
Her zaman söylemişizdir, Kamâl Atatürk’ü bitirecek olan 5816 sayılı yasa ve onu her vesile ile çıkarları doğrultusunda önümüze atarak daha bir dışlamamıza sebep olan -muhtemelen deist- Kamâlistlerdir.
Kamâlistlerin pek çoğu cahildir, çünkü onun resmi adının ne olduğu bile bilmezler. Türk’ün atası olduğuna inanmadığımız halde alıntı yoluyla “Kamâl Atatürk” dediğimizde gerçekten onu aşağıladığımızı sanırlar.
Ha bu arada üzerimize gelindiği için yapmaya manen mecbur bırakıldığımız bir sorgulamamızı da dile getirelim:
Annesi merhume Zübeyde hanım ve babalığı rahmetli Ali Rıza efendi malum Selaniklidirler. Gelenekle bağlantısını kesmek için Mustafa Kemal’in Mustafa’sını atan ve Kemal’i de Kamâl’e çeviren bizzat kendisi de…
Onu kim “Atatürk” yaptı?
Bizim bilmediğimiz bir referandum mü yapıldı?
Türk’ün atası olmak bu kadar kolay ve ucuz mu?
Millet vekili olarak seçtirdiği emir erleri art arda çıkardıkları iki kanunla ona “Atatürk” soyadını vermişler ve başkalarının almasını da engellemişlerdir.
Cumhur İttifakı, Recep Tayyip kardeşimize örneğin ”KOCATÜRK” şeklinde soyadı veren bir yasa çıkarsalar iyi olurdu.
İşlenen kültürel cinayeti başka türlü anlamayacaklar.
Katıldığı bir televizyon programında, insanlığa hizmet etmiş filanca ünlü ateist-deist Cennet’e girmeyecek mi biçiminde sorulan soruya Mehmet Okuyan hocamız şöyle cevap vermişti:
Bir makale ile Mirat Haber’de sorulmuştu. Kamâl Atatürk, Mustafa Kemal olduğu dönemde ve de İslam karşıtı olduğu Lozan sonrasında hiç camiye girdi mi? Hiç namaz kıldı mı? Bunun belgesi ve iddia edeni var mı?
Peki onu girmediği camiye niye sokmak istiyorsunuz?
Bir çok tarihçiye ve kendi kaleminin ürünü belgelere göre inanmadığı Allah’a onun için neden dua edilmesini istiyorsunuz?
Bazılarınızca Lat’a, Menat’a, Uzza’ya dönüştürülen “Kamâl Atatürk” için Anıtkabir’de kendiniz Fatiha okumuyor iken Cami minberlerinde anılmadığı için neden ahlâksızca suçlamalarda bulunuyorsunuz?
Kaldı ki İslam ve tarih bilimi penceresinde bakıldığı ve yaşayan devrimlerinden hareket edildiğinde Kamâl Atatürk:
Türk’ün atası değildir,
Birileri kabul etmese de yerli ve yabancı bir çok tarihçiye göre ateist veya deisttir.
Lozan sonrasında inançsızlığı çizgisinde adam gibi doğal davranmış, münafıklık yaparak bir defa olsun camiye girmemiş, namaz kılıp dua etmemiştir. Ama milletimiz yarı aç ve çıplak iken iç dünyasını yansıtırcasına Paris’ten giyinmiş, rakılı ve meddahlı sofralarda gece yarılarına kadar yiyip içerek yüzlerce görüntülü belge bırakmıştır.
İngilizlerin yerli işbirlikçilerle oluşturduğu birliktelik ile kaldırtılan Hilafet konusuna girmeyelim, girmeyelim de bin yıllık tarihimizde vapılmadık bir şekilde kültürümüze vurulan darbeleri ve İslam karşıtı Batıcı ve kanlı devrimleri de mi hatırlamayalım.
Bütün bunlar ortada iken Cuma hutbelerinde niçin anılmadı diye Ali Erbaş hocamız üzerinden Cuma namazı kılan milyonlarca Müslümanı suçlamak densizliğine ne demeli? Çünkü Cuma namazı kılan müminler, -Allaha ve ahiret gününe inanmayanların dua ile anılmaları haram kılındığı için anılmasını istemiyorlar/istemiyoruz. (Tevbe 84)
Ali Erbaş anayasal laik bir teşkilat olan Diyanet’e siyasilerin başkan olarak atadığı Müslüman bir memurdur. Ötesi yok. Siz onu Papa gibi bir ruhani mi, yoksa 5816 benzeri bir kanunla korunan acezeden biri mi sanıyorsunuz?
Bu arada sınırları aşan aşağılayıcı haberini sunmadan Odatv’ye de bir mesaj iletelim:
Dileyen istediği gibi inanmada özgürdür. Müslümanları rahat bırakın, baskıcı, ötekileştirici ve dışlayıcı kişilerin ve kurumların dönemi bitmiştir.
Diyanet’in 30 Ağustos hutbesi… Atatürk’ün adı yine yok
Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından her hafta yayımlanan Cuma Hutbesi’nde, 30 Ağustos Zafer Bayramı öncesi Mustafa Kemal Atatürk’ün ismine yer verilmedi.
30 Ağustos Zafer Bayramı öncesi Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından camiilerde okutulan Cuma Hutbesi’nde, Kurtuluş Savaşı’na son noktayı koyan Büyük Taarruz’un başkomutanı Mustafa Kemal Atatürk’ün adına yer verilmedi.
Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ın görev süresi boyunca hiçbir hutbede Atatürk’ün ismine yer verilmedi. Erbaş, görevi süresince yurt dışına çok sayıda seyahat gerçekleştirirken, Başkanlığa sadece 11 km uzaklıktaki Anıtkabir’i ziyaret etmedi.
Diyanet’in hutbelerinde Atatürk’ün ismine en son 2010 yılında, dönemin Başkanı Ali Bardakoğlu zamanında yer verilmişti. O tarihten bu yana Diyanet, Çanakkale Zaferi gibi önemli tarihi olaylarda bile Atatürk’ü anmaktan kaçınıyor.
Eymen Erdemli
İslami Haber ”MİRAT” – YouTube
Hayvan demek istemiyorum onunda bir seviyesi var