islami haberortadoğu haberlerimirat analizmirat tv
DOLAR
17,9331
EURO
18,4099
ALTIN
1.039,38
BIST
2.864,25
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul
Açık
30°C
İstanbul
30°C
Açık
Pazar Hafif Yağmurlu
27°C
Pazartesi Parçalı Bulutlu
29°C
Salı Az Bulutlu
29°C
Çarşamba Az Bulutlu
30°C

Sosyal İlimler, Ahlak’a Muhtaç mıdır?

Sosyal İlimler, Ahlak’a Muhtaç mıdır?

Sosyal ilimin metotları, insani olmaktan çok fiziki, teknik ve biyolojik olarak şekillendi. Bu durum,  insanın iç dünyasında ve toplumda bir karşılık bulmadı, insanı ve toplumun ihtiyaçlarına cevap vermedi.

Sosyal ilimler, toplum hayatının çeşitli yönleri ile ilgili tespitler yapar ve problemleri analiz edip, çözüm alanlarına ait teklifler sunan ilimler topluluğudur. Sosyal ilimlerin bir diğer adı da, insan ilimleri veya beşeri ilimlerdir. İlimler içerisinde insan ve toplum ile ilgili ilimler, teknik ve fiziki ilimlerden farklı özellik ve metotlara sahiptir. Çünkü her ilim, ele aldığı konu ve varlığın özelliklerine göre bir metot ile hareket etmek zorundadır. Aksi halde, olayların teşhisini yapamadığı gibi, onları açıklama imkanına da sahip olamaz.

İlimler sınıflaması:

Fizik ilmi, tabiattaki yeryüzü şekilleri, hava akımı, yerçekimi ve sıcaklık gibi konularla ilgili olduğundan, onun metodu basınç, yükseklik, ağırlık ve gibi hadiselerin “ölçülmesi” ile ilgili olup, bu ölçümlemeler de, belirli ölçü aletlerinin geliştirilmesini gerekli kılar.

Tıp ilmi de, insan vücudu ve onun çevresindeki hastalık, yaralanmalar ve organizmadaki bozuklukların  tedavisi ile uğraşır. Bu tedavi için; hastalığı ölçen cihaz ve aletler yanında; hastalığı giderecek ilaç ve organizmanın iyileşmesine yönelik gıda veya perhiz gibi metotlarla görevini yerine getirmeye çalışır.

Sosyal ilimler ise, insan ve toplumun gelişme, iktisadi ve siyasi münasebetler, düşünce ve sosyal hareketler, hak ve adalet gibi konularla ilgilenir. Geçmişte birkaç konu etrafından toplanan sosyal ilimler, zaman geçtikçe alanları çoğalmış ve sayıları artarak çeşitlenmiştir.

Sosyal ilimleri hedefi:

Sosyal ilimlerin asıl hedefi,  insanı ve toplumu tanımaktır. Çünkü her ilim, ele aldığı ve incelediği varlığın özelliklerini bilmek ve ona göre bir değerlendirme yapmak durumundadır. İnsan, ruhi ve organik bir varlıktır. Akıl, beden ve kalpten oluşan, farklı nitelik ve özelliklere sahiptir. Bu yüzden, insanı incelerken; bu özelliklere cevap verecek metod, sistem ve bilgiler gerekmektedir. Bunlar; sosyoloji, psikoloji, biyoloji, tıp, felsefe, ahlak, hukuk ve din gibi bilgi ve ihtisas alanlarından oluşmaktadır.

Sosyal ilimler, insanı ve sosyal hayatın nasıl geliştiğini ve hangi şekiller aldığı ile ilgili sistemli bir “belirleme ve tespit” yapmak durumundadırlar. Tek kelime ile insan ve toplum hayatı ile ilgili çeşitli metotları kullanarak değerlendirmeyi gerçekleştirirken, aynı zamanda onların çözümüne yönelik teknikleri de teklif edebilirler. Burada işaret etmemiz gereken konu, sosyal ilimlerin insan ve toplumu,  problem  ve sıkıntıları konusunda “reçete” hazırlama imkanına sahipken, o reçetelerin “ilaç” larını hazırlayamamaış olmasıdır. Peki, bunun sebebi nedir?

İnsan, daha önce söylediğimiz gibi ruh, beden ve akıl gibi özelliklerden ibarettir.  Beden ve akıl, organ olarak biyoloji ve tıp ilimlerinin konusunu teşkil ederken, onun ruhi yönü, din ve ahlak ilimlerinin alanına girmektedir. Böylece sosyal ve pozitif ilim, ancak beraberce insan ve toplum ihtiyaçlarına cevap verebilmektedirler.

Sosyoloji’nin önemli rolü:

İnsan, bir toplum içinde ve diğer insan ve gruplar ile sosyal bir hayatı yaşadığından, sosyoloji ilmi; insanın toplumsal şartları ve ilişkiler düzenine ait tespit ve onların  düzenlemesiyle ilgilenir. Biraz önce de belirttiğim gibi, sosyal ilim; olayları teşhis ederek, ne tür sonuçlara ulaştığı bilgisini bize vermektedir.  Peki  insan, davranışları daha önceden belirlenmiş bir varlık mıdır? Elbette ki hayır. O halde insan, içinde yaşadığı toplumdan öğrendiği yaşama kuralları yanında, bazı değerlere sahip olarak, olaylar içinde nasıl kültürel bir tercih yapacağını öğrenmektedir. Bu yüzden insan, sadece bilgiyi değil, “değerleri de elde etme” çabası içinde olmak zorundadır.

Sosyoloji’nin ele aldığı insan ve toplum olaylarını; değerler yoluyla “ölçüm sistemleri” yle analiz ettikten sonra, ahlaki ve kültürel birikimi ile  “sosyal reçeteler” de hazırlaması gerekiyor.

Demek ki insan, toplumdan aldığı değerlerler yardımıyla olaylar içinde bir “seçim ve tercih yapmak” durumunda kalmaktadır. Bu tercih, öncelikle ahlak değerler ile yapılmaktadır.

Batı’da sosyal bilimlerin çözümsüzlüğü:

Batı’da Rönesans ve Aydınlanma döneminden sonra; ruhi ve manevi değerlerin toplumda terkedilmesiyle birlikte, ilim dünyasında  materyalist ve pozitivist eğilimler hakim hale geldi ve sosyal ilimler, hiç hak etmediği ve uygun olmadığı halde,  önce tabii, daha sonra da fiziki ve teknik ilimlerin etki alanına girdi. Sosyal ilimin metotları da, insani olmaktan çok fiziki, teknik ve biyolojik çerçeve içinde şekillendi. Bu durum,  insanın iç dünyasında ve toplumda bir karşılık bulmadı ve sosyal varlığının ihtiyaçlarına cevap vermedi. Sadece sosyal olayların görüntülerini tesbit ve kayıt etmekle yetindi. Onları çözümleyip, tedavi etmeyi başaramadı. Bugün, hala sosyal ilim, “tespitler” yapmakla yetinmektedir.

Ahlak, sosyal ilimlerle iç içe olmalıdır:

Sosyal ilimlerin, insanı anlaması ve problemlerini tespit etmesi yanında, çözümlemesinde de, ahlaki değer ve kuralların yardımına ihtiyaç  bulunmaktadır. Çünkü sosyal hadiseler, insanların önce duygu dünyasında ve daha sonra da düşünce sisteminde değerlendirilemektedir.  Fakat, günümüz pozitivist yaklaşımı, sosyal olayların sadece dış yüzeyini görebilmekte, iç dünyasına girememekte ve böylece isabetsiz açıklamalar yapmaktadır.  

Bu yüzden sosyal ilimlerin teori ve metotlarında ciddi bir “içe bakış” ve insan tutum ve davranışlarını harekete geçiren değerlerin (inanç, ahlak ve gelenek)in etkin olmasına ihtiyaç vardır.

Günümüzde, sosyal mühendislik mantığı içerisinde çalıştırılan sosyal ilimler, toplumları incelerken, “ard niyet” ile hareket edip, onların zaaflarını bularak, kendi ideolojik ve politik gayeleri için “araç olma” görevi”ni yerine getirmektedirler.  İnsanlığın, kendi varlık ve geleceğini çözebilecek ahlaki bir metod, sosyal bilimi de hakettiği seviyeye taşıyacaktır.

Prof. Dr. Sami ŞENER

Yorumlar

  1. Alaaddin YANARDAĞ dedi ki:

    Siz değerli hocalarımız sosyolojiyi bize normatif olmayan bir disiplin olarak öğrettiniz oysa ahlâk normatiftir sosylojiyle içiçe olursa sizin de dikkat çektiğiniz gibi bu durum sosyal mühendisliğe yol açmaz mı diye düşünüyorum. Üstelik yakın tarih Ideolojik sistemlerin tahribatı ile doluyken bu konu bana biraz müşkil göründü saygılarımla