Özel Hayatın Gizliliklerini Araştırmak Haramdır/Zulümdür II

Başkalarının özel hayatının gizliliklerini araştırmayı ve yaymayı haram kılan dinimiz bu amaçla bize bazı yasaklar koymuştur. Bu yasakları üç ana maddede özetlememiz mümkündür.

  1. TECESSÜS  ETMEK

Zarar verme amacıyla gizlilikleri gizlice araştırmak olan Tecessüs, bir Kur’an ifadesidir. Rabbimiz Hucurat sûresinin on ikinci âyetinde bize “tecessüs etmeyin” emrini vermektedir. Başkalarının hatalarını araştırmak için tecessüs etmemek, yalnızca  insanlık, sadece hukuka saygı konusu  değildir. Bu yasağa riayet etmek, namaz kılmak, oruç tutmak, zekât vermek gibi bir ibadettir. Bilinmesi gerektiği üzere ibadet İslâm’da Rabbimizin her bir emrine itaat etmektir. İbadet Rabbimizin her bir yasağına uymaktır. Rabbimiz şöyle buyurmaktadır:

“Ey iman edenler! Kesin bilgiye dayanmayan zanla iş görmekten kaçının. Zannın bir kısmı zaten büyük günahtır. Sakın ha tecessüs yapmayın; zarar vermek amacıyla  hataları da araştırmayın…“

Bu âyete göre gizlilikleri araştırmak açık bir haramdır. Aziz Peygamberimiz de bu Kur’ânî haramı pekiştirmek için bir hadislerinde şöyle buyurur:

“Ey dilleri ile inanıp da iman kalplerine nüfuz etmemiş olanlar! Müslümanları arkalarından gıybet etmeyin. Onları aşağılayıcı bir üslupla konuşmayın. Bir de onların gizliliklerini sakın ha araştırmayın. Mümin kardeşlerinin gizliliklerini araştıranların Allah da gizliliklerini araştırır. Allah bir adamın gizliliklerini araştırırsa evinin içinde de olsa onu rezil eder.“

Zarar verme amaçlı araştırma yasağını pekiştiren bir diğer Kur’âni emir olan İsra sûresinin 36. âyetinde de şöyle buyrulmaktadır:

“Bilmediğin şeyin ardına düşme; düşüp de gizlilikleri araştırma. Çünkü kulaklar da, gözler de, kalpler de yaptıklarından sorumludurlar.”

 O büyük sorgulama gününde bütün bu organlarımız konuşturulacaktır. İtiraz edildiği zaman da dillerimiz mühürlenecek, organlarımız tek tek konuşturulacaktır.

 Bilindiği gibi kulaklar, gözler ve kalpler… bu üç ana organ gizlilikleri araştırmanın yollarıdır. Biz de bu tecessüs yasağını, İsra 36’nın  bu bölümünü izleyerek açıklamaya çalışacağız.

Kulak Vermek

Evet, gizlilikleri araştırmanın ilk yolu, kulak vermektir. Allah bizlere kulak nimetini, işitme/dinleme nimetini Rabbimizin emirleri ve yasaklarını dinleyelim, dile getirilen güzelliklere ulaşalım, insanların yararına olacak sözlere ve işlere kulak verelim diye verdi. Kur’an’ın ifadesi ile dile getirirsek bize kulaklarımız “hayra açık hakikati kavrayıcı  kulaklar“ olsun diye verildi. ( Tevbe 9/61; Hakka 69/12)  Enfal Suresi âyet 21 ve 22’de de şöyle buyrulmaktadır:

Ey iman edenler! Dinlemedikleri halde biz Rabbimizin buyruklarını dinliyoruz diyenler gibi olmayın. İnsanların en şerlisi kulaklarını hakka kapatmış, dillerini hakkı söyleyemez hale getirmiş aklını kullanamaz kişilerdir.”

Hakkı dinlemezsek Cehennem yaranı oluruz. Kur’ân’ın açıklamasına göre Cehennemlikler, Cehenneme atıldıklarında, Cehennem görevlileri onlara, “ Ya hû size uyarıcı bir Peygamber gelmedi mi ?“ diye sorduklarında onlar da şöyle diyecekler:

 “Evet geldi ama, biz onu yalanladık. Yüce Allah, biz insanlar için bir emir vermedi, yasak koymadı, dedik. Kulaklarımızı kullanıp dinleseydik veya  aklımızı harekete geçirseydik şimdi biz bu yakıcı ateş azabına uğrayanlardan olmazdık.“

Gizli tutulan konuşmaları dinleme izni verilmediği için, konuşmalara kulak kabartmak dinimizde haramdır. Mesela bizlere duyurmamak için iki insan bir kenara çekilmiş konuşuyorlarsa, onları dinlemeyelim. Dinlersek üzülebiliriz. Kulaklar hayır kulağı olarak kullanılmazsa, azab kulak üzerine gelir. Peygamberimiz şöyle buyuruyorlar:

Konuşmalarının dinlenilmesini istemeyen topluluğa kulak kabartan kişinin, kulaklarına kıyamet gününde erimiş madenler dökülür.

Sevgili Peygamberimiz efendimiz sadece izinsiz kulak vermeyi değil, her kulağımıza geleni dikkate alıp yargıda bulunmamızı da yasaklıyor. Şöyle buyururlar:

“Bir kişinin duyduğu her bir sözü, olduğu gibi aktarması, ona yalancılık olarak yeter.“

Ben duymuştum, diyoruz. Neden her duyumuzu bir hakikatmiş gibi alıyoruz da yargıda bulunuyoruz? Şimdilerde bir de yapay kulaklar çıktı. Bizzat kulak verilemiyor ama bizzat kulak verilemediği için insanların konutlarına, iş yerlerine giriliyor ve gizlice teknolojik aletler yerleştiriliyor, böylece gizliliklere ulaşılıyor. Bu tür aletler yolu ile insanları dinlemek de haram işlemektir. Bizzat dinlemek gibi sorumluluğu ve günahı gerektirir.

Gözlerle Araştırmak

Gözler de gizlilikleri araştırma organı olduğu için, bize gözlerimizle alakalı yasaklar da getirilmiştir. Nur Suresinin 30 ile 31. âyetlerinde müslüman erkeklere ve kadınlara şehvetli bakışlar yasaklandığı gibi, alaycı bakışlar, korkutucu bakışlar ve özellikle hataları araştırıcı bakışlar da yasaklanmıştır. İfade geneldir ve şöyledir.

Ey Peygamber! Mümin erkeklere ve kadınlara söyle, bakışlarını kontrol altına alsınlar…”

Gözlerle alakalı haramlardan bir bölümü de ev içinde işlenebilir olanlardır. Buna dikkat etmiyoruz. Kur’an-ı Kerîm’in Nur sûresinin 58. âyetinde Rabbimiz şöyle buyurur:

Ey iman edenler! Üç vakitte; gündüz istirahate çekildiğinizde, yatsıdan sonra ve sabah namazından önce, bu üç vakitte hizmetçileriniz ve henüz ergenliğe erişmemiş çocuklarınız bile yatak odalarınıza  mutlaka izin alarak girsinler….“

Bu muaşeret adabını yani görgü kurallarını düşünebiliyor musunuz? İstirahat zamanında ananın, babanın, erkek ve kız çocuğun özel odasına kapı vurulmadan, izin alınmadan girilirse haram işlenmiş olur. Girilirse arzulanmadık görüntülere tanık olur, üzülürüz. Benim kızım değil mi, ben annesi babası değil miyim, denilemez. Böyle de olsanız Rabbimizin koyduğu emri ve yasağı uygulayacaksınız. Terbiye ve takip farklı bir konudur ve ergenlik öncesindedir. Doğrulara çağrı ise ölüm gelinceye dek devam edecek görevdir.

Bu ayetin indirilmesinden sonra bir kişi geldi ve Peygamberimize şöyle sordu: Ben annemin hizmetinde bulunan bir kişiyim. Annem hasta ona bakıyorum. “Annemin yanına her girişimde izin almalı mıyım?“ Peygamberimiz, şöyle buyurdular:

 “Anneni çıplak olarak görmek istemiyorsan izin alarak yanına gir.“

Yazılı Evraka ve Telefonlara Bakmak

Bunlar, ne güzel görgü kurallarıdır. Mümin kardeşimizin, çocuğumuzun, annemizin, babamızın vs. koruma altına alınmış yazılı evrakına, hatta telefonuna bile bakamayız. Bakmak Cehennem’e bakmak gibidir.

Burada bilvesile ifade edeyim; birçok mail alıyorum. “ Eşimin telefonunu araştırdım, yazışmalar gördüm “ deniliyor. Alın size çözümlenmesi zor bir problem. Dönemin şartları içinde Peygamberimiz, bir yolculuk sonrasında Medine’ye dönüşlerinde, sahabilere evlerine gece dönmelerini yasaklamıştır. “Bırakın eşleriniz sizin için temizliklerini yapsınlar” buyurmuşlar, ama aslında gereksiz şüpheye düşürücü bir görüntü ile karşılaşılmaması  için uyarıda bulunmuşlardır.

Gizlice Yerleştirilen Kameralarla Bakmak

Teknolojik aletler, örneğin gizli kameralar yerleştirilerek  gizlilikler araştırılıyor. Bu gibi eylemler de haramdır. Çünkü çıplak gözle görülmüş gibi sonuçlar devşiriliyor. Peygamberimiz şöylece uyarıda bulunurlar:

“Kıyamet gününde, Allah’ın ve Peygamberin yasak kıldıklarına bakmaktan korunan gözler  dışında bütün gözler ağlayacaktır.“

Değinilenler ahlaki kurallardır, insanlar arasında saygınlığı arttıran ölçülerdir, ilahi emirlere uyuş olarak da ibadettir.  Dinimizin güzelliğine bakınız.

Kalpler de Günahkâr Olur

Kulaklar ve gözler gibi kalpler de tecessüs araçlarıdır. Kalbimizi de korumalıyız.

Şimdilerde modern tıpta uzmanlaştık. Artık kalp ameliyatları her ilimizde yapılıyor. Bunlar güzel gelişmeler, ama kalp hastalıkları sadece kalbin ritminin bozulması vs. değildir. Sû-i zan, tutku, şüphe, haset, kibir, gösteriş, yalan, aldatma, söze ve sözleşmeler aykırılık … onlarca kalp hastalığı var. Bunları nasıl tedavi edeceğiz? Seküler eğitimli doktorlar mı  tedavi edecek?

Mânevî kalp hastalıkları hayatımıza egemen oldu. Kalbi günahkâr kılan bir kalp hastalığı da sû-i zan yani kötü zandır.

Zan kalp ile yapılır. Zan, kesin olmayan bilgidir. Zan ile hakikat tespit edilemez, zan ile doğru sonuca varılamaz. Allah “zannın bir kısmı günahtır “ buyurarak zan ile hareket etmeyi, yargıda bulunmayı yasaklıyor.

İslâm bilginleri, kötü zan kalbin gıybetidir, derler. Zan ile gizlilikler önce araştırılıyor. Sonuç alınamayınca kulak ve göz devreye sokuluyor. Oysaki Peygamberimiz “Güneş gibi apaçık görmediğin işe tanıklık yapma,” buyuruyor.

Ali Rıza DEMİRCAN

Devam edecek

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir