir. Bu tespitimi belki de itiraz edebilirsiniz ve Türk toplumunun dine bağlılığının halen yüksek seviyelerde olduğunu iddia edebilirsiniz. O halde dine bağlılıktan ne anlamamız gerekir?

Dindarlık mı Dinde Bütünlük mü?

Türkiye’de modernlik ve bu bağlamda oluşturulmuş olan çağdaş laik/Kemalist sistemde yaşayan Müslümanların zihninde ve bilincinde zamanla belli algılar oluş(turul)muştur. Bu algılar, kadim hikmet bilgisiyle modern felsefik bilginin iç içe geçtiği karmaşık bir zihnî dünyadır. Hakkını teslim edelim, modern hukuk sistemleri, demokratik açılımlarıyla din ve inanç özgürlüğünü teminat altına almakta ve Müslümanlara bu bağlamda ibadet etme hakkını vermektedir.

Dolayısıyla modern sistemlerde Müslümanlar, inançları gereği ibadetlerini özgürce yapabilmektedir. Bu anlamda modern sistemler, Müslümanların dindar olmalarına müsaade etmekte ve onlara engel olmamaktadır. Peki, İslâm’a göre dine bağlılık, dar anlamda sadece ibadetlerle sınırlı olan dindarlıktan mı ibarettir? İslâm, Müslümanlardan ümmet şuuru çerçevesinde dini bir bütün olarak ele almalarını, dinin sosyal/siyasî/iktisadî hayatı düzenleyen bir sistem olarak algılamalarını ve bu doğrultuda bilinçli olarak eyleme geçmelerini emretmektedir. Yani İslâm, “dindar” Müslüman olmanın yanında “dini bütün” Müslüman portresini mümin olmanın bir şartı olarak görmektedir.

Ne var ki modern sistemlerin temsilcileri ve koruyucuları, İslâmî sistemi kendileri için bir “tehlike” olarak gördükleri için, Müslümanlardan sadece dindar olmaları ile yetinmelerini beklemektedir. Yani modern sistemlerde Müslümanlar, “dini bütün” olamaz, buna müsaade edilemez. Ama Bâtıl sistemin temel ilkelerine dokunmayan dindarlığa sonsuza kadar müsaade edilir.

En hayret verici bir durum da Hak ile Bâtılın birlikte olduğu bir sistemde Müslümanların dindarlıklarıyla yetinmeleridir. Mesela dindar olan bazı Müslümanlar, hem Allah’a iman etmekte, hatta namazını bile kılmakta, hem de dinen yasak olan faizli sistemi savunmaktadır. Dindar Müslümanlar, dini bütün müminler olmadıkça modernliğin ürettiği materyalist sistemler de varlığını sürdürmeye devam edecektir.

Prof. Dr. Ali Seyyar

Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.