
Ramazan ayı…
Mümin için bir takvim yaprağından çok daha fazlası. Arınma, muhasebe, paylaşma ve yeniden diriliş zamanı. Ancak her Ramazan’da aynı soru yeniden gündeme gelir: Oruç tutmayanlar neden tutmuyor? Ve belki daha önemlisi: Oruç tutmayanlar neyi kaçırıyor?
Bu analiz, yargılamak için değil; anlamak, hatırlatmak ve fark ettirmek için…
Bir kısım insan için oruç, inançla birlikte anlam kazanır. Allah’a, vahye ve farzlara inanmayan biri için oruç; manevi bir ibadet değil, sadece aç kalmaktır. Bu noktada mesele ibadetten önce iman meselesidir.
İnanç yoksa, sorumluluk da yoktur. Ancak bu durum, Ramazan’ın toplumsal ve insani boyutundan tamamen azade oldukları anlamına gelmez. Çünkü Ramazan sadece bireysel bir ibadet değil, toplumsal bir iklimdir.
Asıl çetin tablo burada başlar.
Kendisini Müslüman olarak tanımladığı hâlde oruç tutmayanlar…
Sebep çoğu zaman nettir: Nefis.
Konfor alanından çıkmak istemeyen bir zihin, sabrı erteleyen bir kalp, “sonra telafi ederim” diyen bir vicdan…
Oruç, nefsi terbiye eder. Nefsini susturamayan, orucu ağır bulur. Çünkü oruç; sadece mideye değil, iradeye hitap eder.
Burada önemli bir ayrım yapmak gerekir:
Gerçekten hasta olanlar İslam’ın açık ruhsatı altındadır ve bu yazının muhatabı değildir.
Ancak sağlıklı olduğu hâlde, en ufak bir rahatsızlığı büyüterek oruçtan kaçanlar için mesele beden değil, bahanelerdir. Nefis, meşruiyet arar; hastalık bahanesi de bu meşruiyetin en sık kullanılan perdesidir.
Ramazan, günahların affı için açılmış ilahi bir kapıdır. Oruç; sadece aç kalmak değil, günahlardan uzak durma iradesidir. Bu iradeden mahrum kalan, arınma fırsatını da kaçırır.
Ramazan; Kadir Gecesi’ni içinde barındırır. Bin aydan daha hayırlı olan bu gece, ömre bedel bir kazançtır. Oruçsuz geçen bir Ramazan’da bu geceye ulaşmak, çoğu zaman sadece takvim bilgisinden ibaret kalır.
Açlığı bilmeyen, tokun halini anlamaz. Oruç, yoksulluğu teoriden pratiğe taşır. Aç kalmadan empati kurulmaz. Oruç tutmayan, yoksulu görse bile hissetmez.
İftar sofraları, zekâtlar, fitreler, yardımlar…
Ramazan, toplumsal dayanışmanın zirve yaptığı aydır. Oruç tutmayanlar, bu dayanışmanın ruhuna çoğu zaman uzaktan bakar. Aynı sofrada buluşmanın, aynı vakitte şükretmenin lezzetinden mahrum kalırlar.
Oruç tutmamak, sadece bir farzın terk edilmesi değildir.
Bir ay boyunca sunulan;
-arınma fırsatının
-irade eğitiminiň
-sosyal duyarlılığın
-ilahi yakınlığın
geri çevrilmesidir.
Ramazan gelir, kapıyı çalar.
Açan kazanır.
Bahane bulan ise sadece erteler… ama kaybeder.
Belki de soru şudur:
Oruç tutmak gerçekten zor mu, yoksa zor gelen nefsi dizginlemek mi?
İSLAMİ HABER “MİRAT”