
Hibrit çalışma modeli, çalışma hayatında yeni bir dönemin kapısını aralıyor. Evden çalışmanın konforu ve zaman tasarrufu cazip görünürken, insan ilişkileri ve sosyal hayat açısından başka bir soru gündeme geliyor: İşimizi eve taşırken sosyal hayatımızı da kapının dışında mı bırakıyoruz?
Çalışma hayatı değişiyor. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte artık iş yapmak için her gün aynı ofiste bulunmak zorunlu olmayabiliyor. Haftanın belirli günlerinde evden, belirli günlerinde işyerinden çalışma imkânı sunan hibrit model de bu dönüşümün önemli bir parçası haline geliyor.
İlk bakışta oldukça cazip…
Sabahın erken saatlerinde yola çıkma zorunluluğu yok. Trafikte saatler kaybedilmiyor. Ulaşım masrafı azalıyor. İnsan, çalışma masasından kalktığında evinin içerisinde. Özellikle büyük şehirlerde yaşayanlar açısından bu imkânın önemli avantajları bulunuyor.
Fakat meselenin bir de insanî ve toplumsal boyutu var.

İşyeri yalnızca bilgisayarların, masaların ve toplantıların bulunduğu bir mekân değildir.
Orada insanlar birbirleriyle karşılaşır. Birlikte çalışır, konuşur, yardımlaşır, sorun çözer. Bazen yoğun bir çalışma arasında verilen kısa bir molada içilen bir çay, günün en anlamlı sohbetine dönüşebilir.
Bir çalışma arkadaşının “Nasılsın?” diye sorması bile insanın ruh dünyasında bir karşılık bulabilir.
Bunların hiçbiri çalışma sözleşmesinde yazmaz.
Fakat çalışma hayatının görünmeyen kazanımlarıdır.
Hibrit çalışma modeli yaygınlaşırken işte tam da bu noktayı gözden kaçırmamak gerekiyor.
İnsan, yalnızca üretim yapan bir makine değildir.
İnsanın sosyal ilişkilere, yüz yüze iletişime, arkadaşlığa, dayanışmaya ve aidiyete ihtiyacı vardır.
Bu tartışmayı yaparken yakın geçmişte yaşadığımız koronavirüs dönemini de hatırlamak gerekiyor.
Pandemi döneminde milyonlarca insan uzun süre evlerinde kalmak zorunda kaldı. İşyerleri kapandı, okullar uzaktan eğitime geçti, sosyal ilişkiler büyük ölçüde ekranlara taşındı.
O günlerde evde kalmak bir tercih değil, zorunluluktu.
Ve toplum olarak şunu da gördük:
İnsan insana muhtaçtır.
Bir dostla yüz yüze konuşmanın, aynı ortamda bulunmanın, birlikte çay içmenin, camide saf tutmanın, okulda arkadaşlarla buluşmanın veya işyerinde mesai arkadaşlarıyla sohbet etmenin hayatımızda ne kadar önemli olduğunu daha iyi anladık.
Bugün hibrit çalışma konuşulurken bu tecrübenin unutulmaması gerekiyor.
Elbette buradan “evden çalışan herkes asosyal olur” sonucunu çıkarmak doğru değildir.
Evden çalışan bir insan ailesiyle daha fazla vakit geçirebilir, ulaşımda kaybettiği zamanı sosyal faaliyetlere ayırabilir. Dolayısıyla uzaktan çalışmanın doğru planlandığında önemli avantajları da vardır.
Ancak mesele şudur:
Evden çalışma, sosyal hayatın yerini almaya başlarsa ne olacak?
İnsan sabah bilgisayarını açacak, bütün gün ekran karşısında çalışacak, akşam bilgisayarı kapatacak ve yine aynı evin içerisinde yaşamaya devam edecekse; iş, alışveriş, iletişim ve eğlence giderek dijitalleşiyorsa insanın gerçek hayattaki ilişkileri bundan etkilenebilir.
Bir süre sonra insanlarla aynı ortamda bulunmak yerine insanlarla ekran üzerinden iletişim kurmayı normalleştirebiliriz.
İşte burada dikkatli olmak gerekiyor.
Bir ofisin değeri yalnızca masa, sandalye ve bilgisayardan ibaret değildir.
Orası aynı zamanda bir sosyal ortamdır.
Birlikte çalışmak, birbirine yardım etmek, farklı fikirleri yüz yüze tartışmak, ortak bir hedef için emek vermek ve zaman zaman birlikte gülmek; çalışma hayatının insanî tarafını oluşturur.
Belki de bu nedenle asıl tartışmamız gereken soru “Evden mi çalışalım, ofisten mi?” değildir.
Asıl soru şudur:
Çalışma hayatını kolaylaştırırken insanı insandan uzaklaştırmadan bunu nasıl başarabiliriz?
İslam’ın insan anlayışında insan, toplumdan kopuk ve yalnız yaşayan bir varlık değildir. Aile, komşuluk, dostluk, dayanışma ve cemaat hayatı insanın sosyal varlığının önemli parçalarıdır.
Bu nedenle teknolojik imkânları kullanırken ölçüyü kaybetmemek gerekir.
Hibrit çalışma modeli çalışma hayatına esneklik getirebilir.
Fakat esneklik, yalnızlaşmaya dönüşmemelidir.
Evimizin konforunu artırırken sosyal hayatımızı küçültmemeliyiz.
Çalışma saatlerini kısaltırken insan ilişkilerimizi de kısaltmamalıyız.
Bir bilgisayar ekranı işimizi görebilir; fakat bir insanın yerini tutamaz.
Belki de yeni çalışma düzeninin en önemli sorusu budur:
Ofisi eve taşırken insanı da evine hapsetmeyecek bir çalışma modeli kurabilecek miyiz?
Çünkü mesele yalnızca daha verimli çalışmak değildir.
Mesele, çalışırken insan kalabilmektir.
İSLAMİ HABER “MİRAT”