islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
18,6365
EURO
19,5509
ALTIN
1.061,92
BIST
5.012,60
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Çok Bulutlu
13°C
İstanbul
13°C
Çok Bulutlu
Çarşamba Az Bulutlu
15°C
Perşembe Hafif Yağmurlu
14°C
Cuma Hafif Yağmurlu
16°C
Cumartesi Çok Bulutlu
18°C

Post Modern Dönemde Halveti Postunda Bir Müzisyen

Post Modern Dönemde Halveti Postunda Bir Müzisyen
05.10.2022
A+
A-

Gazeteci/Yazar Mustafa Özcan’ın kaleme aldığı “Post modern dönemde Halveti postunda bir müzisyen” yazısını siz değerli okuyucularımıza sunuyoruz..

Ömer Tuğrul İnançer’in vefatıyla birlikte, Karagümrük Cerrahi Tekkesi dergahında dışarıdan takip edenlere göre bazı sürpriz gelişmeler yaşandı. Bunlardan birisi Ömer Tuğrul İnançer’in sağ kolu ve vekili olan ünlü müzisyen Ahmet Özhan’ın dergahın yirmi ikinci postnişini olarak Halveti-Cerrahi tekkesinin başına getirilmesiydi. Bu pek de alışılmış bir manzara değildi. Ancak post modern dönemlerin ışığında Bir müzisyenin bir tekkede posta oturtulması anlaşılabilir bir durum.

İkinci husus ise polemikleriyle gündeme gelen Cübbeli Ahmet diye bilinen farklı tarikat çevresinden ve kültürel değil müteşerri olmaya gayret eden Ahmet Mahmut Ünlü’nün ahirete yolcu edilen şeyhi polemik konusu yapmasıydı. Sunucu-yazar Serdar Tuncer’in onu benimsemesini de gündeme getirerek konuya çok yönden girmişti. Bununla birlikte galiba bu defa genel değerlendirmesinde haklı görünüyor. Ömer Tugrul İnançer’den şu değerlendirmeyi veya sözleri aktarıyor:” Cennette cinsiyet, Cehennemde ateş yok…” Gerçekten de kendi sözleriyle azabu’n nar veya cehennem ateşini mecazi tabir ve mecaz olarak değerlendirmiştir. Halbuki farklı bir açıdan bakan İbni Teymiye gibi alimler Kur’an’da mecaz olmadığını söylemişlerdir.

Tasavvufta kendisini gizleyenler olduğu kadar açığa vuranlar da vardır. Celvetiler ile halvetiler, gezenler ile uzlete, halvete çekilenler anlamında farklı ahvali temsil ederler. Her ne kadar tasavvuf onları bir araya getiriyorsa da tasavvuf içindeki eğilimleri birbirine ters düşebiliyor. Birisi gezerek birisi de içine çekilerek sülükünü veya mesleğini icra ediyor. Peki bu zıt akımlar gerçekte birbirine ters mi? Yoksa formatif özellikleri normatif özellikleriyle çelişmiyor diyebilir miyiz? Bu pozisyonlar birbirine ters görünse de özünde aynıdır. Dolayısıyla Celvetilik, Halvetilik Melametilik Rufailik birbirini tamamlayan renklerdir. Bu farklı tonlardaki tarikatlar şu ayetin kapsama alanına girebilirler: Nitekim, Âl-i İmrân Sûresinin 191. ayetinde: “Onlar ayaktayken, otururken ve yanları üzerine yatarken Allah’ı anarlar…” denilmektedir. Demek ki pozisyonlar farklı olsa da mahiyeti birdir. Çeşitlilik aynı mecraya akmaktadır.

Tarikatlarda nefisle mücadele veya tezkiyetü’n nefsin iki basamağı vardır. Bunlardan birisi nefsi körlemek diğeri de ruhu coşturmaktır. Nefsi körlemek zor olan yoldur. Zevklerden mahrum kalmaktır. Ruhu coşturmak ise nefsin üzerine fazla baskı yapmadan ruhu olgunlaştırma yolunu aramak ve bulmaktır. Nefisle mücadele yönteminde herhalde zevk hallerine iltifat ve eğilmek yoktur. Mutasavvıflara göre maddi zevklerden dışında tarifi mümkün olmayan sadece yaşanan manevi zevkler de vardır. Bu manevi zevk insanları coştursa da ehli dünya bunu anlayamaz. Bu nedenle sufiler hallerini şöyle anlatmışlardır. Tatmayan, bilmez. Son büyük sufilerden Nakşibendi Şeyhi Hamalı Muhammed el Hamid sufilerin eski bir sözünü tekrarlamıştır. Ehli dünya, içinde bulunduğumuz manevi zevk halini bilse kılıçlarıyla bu zevk halini ele geçirmeye çalışırdı. Bu söz birçok sufiden sadır olmuş ve anonim bir anlatıma bürünmüştür.

Zevk meşrepleri sayarken Rufaileri anabiliriz. Bunlar aynı zamanda zikri cehriyi benimsemişlerdir. Nefsi körleme yolunu seçen Nakşibendiler ise hafi zikri esas almışlardır. Zevk erbabı makamında Rufailere göre daha rafine ve sistemli bir erkana sahip olarak Mevlevileri gösterebiliriz. Mevleviler tarikatlar arasında en sistemli ve en çok zevk ahvaline yer veren tarikattır. Musiki ve sema Mevlevilere alem olmuştur. Halvetiler ise daha kaba bir şekilde bu tarzı uygulamışlardır. Son devir Halvetilere tarikat adabına Mevlevi aşısı yapmışlardır. Halvetiliğin kollarından birisi de Cerrahiliktir.

Son devir Halvetilere denilince akla el Hac Muzaffer Ozak gelmektedir. Onun döneminde Halvetilik-Cerrahilik bir kez daha parlamış ve inkişaf etmiştir. Erkanını yeniden diriltmiştir. Vaazlarıyla ve tarikat dersleriyle geride silinmez izler bırakmış ve ehli tarikat arasında müstesna bir yer tutmuştur. Ergun Göze onun cuma hutbelerini zaman zaman Tercüman gazetesinde konu etmiş, yansıtmış ve duymayanlara da duyurmuştur. Ergün Göze’nin kaleminden satırlara dökülen bu cuma vaazları bir araya getirilmiş ve Bulunmuş Defterden Cuma Düşünceleri ismiyle kitaplaştırılmıştır. ‘Sahaflar şeyhi’ olarak da bilinen ve toplu halde teberrüken müritleriyle birlikte sigara tüttüren Muzaffer Ozak nev-i şahsına münhasır bir şeyhtir, insandır. Muzaffer Ozak, Aşkî mahlasıyla da bilinen Türk vâiz, sahaf, müezzin, mutasavvıf ve Halvetiyye’nin Cerrâhiyye şubesinin 19’uncu postnişînidir. Türkiye’de ve dünyada tanınan bir simaydı. Mevlevi meşrep olan Kudsi Ergüner Batı mahfillerinde tanınsa da müteşerri çizgiden sapmamıştır. Muzaffer Ozak da zaman zaman Batı’ya gitti ve Batı tekkesini ABD’de kurdu. Belki birileri gizli dünyalarında onun kalıbından bir new age tarikatı türetmek istemiş olabilir. Lakin Muzaffer Ozak buna teşne biri değildi ve o çamurlara yatmayacak tıynette bir insandı. Hikmet verilmiş bir insandı ve vaktiyle siyasal İslamcı olarak anılan kesimler kendisine dudak bükse ve burun kıvırsa da onun hataları kendisine sataşanlardan daha az olmalıdır.

Halefler ve muhtediler

Pir Nurettin Cerrahi tekkesi etrafında kimi Shems Friedlander gibi muhtediler türemiş ve kanatlanmıştır. Muhtedilerden bir tekke topluluğu teşekkül etmiştir. Shems Friedlander, Kış Hasadı ve benzeri kitaplar kaleme almıştır.

Muzaffer Ozak yeri doldurulamaz bir ekol olmuştur. Halvetilik ekolünü küllerinden yeniden diriltmiştir. Bu açıdan kimi seleflerini ve bütün haleflerini geride bırakmıştır. Halbuki, mektepli değil alaylı bir şekilde yetişmişti. Bu eksiği değil belki artısını oluşturuyordu. İrşad adlı şaheserinden maada Ziynet-ül-Kulûb, Aşk Yolu Vuslat Tarîki gibi kitaplar yazmış ve bu kitaplarıyla gönülde iz, ağızda tat bırakmıştır. Mehmet Zihni Efendi’nin Nimetü’l İslam gibi kitaplarını da sadeleştirmiştir. Geride kendi meşrebince halefler bırakmıştır. Sefer Efendi bunların en sessizlerinden birisi olmalıdır. Muzaffer Ozak’ın halefi Arnavut asıllı Sefer Dal Efendi de kendisi gibi alaylıdır. Lakin tarikatta ve adabında mütefani olmuştur. Osmanlı İstanbulu’nun sosyal hayatını ve görgüsünü Cumhuriyet Türkiyesi’ne taşıyan köprülerden biri olan Fahreddin Efendi’ye intisabı Safer Dal’ın hayatında bir dönüm noktasıdır. Onun vefatına kadar (1966) hizmetinde bulunmuştur. Daha sonraki yılları Fahreddin Efendi’nin halifesi Muzaffer Ozak’ın yanında geçti. Tarikat sohbet ve zikirlerini tanıtmak, konferanslar vermek amacıyla ilki 1978 yılında Rennes şehrinde düzenlenen kültür sanat festivaline katıldı. Ardından Amerika Birleşik Devletleri ile Almanya, İngiltere, Hollanda, Belçika gibi Avrupa ülkelerine yapılan seyahatlerde Muzaffer Ozak’a eşlik etti. 1967, 1974, 1976 ve 1980 yıllarındaki hac yolculuklarında onunla birlikte Kudüs, Bağdat, Şam, Kahire gibi şehirlerde Ehl-i beyt ve evliya türbe ve kabirlerini ziyaret etti. Buradaki âlimler ve şeyhlerle tanışma fırsatı buldu.

1985’te Muzaffer Ozak’ın vefatı üzerine Nûreddin Cerrâhî Tekkesi’nin yirminci türbedarı ve postnişini olarak irşat görevine başladı. Türk Tasavvuf Mûsikisi ve Folklorunu Araştırma ve Yaşatma Vakfı’nın başkanlığını üstlendi. Pazartesi ve perşembe akşamları meşk ve zikir icra eden, cumartesi akşamlarını sadece sohbete ayıran Safer Dal âyet ve hadislerin yorumu diye nitelediği evliya sözleri, nutukları ve menkıbelerinden örneklerle zenginleştirdiği sohbetlerinde tasavvufun en ince meselelerini sade bir dille anlattı (1). Sohbetlerindeki muhabbetli, zarif ve mütevazi tavrı yerli ve yabancı her kesimden pek çok kimsenin kendisine intisabını sağladı. Ona göre tasavvuf irfanı ve dervişlik sırrı Hakk’a muhabbetle kullukta ve mahlûkata şefkatle hizmette gizlidir. Pir Nurettin Cerrahi tekkesinin 20’ici postnişini olarak fiili olarak musikiye hizmet etmiştir.

Sefer Efendinin vefatı üzerine postnişinliğe Ömer Tuğrul İnançer geçmiştir. Ahmet Özhan ile ayrılmaz ikili olan İnançer düzenli olarak tekke sohbetlerine katılmış ve tasavvuf kültürüne aşina olmuştur.

Bununla birlikte tekke etrafında bazı yanlışlar da zamanla büyümüştür. Veya göze çarpar hale gelmiştir.

Dikkat çeken hususlardan birisi tekke çevresinin Alevi değil ama Alevi meşrep olmasıdır. Muzaffer Ozak’ın İrşad kitabı ve sair kitaplarında bu Alevi meşrep özellik çok açık bir surette gözükmektedir. Elbette Tekke çevreleri buna ‘Ehl-i Beyt muhabbeti’ diyorlar. Bununla birlikte bu renk veya ton asla son dönem Şiileşme çığırı ve akımıyla karıştırılmamalıdır. Haydar Baş gibi Kadiriliğe intisaplı olduklarını söyleyenler zamanla Kemalizm-Şiilik ve Alevilik karması veya eklektizmine ulaşmışlardır. Muzaffer Ozak’tan sonra Halvetiliğin-Cerrahiliğin başına geçen Ömer Tuğrul İnançer de bu Alevi meşrep çizgiyi ya da Ehl-i beyt muhabbetini sürdürmüştür. Bununla birlikte bu alanda muhabbette istiğrak etseler de sapma göstermemişlerdir. Bununla birlikte Alevi meşrep eğilim de göstermektedir ki Muzaffer Ozak’la birlikte Halvetilik bir anlamda sülük eksenli olmaktan çıkmış bazı nazari boyutlar da kazanmıştır. Bazen şatahat veya ölçüsüz değerlendirmelere de konu olmuşlardır. Ömer Tuğrul İnançer Nakşibendi şeyhlerinden Halid-i Bağdadi’yi örnek göstererek tarikattan olmayanların zikir halkalarına alınmasını yasaklamasını örnek vererek tasavvufta da içtihat olduğunu, olabileceğini söylemiştir.. Buna içtihat yerine usul-erkan da diyebilirdi.

İnançer bazen populist söylemler de benimsemiştir. Bunlardan birisi hurilerin cinsiyetsiz olduklarını savunmasıdır. Öte dünyada erkekleri ödüllendirme araçlarından olmadığını savunmuştur. Hurilerin dişiliğini redde meyilli bir dil kullanmıştır. Bir başka husus ise cehennemin intifası veya sonluluğunu çağrıştıran ifadeler kullanmasıdır. Bu ifadelerinde ‘azabu’n nar’ kavramının bir tabir olduğunu ve ateşle azabın mecaz olduğunu söylemektedir. Bu da bizi cehennem ateşinin sonluluğuna dair tartışmalara götürmektedir. Sufiler ve selefiler arasında veya zıtlaşan meşrepler arasında cehennemin sonluluğu tezi üzerinden birbirine ilişmek ve itibarsızlaştırmak isteyenler çıkmıştır. İbni Arabi, İbni Teymiye ve İbnü’l Kayyım bu konu etrafında ilgili atıflardan paylarına düşeni almışlardır. Bununla birlikte muakkipleri kendilerinden bu tarz ifadelerin sadır olmadığını söylemişlerdir. Bununla birlikte kayıtlı bir biçimde Ömer Tuğrul İnançer cehennemde ateş olmadığını savunmuştur (2) Kur’an’da bu yönde bulunan ayetleri içime ateş düştü ve içim yanıyor gibi deyimlere te’vil etmiştir.

İnançer’in gök kubbede yankılanın ifadelerinden biri şudur: Müslümanlık ince insanlıktır, dervişlik ise ince Müslümanlıktır.

Son postnişin Ahmet Özhan

Son dönemde müzik geleneğine açılan veya bu geleneği sürdüren Cerrahi Tekkesinin başına müzisyen Ahmet Özhan’ın gelmesi şaşırtıcı olmamıştır. Ehli dil ve sohbet olan Ahmet Özhan muhakkak ki tarikat töresine neşe ve zevk katacaktır. Bununla birlikte bazen isabetsiz değerlendirmeleri de olabiliyor. Bunlardan birisinde de TRT kanallarında yeni ramazanları eski ramazanlarla karşılaştırırken modern ramazanlara övgü düzmesidir. Bu karşılaştırmada kantarın topuzunu kaçırmıştır. Halbuki günümüzde bildiğimiz ramazanlardan geriye pek bir şey kalmamış gibidir. Buna rağmen yeni ramazanlardan haz alabiliyorsa bu onun iyiliğinden veya bakış açısından kaynaklanmaktadır. Bu bakış açısı, realiteyi yansıtıyor mu? Kendi adıma şüpheliyim. Yine de manevi kuraklık dönemine rastlayan günlerde yeni görevinin hayırlara vesile olmasını dileriz. Zevk ehlinden birisi zevk mesleğinin postuna oturdu. Mutat olmasa da garip kaçmadı. Bu müzisyen Ahmet Özhan’dan başkası değil.

 

https://turkish.aawsat.com/home/article/3912856/mustafa-%C3%B6zcan/post-modern-d%C3%B6nemde-halveti-postunda-bir-m%C3%BCzisyen

 

ETİKETLER:
Yorumlar

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.