
Yaz mevsiminin gelmesiyle birlikte Türkiye’nin dört bir yanındaki piknik ve kamp alanları yeniden dolmaya başladı. Aileler, gençler ve doğaseverler şehirlerin yoğunluğundan uzaklaşarak ormanlara, göl kenarlarına ve mesire alanlarına akın ediyor.
Ne var ki her yıl aynı manzaralarla karşılaşıyoruz…
Doğanın huzurunu yaşamak için gidilen yerler, günün sonunda adeta açık hava çöplüğüne dönüşüyor.
Yere atılan plastik şişeler, mangal artıkları, cam kırıkları, poşetler, izmaritler ve yemek atıkları…
Bir gün önce yemyeşil olan alanlar, ertesi gün utanç verici görüntülerle doluyor.
Oysa doğa bize ait değildir.
Biz sadece onu emanet olarak kullanan insanlarız.

Ne yazık ki bazı insanlar piknik yapmayı sadece eğlenmek sanıyor.
Oysa gerçek medeniyet, eğlendikten sonra geride hiçbir iz bırakmamaktır.
Çünkü çevreyi kirleten kişi yalnızca çöp bırakmıyor;
-çocuklarının geleceğini kirletiyor,
-su kaynaklarını kirletiyor,
-ormanları tehdit ediyor,
-hayvanların yaşam alanlarını yok ediyor.
Bugün yere bırakılan bir plastik şişe, doğada yüzlerce yıl kalabiliyor.
Cam şişeler ise sıcak havalarda mercek etkisi oluşturarak orman yangınlarına davetiye çıkarabiliyor.
Bir izmarit, binlerce dönüm ormanı kül edebiliyor.
Yani küçük görülen ihmaller, büyük felaketlere dönüşebiliyor.
Modern dünyanın en büyük problemlerinden biri, insanın kendisini tabiatın sahibi sanmasıdır.
Oysa Kur’an-ı Kerim insana sahiplik değil, emanetçilik görevi vermektedir.
Yüce Allah şöyle buyuruyor:
“Yeryüzünde bozgunculuk yapmayın.”
(A’râf Suresi, 56)
Çevreyi kirletmek de bu bozgunculuğun en görünür örneklerinden biridir.
Çünkü bozulan sadece görüntü değildir.
Ekosistem bozuluyor.
Canlıların hayatı bozuluyor.
İnsan sağlığı bozuluyor.
Gelecek nesillerin hakkı gasp ediliyor.
İslam israfı yalnızca fazla yemek yemek olarak görmez.
Su israfı da israftır.
Enerji israfı da israftır.
Tabiatı kirletmek de israftır.
Kur’an-ı Kerim şöyle buyuruyor:
“Yiyin, için fakat israf etmeyin. Çünkü Allah israf edenleri sevmez.”
(A’râf Suresi, 31)
Bugün doğaya bırakılan her çöp, aslında tüketim çılgınlığının ve sorumsuzluğun bir sonucudur.
Peygamber Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:
“Temizlik imanın yarısıdır.”
Yine başka bir hadis-i şerifte:
“Yoldan eziyet veren şeyi kaldırmak sadakadır.”
Bir Müslüman için çevre temizliği sadece belediyenin görevi değildir.
Bu aynı zamanda kulluk görevidir.
Yere çöp atmamak ibadetin bir parçasıdır.
Ormanı korumak emanete sahip çıkmaktır.
Hayvanların yaşam hakkına saygı göstermek merhametin gereğidir.
Bugün çocuklarımızı alıp pikniğe götürüyoruz.
Onlara doğayı sevdiriyoruz.
Fakat aynı çocukların önünde çöplerimizi yere bırakıyorsak, sözümüzle davranışımız birbirini yalanlıyor demektir.
Biz aslında çocuklarımıza temiz çevre değil;
kirletmeyi öğretiyoruz.
Doğa sevgisi nutuklarla değil, örnek davranışlarla öğretilir.
Ormanlar bize dedelerimizden miras kalmadı.
Çocuklarımızdan ödünç aldık.
Bugün piknik alanında yere bırakılan her çöp, yalnızca çevreyi değil, vicdanları da kirletmektedir.
Doğaya sahip çıkmak modern bir çevrecilik modası değil, İslam’ın emrettiği bir emanet bilincidir.
Unutmayalım…
Temiz bıraktığımız her piknik alanı bir sadaka, kirlettiğimiz her tabiat parçası ise gelecek nesillere bırakılmış ağır bir vebaldir.
Çünkü yeryüzü bize ait değildir; bize emanet edilmiştir. Emanete ihanet ise ne insanlığa ne de Müslümana yakışır.
İSLAMİ HABER “MİRAT”