
Prof. Dr. Bekir Biçer’in Beyan Yayınları’nın “Tarihin Gerçek Yüzü” serisinden çıkan Nutuk; Gerçek mi, Kurgu mu? adlı kitabı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu metni sayılan Nutuk’a doğrudan bir soruyla yaklaşıyor: Bu metin gerçek mi, yoksa sonradan kurulmuş bir anlatı mı?
Biçer’in yöntemi sade. Mustafa Kemal’in 1919’dan itibaren yayımladığı bildiri, telgraf, genelge ve konuşmaları, 1927’de Nutuk’ta yer verdiği belgelerle karşılaştırıyor. Kaynak olarak en temelde Mustafa Kemal’in kendi kullandığı belgeleri ve Atatürk’ün Bütün Eserleri‘nin 1998-2007 arasında yayımlanan on dört cildini esas alıyor. Kitabın girişi, Atatürk üzerine yapılan çalışmaların uzun süre devlet eliyle ve tek taraflı yürütüldüğünü, arşivlerin sınırlı açıldığını hatırlatıyor. Biçer bu durumda iki uçtan da uzak durmak gerektiğini söylüyor: Geçmişi körü körüne savunmak da sürekli kötülemek de akıllıca değil.
Kitabın omurgasını, Mustafa Kemal’in Millî Mücadele yıllarındaki söylemi ile Cumhuriyet’ten sonraki kimliği arasındaki fark oluşturuyor. Biçer, 1919-1922 arasında dinî değerleri öne çıkaran, padişaha bağlılık vurgusu yapan, konuşmalarını âyet ve hadislerle süsleyen bir lider görüyor. 1923’ten itibaren ise modern, seküler ve ulusçu bir Mustafa Kemal ortaya çıkıyor. Ona göre bu ikilik, yakın tarihimizin en önemli handikaplarından biri.
Bu fark, Mustafa Kemal’in gerçek amaçlarını uzun süre saklamasında açığa çıkyor. Biçer bunu, 1918’deki bir konuşmasına ve Talat Paşa’ya yazdığı 1920 tarihli mektuba dayandırıyor. Mustafa Kemal orada, hedeflediği inkılabı bir anda ve bir darbeyle uygulamayı düşündüğünü söylüyor. Halka ise bu hedefin açıklanmadığını, çünkü halkın hilafet ve saltanata bağlılığının bilindiğini anlatıyor. Kitaba göre Mustafa Kemal lise yıllarından beri milliyetçi, cumhuriyetçi ve laik biriydi. Buna rağmen siyaseten dindar ve Osmanlıcı davrandı, Cumhuriyetçi olduğunu bile inkâr etti. Kitap bunu bir ustalık ve pragmatizm örneği olarak okuyor, ama Nutuk’un bu örtülü geçmişi nasıl anlattığı sorusunu da açık bırakmıyor.
Nutuk, “memleketi savaşa sokanlar kaçmış” diyerek başlıyor. Biçer burada Mustafa Kemal’in kendi geçmişine bakıyor. Siyasete İttihat ve Terakki içinde başlayan, Almanya’nın yanında savaşa girmeyi doğru bulan ve Talat Paşa’ya yazdığı mektuplarda bunu savunan bir isim çıkıyor karşımıza. Kitaba göre Mustafa Kemal, Enver ve Cemal Paşalarla “kardeşim” hitabıyla yazışmış ve 1920 Ekim’ine kadar İttihatçı liderlerle ilişkisini sürdürmüştür. Afganistan’la diplomatik ilişkiler bile onların teşviki sayesinde kurulmuştur.
Millî Mücadele belgelerinde “Osmanlı halkı”, “İslam halkı”, “ahali-yi İslam”, “Ümmet-i Muhammed” gibi ifadeler sıkça geçiyor. Nutuk’ta ise bu terimler ya hiç yokmuş gibi davranılıyor ya da çoğu “Türk” olarak yorumlanıyor. Kitap, sansürlenerek yayımlanan Nutuk’ta bile dinî nitelikli söz ve söz gruplarının 184 kez geçtiğini not ediyor. Aynı şekilde “Türkiye” adının ilk kez Amasya Görüşmeleri’nde anıldığını, 1921’de meclis TBBM adını alana kadar kullanılmadığını hatırlatıyor.
Cumhuriyet ve laiklik için de benzer bir tablo çiziliyor. Mustafa Kemal 1923’e kadar Cumhuriyet’ten imalı ve örtülü biçimde söz etmiş, “millî irade” gibi kavramları kullanmış, laikliği ise hemen hiç anmamıştır. Nutuk ise bu kavramları sanki baştan beri açıkça kullanılmış gibi yorumluyor.
Kitap, Nutuk’ta yer verilmeyen başlıklara da dikkat çekiyor. Musul meselesi ve Kürtler bunların başında geliyor. Mustafa Kemal, Amasya Protokolü’nde, Meclis’te ve Lozan sürecinde Kürtleri sürekli gündeme getiriyor, Kürtlere kültürel haklar ve bazı bölgeler için muhtariyet olasılığından söz ediyor. Ancak bu yaklaşımlar Nutuk’ta yok. Lozan’dan sonraki tutum da bambaşka. Benzer biçimde Nutuk, Mehmet Akif Ersoy’dan ve İstiklal Marşı’nın kabulünden hiç söz etmiyor. Biçer bunu son derece manidar buluyor.
Nutuk’un bir başka yüzü de muhaliflere yönelik dili. Kazım Karabekir, Rauf Bey, Refet Bey, Ali Fuat Paşa, Kadı Raif Efendi gibi isimler ağır biçimde eleştiriliyor, bazen ihanetle suçlanıyor. Metinde sürekli “ben” vurgusu öne çıkıyor. Kitap bunu Kazım Karabekir örneği üzerinden işliyor. Karabekir, Samsun’a Mustafa Kemal’den bir ay önce ayak bastığını anlatıyor, Nutuk’taki yanlışlara İstiklal Harbimizin Esasları adlı eserle cevap veriyor. Bu eser 1933’te henüz piyasaya çıkmadan el konularak imha ediliyor. Karabekir de 1938’e kadar ev hapsinde yaşıyor.
Kitabın sonuç kısmı, başlıktaki soruya net bir cevap veriyor: Nutuk tam anlamıyla ne gerçek ne de kurgu. Mustafa Kemal on binlerce belge arasından işine yarayanları seçmiş, bir kısmını orijinaline sadık kalmadan aktarmış, seçtiklerini de ideolojik olarak yeniden yorumlamış. Biçer’e göre amaç, 1923 sonrasında yaptıkları ile önceki söylemleri arasındaki çelişkiyi giderip icraatı doğrulamak.
Bu yüzden Nutuk’u “bir tarih kitabından çok tek taraflı bir konuşma” olarak tanımlıyor. Savunma hakkı verilmeyen muhaliflere karşı bir iddianameye benzetiyor. Tarihçi için değersiz değil; yazarın kişiliğini anlamak ve dönemin birincil kaynaklarından biri olarak kullanmak mümkün. Ama tek başına Cumhuriyet tarihi yazmaya yetmez, mutlaka diğer kaynaklarla karşılaştırılmalı.
“Kitabı satın almak ve ayrıntılı bilgi edinmek için aşağıdaki bağlantıyı ziyaret edebilirsiniz.”
https://www.beyanyayinlari.com/kitap/nutuk-gercek-mi-kurgu-mu-9786256773646