“Rabbimiz ilkelidir biz de ilkeli olmalıyız” II

Allah’ı es-Selam İsmi ile Nasıl Anabiliriz?

Yaradan es-Selam’dır. Yani barışa erdirendir. Rabbimizi anmak, çokça anmak konumunda olan bizler de Rabbimizi es-Selam ismi ile anacak yani bizde onun gibi insanları barışa yönelici ve yöneltici olacağız. Rabbimiz es-Selam’dır. Ama bize de “Ey iman edenler! Topluca Silm’e/Selam’a girin, barışa koşun…” buyurur.

Biliyorsunuz Müslümanlar söze es-Selam, yani Selamün aleyküm diye başlarlar. Anlamı şudur:

Selam verdiğim ey kardeşim beni barışsever bir insan olarak bil ve gör, ben senin için barışseverim. Sana Rabbimden barış içinde bir yaşam diliyorum.”

 Muhteşem üstü muhteşem bir selam. Söze barışla başlamak bütün peygamberler ve kutsal kitapların özeti anlamına İslâm’a özgüdür. Tevrat’da da es-Selam sözcüğü vardır. Tevrat da bile Selam veriş şekli es-Selam’dır. Yani barış dileme sözcüğü ile selam verilir. Bu sebeple günaydın ve benzeri ifadeler, selamün aleyküm yerine geçmez. Müslümanlara yalnızca selamünaleyküm diye selam verilir.

Sevgili kardeşlerim, aziz Peygamberimiz Medine-i Münevvere ’ye hicret ettiği zaman onu karşıladılar. Peygamberimiz Müslümanlardan, Putperestlerden ve Yahudilerden müteşekkil karşılayıcılara yaptığı ilk konuşmada, verdiği ilk öğütlerde şöyle buyurur:

“Ey insanlar aranızda barışı yayın. Çevrenizdeki insanlara yedirin. Akrabanıza ziyaret ederek, hakka çağırarak, yardımcı olarak sıla yapın. İnsanlar uykudayken kalkın Rabbinize ibadet edin ki Rabbinizin Cennetlerine giresiniz.”

Görüldüğü gibi Onun şlk öğütlerden biri barışın yayılmasıdır. Sevgili kardeşlerim barış yoksa İslâmi bir hayat yaşanamaz. Barış, İslâmi bir hayat için elzem üstü elzemdir. Barış, ekonomi için de gereklidir. Siyasi istikrar için de gereklidir. Barış, her şeydir. Havadır, sudur. Rabbimiz es-Selam’dır. Biz de Onu bu vasfı ve emri gereğince barışsever olacağız.

Allah’ı el- Mümin İsmi ile Nasıl Anabiliriz?

Allah el-Mümin’dir, güven verendir. İslâm dinine iman eden de mümindir. Allah el-Mümindir. Kendisine inanan, yasalarına iman edenleri ebedi azaptan kurtaracağı güvenini verendir. İslâm dinine inanan da mümindir, o da imanı ile nefsini ebedi cehennem azabından koruyan ve de insanlara karşı güven verendir. Güven verici olmak öylesine olmazsa olmaz bir vasıftır ki Peygamberimiz onu gerçek Müslümanın gereği görür ve şöyle buyurur:

“Sizin en hayırlınız kendisinden hayır ümit edilenlerinizdir. Bir de zarar gelmeyeceği konusunda kendisine  güven duyulanınızdır.”

Bir kişi kendisine güven duyulamıyor ise, kendisinin imanını sorgulamalıdır. Arkadaşlarımız da, müşterilerimiz de, işçilerimiz de, işverenimiz de bizi güvenilir insan bilmelidir. Peki ne yapacağız?

el-Mümin olan Rabbimizi nefsimize ve çevremize güven vererek zikredeceğiz.

Allah’ı er- Rahman İsmi ile Nasıl Anabiliriz?

Allah er-Rahman’dır. Rahmeti ile kuşatandır. Biz de merhametli olacağız. Aşırı övgü yok, yalakalık yok, aşağılamak yok ama merhametli olmak vardır. Hicr sûresinde bize; “Müminlere merhamet kanatlarını ger.” buyrulur. Müminler ayrıcalıklıdır. Fakat sadece müminlere değil, zalimleşmeyen bütün insanlara merhametli olacağız.

 Peygamberimiz “Siz birbirilerinize merhamet etmedikçe gerçek Müslüman olamazsınız.” şeklinde öğüt verince sahâbiler, “Ya Resulellah, biz birbirimize merhametliyiz” derler, Peygamberimiz de şu açıklamayı yapar:

 “ Ben birinizin kendi arkadaşına, dostuna merhametinden söz etmiyorum. Bütün insanlara karşı merhametli olmaktan söz ediyorum.”

Sevgili kardeşlerim merhamet sevgidir, merhamet acımadır, merhamet yardımdır, merhamet korumadır.

Bu topraklarda biz Hristiyanlarla, Yahudilerle böyle yaşadık. Beş asır önce Hristiyanlar Endülüsü /İspanya’yı Müslümanlardan geri alınca Müslüman’ları ve Yahudileri kılıçtan geçirmeye başladılar. Osmanlı Padişahı II. Beyazıt’ın gönderdiği gemilerle Yahudiler Osmanlı ülkesine taşıdı. Bundan 25 yıl kadar önce Yahudiler topraklarımıza getirilişleri ve yaşamlarını kesintisiz sürdürülüşlerinin 500. yıl dönümünü kutladılar. Ben İspanya’ya gittim. 500 sene öncesinden intikal etmiş bir tek Müslüman aile yok. Neden? Biz Rabbimizin er-Rahman ismi çizgisinde geniş bir Rahmet kaynağı olmuşuzdur. Çünkü bütün coğrafi mekânlar Allah’ındır.

Biz sadece onlara değil,  hayvanlara da merhamet göstermişiz. Peygamberimiz “Can taşıyan varlıklara merhamete ecir vardır.” buyurdukları için biz en güzel mabetlerimizin gövdesine kuşlar için yuvalar yapmış, hasta kuşlar için tedavi yaptıracak vakıflar kurmuşuz.

Allah’ı el- Adl İsmi ile Nasıl Anabiliriz?

Allah el-Adl’dir. Adaletin kaynağı ve emredicisidir. Biz de adaletli olacağız. Allah’ı anmak budur. Elimize teşbihi alarak Allah Allah diyebilir, kendimizi ruhsal olarak mutlu edebiliriz. Ama bunun hukuki ve sosyal adalete muhtaç olan insanlara ne faydası olabilir? Biz Allah’ı anmayı, adalet vasfıyla anmak bu vasıftan kaynaklanan emirleri ve yasaklarını fiilen uygulamak şeklinde anlayacağız. Rabbimiz Kur’ân’da kendimizin ve ana-babamızın aleyhine de olsa bize adaleti emretmiyor mu? Kendilerine düşmanlık beslediklerimize de adalet göstermemizi emretmiyor mu?

Müslüman Hayvan da Öldüremez

Müsüman zulmederek değil bir insanı bir hayvanı dahi öldüremez. Hatta bir ağacı kesemez. Fayda sağlamayacaksa bir bitkiyi bile telef edemez. Çünkü hayvanların da ağaçların, bitkilerin ve çiçeklerin de bir duygu dünyası vardır. Müslümanın sahip olması gereken incelik bir başkadır.

Siz hiç bahçenizdeki, saksılardaki güllerle karşılıklı sevgi alışverişinde bulundunuz mu? Ağaç dallarının yapraklarını hiç okşadınız mı?

Her bir varlık Yaradan’ı zikrettiğine göre duygu dünyası vardır. Kur’ân ve Sünnet’e göre duygusu olmayan varlık yoktur. Gök ağlar, yer ağlar hayvanlar da sever ve sevilir . Aramızdan sık sık zalimler çıkıyor. İnsanlar Yaradan’ın koyduğu ölçülerden kopunca, yaradılış düzenlerini koruyamadıklarında onlar duygularını yitiriyor.

Allah’ı el- Berr İsmi ile Nasıl Anabiliriz?

Allah el-Berr’dir, iyilik yapan, iyilik üretendir. Rezzak sıfatı ile Allah ihsanlarını yağdırıyor, toprağın bağrındaki, okyanusların derinliklerindeki canlılara rızıkları gönderiliyor

Tatlı bir çift söz, güleç yüz, az da olsa verme, aracı olma, kişilere yarayan işler yapma hep iyiliktir. İyilikte zirve nokta sevdiklerimizden vermektir. Rabbimiz bize bunu daöğütlüyor:

“Sevdiklerinizden vermedikçe, Allah’ın rızasını kazandıracak vericilerden olamazsanız. Verdiklerinizi Allah bilicidir.” (Al-i İmran 3/92)

Allah’ı el- Muhsin İsmi ile Nasıl Anabiliriz?

Sevgili kardeşlerim Allah el-Muhsin’dir.

“Her yaptığını güzel yapmıştır.

 Güzelliği emretmektedir.

 İşlerini güzel yapanları sevdiğini de bildirmektedir.” (Secde 32/7; Bakara 2/195; Al-i İmran 4/133)

Peygamberimizin diliyle ifade edersek “Allah kendisini görür ve onun tarafında görülür şekilde yapmamızı “emir buyurduğu için biz de her işimizi güzel yaparak onu anacağız. Allah çokça anmanın bir anlamı da budur.

Allah’ı el-Afuv, el-Ğafûr, es-Sabûr, el Vedûd ve el- Velî İsimleriyle Nasıl Anabiliriz?

Kullarına karşı affedicidir, bağışlayıcıdır. Sabırlıdır. Cezaları erteleticidir. Biz de yaşam ilkelerimizi belirlerken Rabbimizi bu sıfatları ile anacak ve bu sıfatlardan kaynaklanan emirleri çizgisinde davranmaya çalışacağız. Çünkü Rabbimiz böyle istiyor. Mesela Nûr sûresinde şöyle buyrulmaktadır:

“…Onlar affedici olsunlar, hataları başa kakıcı olmasınlar, siz Allah’ın sizi affetmesini istemez misiniz? Allah da bağışlayıcı ve merhamet sahibidir.”

Sevgili kardeşlerim mükemmel insan yoktur. Mükemmellik Allah’a özgüdür. Herkes de kusur ve herkes de eksiklik olur. Eğer affedici olmazsak, eğer sabırlı davranamazsak kendimize zora sokmuş oluruz. Çevremize bir sevgi halesi oluşturamayız.

Allah el-Vedûd’dur

 Allah el-Vedud’dur, sevendir, sevilendir. Biz de seven ve sevilen olmalıyız. Seven ve sevilen olabilmemiz için de nefsimiz için sevdiklerimizden insanlara vermeli, nefsimiz için istemediklerimizi diğer insanlara yapmamalıyız. Bakınız Peygamberimiz ne buyuruyor:

“Kim cennete yakın ve cehenneme uzak kalmayı istiyorsa Allah’a iman üzere can vermeye baksın bir de kendi nefsi için istediğini diğer insanlar için istesin, kendi nefsi için istemediğini diğer insanlar için deistemesin.” (İ.Kesîr, Al-i İmran 3/185)

Allah el-Velî’dir

Allah müminlerin velîsidir yani dostudur, yardımcısıdır ve onların işlerini üstlenendir. (Bak. Al-i İmran 3/58)

Sevgili kardeşlerim Allah diğer bütün insanlara merhametlidir, adaletlidir , iyilik perverdir ama yalnızca müminlerin Velîsidir, gerçek müminler olan müttekilerin velisidir. (Casiye 45/19) Biz de müttekı müminlere velî olacağız. Onu zikretmenin anlamı budur.

Maide sûresinin 55. âyetinde şöyle buyrulur:

“Sizin veliniz Allah’tır, onun Peygamberidir, bir de namazlarını kılan zekâtlarını veren ve de Onun buyruklarına buyun eğen müminlerdir.”

Aziz kardeşlerim namaz ve zekât hakka ve halka yönelik görevlerimizi sembolize eder. Akil baliğ olduktan sonra mutlaka ve mutlaka namaz kılınmalı, şartları oluştuğunda mutlaka zekât verilmelidir.

 Hakka ve halka karşı görev üstlenmeyen kişi müminlere velî olamaz. Müminlerin güvenin kazanamaz. Müminlerin seçebileceği kişilerden olamaz. Müminlerin kendilerini hukuken temsil yetkisini vereceği kişi olamaz. Çünkü namaz ve zekât yoksa kişi gerçek mümin olamaz

Özetlersek

Özetlersek bütün nimetler Mevla’mızdandır. Ona hamdimizi arttıracağız. Hiç kimseyi aşırı övmeyecek, hiç kimseye yalakalık yapmayacak ve nefsimizi yücelik makamına oturtmayacak ve hiç kimseyi de aşağılamayacağız.

Peki ne yapacağız? İlkeli olan Rabbimizin kendi zatına görev kıldığı ve isim-sıfatlarının gerektirdiği ilkeler çizgisinde barışsever, adaletli, merhametli, iyilikperver, affedici ve sabırlı olacağız…

Yüce Rabbim cümlemizi razı olacağı çizgisinde yaşayacağı kullar zümresine ilhak buyursun.

Hepinize hayırlı ömürler diliyorum aziz kardeşlerim…

Ali Rıza Demircan

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here