
İnsanoğlu, varoluşundan bu yana araç kullanma becerisiyle diğer canlılardan ayrılmış; tekerlekten matbaaya, buharlı makineden internete kadar her teknolojik sıçramada kendi sınırlarını zorlamıştır. Bugün karşı karşıya olduğumuz “Yapay Zekâ” (YZ) devrimi de bu kadim yürüyüşün en ileri aşamasıdır. Bir akademisyen ve yönetici perspektifiyle vurgulamalıyım ki; amacımız bir teknoloji karşıtlığı üretmek değil, bilakis teknolojinin sunduğu eşsiz imkânları en üst düzeyde değerlendirerek insanlığın sosyal ve iktisadi refahını artırmaktır. Ancak bu refah yolculuğunda, verimlilik artışının ardına gizlenmiş olan ve insan kabiliyetlerini sinsice kemiren “konfor tuzağına” karşı da uyanık olmak zorundayız.
Verimlilik mi, Meleke Kaybı mı?
Teknolojinin sağladığı kolaylıklar, doğru yönetildiğinde insanı angaryadan kurtaran birer lütuftur. Tarihsel sürece baktığımızda; hesap makinesinin icadı karekök alma gibi karmaşık süreçleri saniyeler içine sığdırarak sayısal verimliliği artırmış, navigasyon cihazları ise bilinmez yollarda yön bulmayı birer çocuk oyuncağına dönüştürmüştür. Fakat burada eleştirel bir süzgeçten geçirmemiz gereken husus şudur: Bu konfor, Allah’ın insana bahşettiği fiziksel, ruhsal ve mental yeteneklerin kullanımı noktasında bir “körleşmeye” mi sebep oluyor? Kas sistemimiz kullanılmadığında nasıl atrofiye uğruyorsa, zihinsel ve ruhsal melekelerimiz de öyledir. Navigasyona aşırı bağımlılık mekânsal hafızayı, hesap makinesine teslimiyet ise sayısal mantık yürütme kabiliyetini zayıflatmaktadır.
Kabiliyetlerin “Çürüme” ve Atalet Riski
Yapay zekâ, bu süreci bir üst perdeye taşıyarak doğrudan insanın “düşünme ve sentezleme” merkezine talip olmaktadır. Bizim asıl endişemiz ve eleştirel yaklaşımımız; dijital platformların ve teknolojik unsurların kullanımıyla, insanın yaratılıştan gelen o muazzam cevherinin işlememeye başlamasıdır. Zihin bir problemle terlemediğinde, ruh bir eserin sancısını çekmediğinde ve beden kendi sınırlarını zorlamadığında; ortaya çıkan verimlilik aslında bir “illüzyon”dan ibaret kalır. İnsanı insan yapan muhakeme, sezgi ve özgün üretim yetenekleri kullanılmadığı takdirde, fonksiyonel bir çürümeye kapı aralanacak ve zihinsel bir atalet [tembellik] kaçınılmaz hale gelecektir.
Stratejik Refah ve Entelektüel Sorumluluk
Teknolojik imkânları reddetmek, zamanın ruhunun gerisinde kalmaktır. Hedefimiz, yapay zekâyı ve dijital unsurları daha ileri çalışmalar yaparak insanlığın sosyal ve iktisadi kalkınmasında birer “hızlandırıcı” olarak kullanmaktır. Ancak bu, insanın kendi melekelerini tatile çıkarması anlamına da gelmemelidir. Yapay zekâ bir “protez” değil, bir “takviye” olmalıdır. Kendi yönünü bulamayan bir zihin nasıl ki navigasyona mahkûmsa, kendi düşüncesini inşa edemeyen bir entelektüel de algoritmaların çizdiği kısıtlı sınırlara ve dijital atalete hapsolmaya adaydır.
Sonuç Olarak
İnsanoğlunun teknolojiyle olan imtihanı, bir denge meselesidir. Allah’ın bizlere emanet ettiği zihinsel ve ruhsal kapasitemizi, teknolojinin sağladığı konforla takas etmek yerine; o teknolojiyi daha yüksek hakikatlere ulaşmak için bir basamak kılmalıyız. Geleceğin dünyası, dijitalin imkânlarıyla donanmış ama fıtri kabiliyetlerini [merakını, sorgulamasını ve üretkenliğini] asla terk etmemiş zihinler üzerinde yükselecektir. Bizler üniversitelerimizde ve akademik hayatımızda, verimlilik uğruna insan ruhunun ve zihninin özgün yeteneklerinden feragat etmemeli; bilginin mutfağında terlemeye ve insan cevherini işlemeye kararlılıkla devam etmeliyiz.
Prof. Dr. Kurtuluş Karamustafa
Kayseri Üniversitesi Rektörü