
MODERN İNSAN NEDEN İSLAM’I ANLAMADA ZORLANIYOR?
İslam, insanlara yalnızca inanç esaslarını ve Allah ile olan ilişkilerini sunan bir din değil; aynı zamanda insanın insanla, toplumla ve fizikî çevreyle ilişkilerini ahlâkî bir zemine oturtan bütüncül bir hayat anlayışıdır. Diğer bir deyişle, insanın Allah’la, insanın insanla ve insanın çevresiyle olan ilişkilerini tanzim eden ve insana kulluğu ve insanlığı öğreten ilke ve kuralları ihtiva eder.
Buna karşılık günümüzde özellikle de şehirleşmiş, sekülerleşmiş ve bireyselleşmiş toplumlarda yaşayan insanlardan çoğunun, İslam’ı bu muhtevasıyla bir bütün olarak anlamadığı; anlamada ve algılamada da ciddi sorunlar ve zorluklar yaşadığı görülmektedir. Bu zorluğun yalnızca bir bilgi eksikliğinden değil; psikolojik, sosyolojik ve dinî birçok etkenin birlikte etkisinden kaynaklandığı da görülmektedir.
Bunlar arasında modern insanın, ben-merkezci (egosantrik) eğilimler göstermesi; özellikle özgürlük, haz, hız ve anlık tatmin gibi değerlerin etkisinde kalışı, bu sorunu daha çok derinleştiriyor ve karmaşık hâle getiriyor. Zira İslam, insanın Allah’a; insanlara, sosyal ve fizikî çevreye karşı sorumlu olduğunu söylüyor ve bu nedenle de getirdiği ilke ve kurallara uyulmasını ondan istiyor. Buna rağmen modern insanın, İslam’ın kendisini sınırlandıran bu ilke ve kurallarını hürriyetini kısıtlayan bir “baskı” unsuru olarak algıladığı ve onun bağlayıcılığına karşı bilinçaltı bir direnç geliştirdiği görülüyor.
Modern insanı, İslâm’a karşı ilgisiz davranmaya sevk eden diğer bir etken de modernitenin, dinin kamusal alandan çekilerek bireyin hayatını kendi tercihlerine göre yaşamasını teşvik etmesidir. Başka bir ifadeyle seküler hayat anlayışının, dinin kamusal alandan çekilerek vicdanlara ve özel alanlara hapsedilmesini talep edişidir. Bu talebe karşı İslam, hayatı parçalara ayırmayarak bir bütün olarak görmekte ve bunu da “De ki: Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.”1 Ayetiyle ifade etmektedir. Dolayısıyla İslâm’ın bu bütüncül yaklaşımı, modern hayat anlayışına sahip kişiler tarafından “fazla kapsayıcı” ve “müdahaleci” olarak algılandığı ve bu nedenle de İslâm’ı benimsemekte zorlandıkları görülmektedir.
Ayrıca modern birey, toplumdan bağımsız bir kişilik olduğunu düşünmekte, buna karşılık Kur’an’ın Müslümandan “Müminler ancak kardeştir.”2 Bilinciyle hareket etmesini istediği bilinmektedir. Nitekim Hz. Peygamber’in “Müminler bir vücudun organları gibidir; bir organ rahatsız olursa diğerleri de bundan etkilenir.”3 Sözü de buna işaret etmektedir. Ne var ki bu talep, bireysel özgürlüğü tercih eden ve mutlaklaştıran modern zihniyete ağır gelmekte ve bu nedenle de dinî kurallara uyma, pek de cazip gelmemektedir. Üstelik bir de buna Müslümanların, tarih boyunca insanlığa sunduğu medeniyet örneklerinin kategorik bir yaklaşımla görmezlikten gelinerek belli dönemlere ait olumsuzluklara, haksızlıklara; en önemlisi de bilim ve teknolojik alanlardaki geriliğine ve çaresizliğine bakarak Müslümanlığın “gericilik” olarak damgalanması da bu anlayışa hatırı sayılır bir katkı sunmaktadır.
Bu konuda internetin ve sosyal medyanın başı çekmesi de tesadüfî değildir. Nitekim Mak Danışmanlık tarafından “Türkiye’de Toplumun Dine ve Dini Değerlere Bakışı” başlığı ile 30 büyükşehir, 23 il ve 154 ilçede 5 bin 400 kişi ile yüz yüze yapılan görüşme neticesinde elde edilen verilere göre insanların sadece yüzde 14’ü kitaplardan; yüzde 5’i din görevlilerinden ve yüzde 71’i ise internetten dinî bilgileri öğrendiklerini söylemesi de bunu gösteriyor.4 Ancak internette yer alan dinî bilgilerin ne kadarının ehliyet ve ilmî yeterliliğe sahip kişiler tarafından üretildiği de yeterince bilinmiyor ve belirsizliğini koruyor.
Nitekim internette yer alan bilgilerden, bu bilgileri aktaran pek çok kişinin, kavram ve terim ayırımı yapamadıkları; dinden olanla dine uygun olanı ayırt edemedikleri; fıkıh, tefsir ve hadis yöntemlerine sahip olmadıkları, ayetlerin ne demek istediğini ifade eden nüzul; hadislerin de vürut sebeplerini bilmedikleri anlaşılıyor.
Çoğu kere kaynak gösterilmeden verilen bu bilgiler, “Bir âlim şöyle dedi” ifadesi ile naklediliyor; ayet ve hadisler bağlamlarından kopartılarak bütünlük parçalanıyor ve bu parçalar, genelleme ile bütünün yerine konuluyor. Ayrıca ferdî yorumlar, fıkhî itilaflar ve ileri sürülen farklı görüşlerin, İslâm’ın tek bir hükmü imiş gibi sunulması ve çok beğeni alan görüşlere algoritma tarafından destek sağlanması da İslam’ın iman, ahlak, ibadet ve hukuktan oluşan bütüncül yapısının bozulmasında etkin bir role sahip olduğu görülüyor. Bu da dinin doğru algılanmasında ve anlaşılmasında ciddî bir sorun oluşturuyor.
Bir diğer neden ise modern insanın İslam’ı, Kur’an ve sünnetten öğrenme yerine bazı Müslümanların tutarsız davranışları; mezhep tartışmaları; dinî konuları istismar etmeleri, sert ve dışlayıcı tavırları ile hikmetten uzak bir din dili ve üslubunu kullanmalarına bakarak anlamaya çalışmış olmasıdır. Dolayısıyla modern insanın İslâm’ı anlamada zorlanması, bu dini kendisinden değil de Müslümanların tutum ve davranışlarından öğrenmeye çalışması; bu öğrenmede doğru bir anlama yöntemine sahip olamayışı ve konulara ideolojik bir bakış açısıyla yaklaşmış olmasından da kaynaklandığını göstermektedir.
Neticede psikolojik olarak ben-merkezli; sosyolojik açıdan seküler ve bireysel; dinî açıdan ise parçacı bir bakış açısına sahip olduğu anlaşılan modern zihniyetin, İslam’ın bütüncül, ahlâk merkezli ve sorumluluk temelli yapısıyla uyum içinde olmayışı da İslâm’ı anlamada ciddî bir sorun oluşturmaktadır. Bunun da nedeni modern zihniyetin, İslam’ın insanı sorumluluk sahibi bir birey olarak Allah, insan ve kainatla ilişkisi olduğunu ve onu anlam arayan bir varlık olarak ele aldığını yeterince kavrayamayışıdır. Daha da önemlisi modern zihniyetin, İslâm’ın bütüncül ve ahlâk merkezli yapısını, özgürlüğü sınırsızlık olarak algılayan modern tasavvuruyla bir gerilim yaşaması ve bir çatışma içinde olmasıdır. Bu da modern insanın İslâm’ı anlama ve algılama süreçlerinde ciddi zorluklarla karşılaştığını göstermektedir.
Sonuç olarak modern insanın İslam’ı anlamakta zorlanması çoğu zaman dinin özünden değil, parçacı modern bakış ile İslam’ın bütüncül hayat anlayışı arasındaki gerilimden doğmaktadır. Ben-merkezci ve dijital dünyanın yüzeysel akışına teslim olmuş bir zihin, sorumluluk ve hikmet merkezli bir din tasavvurunu kavramakta güçlük çekebilmektedir. Ayrıca buna bir de İslâm’ı iyi temsil edemeyen Müslümanların olumsuz davranışları ilave edildiğinde modern zihniyet, İslâm’ı anlamakta daha da zorlanmakta ve bunu da İslâm’a olan mesafeli duruşuna bir gerekçe yapmaktadır.
Oysa İslâm, insanı daraltan ve bunaltan değil, anlamlandıran; baskılayan değil sorumluluk bilinciyle özgürleştiren bir hayat teklifidir. Bu teklifin doğru anlaşılabilmesi için de bir taraftan dinin sahih kaynaklardan, ilmî yöntemlerle ve çağın diliyle yeniden anlatılması ve merhamet, adalet ve güzel ahlakla temsil edilmesi; diğer taraftan da modern zihniyetin de ideolojik ve kategorik bir bakış açısı ile İslâm’ı anlamaya çalışmaması, kısaca ona önyargı ile yaklaşmaması da gerekiyor. Zira hakikat, doğru bir yöntemle arandığında ve anlaşıldığında ortaya çıkmakta, dolayısıyla yanlış algılamalar ve anlamalar da o nispette azalmaktadır. Modern zihniyet, ancak böyle bir yöntemle İslâm’ın getirdiği ilke ve kuralları, daha iyi ve daha doğru anlama imkanına sahip olacaktır.
Kısaca buradaki sorun, tek taraflı değil, çift taraflıdır. Bunlardan birinin mensup olduğu dinin kitabını, hayatının merkezine koyamayışı, dolayısıyla onun ilke ve kurallarını gereği gibi yaşayamayışı; diğerinin de bazı Müslümanların olumsuz tutum ve davranışlarına bakarak İslâm’ı anlamaya çalışması; daha da önemlisi İslâm’a karşı ön yargılı oluşu ve bu nedenle de ona mesafeli duruşudur. Nitekim bu anlayıştan uzaklaşıp da doğrudan Kur’an’la muhatap olan ve onun rehberliği ile İslâm’ı ana kaynağından öğrenen insanların Müslüman oluşları, modern zihniyetin ve uyguladığı yöntemlerin yanlışlığını gösteren bir örnektir.
Dipnotlar
1 En’âm, 6/162.
2 Hucurât, 49/10.
3 Buhârî, Edeb, 27.
4 Kulat, M. A. (2017). Türkiye’de Toplumun Dine ve Dini Değerlere Bakışı. MAK. Danışmanlık
Prof. Dr. Celal Kırca
Yazarımızın Diğer Yazılarını Okumak İçin Lütfen Bu Linki Ziyaret Ediniz.
Mirat Haber – YouTube
Selamlar değerli hocam, güncel meselelerimizi işlemeye devam ediyorsunuz problemin doğru anlaşılması güzel örnekler ile anlatılması noktasında tespitleriniz yol gösterici oluyor dinin toplum hayatına hayatına yön veren güzel ilkelerini günün şartlarına göre doğru makul yöntemlerle anlatamadığımız zaman maalesef anlattığınız gösterdiğiniz hususlarla insanlar karşılaşıyor dîne mesafeli duruma gelebiliyorlar, işte bunun temelinde de bütüncül yaklaşımdan ziyade parçacı yöntemle hani meşhur örnek vardır değişik insanlara (körlerin işte fili tarif etmeleri istenmesindeki örnek) misali Kur’an’da geçen bir ayet veya bir hadisin ve bağlamından kopararak o andaki kelimelerle karşıya aktarılması durumunda bir takım yanlış anlamalar çıkarmalarına sebep olması, örnek olarak, Almanya’da Hoca camide vaaz verirken,kafirleri, müşrikleri yakaldığınız da öldürün ayetini söyleyince Alman istihbaratı İşte bunların notunu alıyor siz bu şekilde inanıyorsunuz diye suçlamaya gidebiliyor, misali, Güzel örneklerin doğru Makul ve yerinde nasıl anlatılması gerektiğine dair bu dini anlatanlara bir sorumluluk getiriyor. Modern hayatın dayatmalarıyla birlikte düşünüldüğünde din maalesef vicdanlara hapsedilir duruma geliyor.Allah razı olsun yazılarınız yol göstermeye aydınlatmaya devam ediyor.Rabbim sağlık sıhhatle verimli bereketli nice çalışmalar yapmanızı daim etsin nasip eylesin,saygılar hürmetler değerli hocam.
İslâm en mükemmel dindir onun anlattıkları hem dünyamızı hem ahiretimizi mamür eder.herkes kuranı anlayıp yorumlayamaz. Bunun için bilgi birikimi ve alt yapı olmalıdır. Bu konuda kuranı bize anlatan vaizler İrşad ve tebliğ de yeterli mi..maalesef bir çok vaiz 70 …80 sene önce söylenen kalıpları tekrar ediyor cemaat bir şey almıyor. Günümüz insanının meselelerini kuran ve hadisler ışığında açıklayan vaizler hatipler çok az.ikinci olarak örnek insan..numune i imtisâl insan bulmakta zorlaniyor insanımız. Kuran ahkâmini peygamber ahlâkini yaşayan insanlar çok az.insan duyduğundan çok gördüğüne inanır. Kursulerde kuranda anlatılan insanı cemiyette göremiyor sözler havada kalıyor.
Bir de dinden imandan ahlaktan bahsedenlerin dediklerinin aksine sahtekar üç kağıtçı yalancı hak hukuk dinlemeyen kişiler çıkması onun güvenini sarsıyor. İlâhiyat camiasına hocalara şüphe ile bakıyor.
Dünyanın cazibesi şöhret ve sefahati al benisi insanın aklını celiyor..ahiret hesap sorgu sual..Cennet cehennem ifadeleri nefse zor geliyor dünyaya aldaniyor.
Rabbım sağlam bir iman çelik irade ve güzel dostlar versin.bu kıymetli yazısı için hocamıza teşekkür ediyorum..
Laiklikli idare şekli ISLAMa zıt olan unsurları barındırdığı için toplumumuz yarısı körle yatan şaşı kalkar mısali batının bütün hastalıklı unsurlarını benimsemiş olduğundan Hak ile batılı birbirinden ayıramıyor olması ve buradan bir çizgi çekilmesi lazım geliyor acilen! gelecek nesillerimizi koruyup kurtarmak açısından elzemdir!
Değerli hocam,
Yazınız diğer yazılarınızla uyumlu bir fikri bütünlük arz ediyor.Cumhuriyetimizin kurucu iradesi ile Osmanlı alimlerinin tezat teşkil ettiği konu da bu idi.Babanzade Ahmet Naim ilk defa kurucu iradenin yapmak istedikleri ile karşılaşınca; İslam bir bütündür.Savaş ilanından had cezalarının uygulanmasına, yetimlerin cehizine varıncaya kadar şeriatın muamelat bölümünün yürürlükte olması gerekir.Onsuz din güdük kalır diye yapılanlara karşı çıkmıştır.
Cumhuriyetin kurucu iradesi 1789 Fransız devrimini esas almıştır.3. Selim’le başlayan çağdaşlaşma çalışması Cumhuriyetin kurucu iradesi ile son şeklini almıştır.DİB ve TBMM. kuruluşu buna ma’tuftur.Din kendi mecrasına çekilmiş, muamelat aklı önceleyerek modern Çağla uyumlu duruma getirilmiştir.1947’de Amerika baskısı ile geliştirilen dini anlayış bu yeniden yapılanmanın aksine 1789 öncesi anlayışı öne çıkarmış, sunduğunuz ikilemci dini anlayışı aksi mümkün olmayan bir görüş olarak savunmuştur.
Şeriat ve had cezaları değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif edilemez vahyi yasalar olarak görülünce gerek ülkemizde ve gerekse İslam dünyasında çağın gerisinde bir anlayışı sürdürmektedir.Bunun aksini savunanlar da ne diyor diye bakılmıyor.
Çözüm yeni anlayışı benimseyen alimlerimizi de dinlemeliyiz.Yoksa; halifelik kurumu ve had cezalarının uygulanması konularında dünya ile tezat bir söylemi yüz yıldır sürdürdüğümüz gibi bundan sonra da sürdüreceğiz demektir.Selam ve saygılarımla…
Bir şeyleri etiketleyerek doğruya ulaşmak mümkün değil. Kur’ân’ın bu konudaki üslubu açık: “Şayet doğrulardan iseniz, delilinizi getirin!” Delil istenen alan şehadet alanına ait ise “Yüzünü Allah’ın fıtrî dinine dönder!” ifadesinden hareketle Allah Teala’nın evrenin yaratışına yerleştirdiği kanunlar ve o kanunlardan keşfedebildiklerimizin gösterdiği bilimsel neticeler; gaybî ise, o takdirde “Allah’ın indirdiklerine uy, O’nu bırakıp da candan dost bildiklerinin peşine düşme! Ne de kıt düşünüyorsunuz!” ayetinden hareketle Kur’ân’da Allah’ın (cc) buyurduklarıdır. zira gayb, beşer keşfine ve öngörüsüne açık değildir. Müslüman o kimsedir ki sözü dinler, en güzeline uyar. Şu halde şu şöyledir, bu böyledir diye etiketleme yapmak yerine, sözü deliliyle dinleyip kadir ve kıymetini takdir etmek icap eder.
Muhterm hocam, yazınızdaki güzel tespitler ufuk açıcı olmuş. Allah sizden razı olsun. Hürmetlerimle…