
Ramazan…
Paylaşmanın arttığı, sofraların kalabalıklaştığı, kalplerin yumuşadığı bir ay. İhtiyaç sahiplerinin gözetildiği, zekâtın, fitrenin, sadakanın bereket olduğu; merhametin ticaretten daha kıymetli sayıldığı müstesna zamanlar…
Fakat son yıllarda Ramazan, sadece maneviyatın değil fiyat etiketlerinin de yükseldiği bir döneme dönüşmüş durumda.
Etiketler değişiyor, rakamlar artıyor, ama değişmeyen bir şey var:
Maneviyat ayı ile fırsatçılık ahlakı arasındaki derin çelişki.
Ekonomistler bunu “mevsimsel talep artışı” olarak açıklıyor.
Ramazan’da gıda tüketimi artıyor, sofralar zenginleşiyor, insanlar daha fazla alışveriş yapıyor.
Ama mesele sadece arz-talep dengesi değil.
Çünkü:
Aynı ürünler bir ay önce daha ucuz
Aynı raflar bir ay sonra daha sakin
Aynı tedarik zinciri yılın diğer zamanlarında “normal” işliyor
Ramazan gelince ise:
Kolonya, hurma, et, tatlı, bakliyat, pide…
Hepsi bir anda “maneviyat zammı”na uğruyor.
Bu durum toplumda artık yeni bir kavram doğurdu:
Elbette ticaret yapılacak.
Elbette esnaf kazanacak.
Elbette piyasa şartları işleyecek.
Ancak Ramazan, sıradan bir ticari dönem değildir.
Bu ay:
Açın halini anlamak
Paylaşmayı artırmak
Nefsi dizginlemek
Kazancı değil, bereketi büyütmek
için vardır.
Fakat bazı işletmeler için Ramazan:
“Daha fazla nasıl kazanırım?” ayına dönüşüyor.
İşte tam burada ahlaki bir kırılma yaşanıyor.
Çünkü Ramazan’ın ruhu:
❌ Fırsatçılığı değil
✅ Fedakârlığı büyütür
❌ Stokçuluğu değil
✅ Paylaşmayı artırır
❌ Kazancı maksimize etmeyi değil
✅ Bereketi çoğaltmayı öğretir
Tüketici davranışları da bu döngüyü besliyor.
Vatandaş düşünüyor:
“Ramazan’da lazım olacak, şimdi alayım.”
Satıcı düşünüyor:
“Nasıl olsa talep yüksek, fiyat artışını kimse fark etmez.”
Sonuç?
🔁 Karşılıklı güvensizlik
📉 Ahlaki aşınma
💔 Maneviyatın ticarete kurban edilmesi
Ramazan sofraları büyürken, toplumsal vicdan küçülüyor.
Oruç sadece aç kalmak değildir.
Oruç:
Empatidir
Nefis terbiyesidir
Hırsı dizginlemektir
Dünya malına mesafe koymaktır
Ama ironik bir tablo ortaya çıkıyor:
Gündüz açlığın sabrını yaşayan toplum,
akşam iftarında zamlı sofralarla karşılaşıyor.
Bu çelişki Ramazan’ın ruhuna zarar veriyor.
Çünkü açın halini anlaması gereken toplumda,
bazıları açın sofrasından kazanç devşiriyor.
Her Ramazan öncesi manşetler benzer:
“Fahiş fiyat denetimi”
“Etiket kontrolü”
“Stokçulara ceza”
“Fırsatçılara operasyon”
Fakat birkaç zincir markete kesilen cezalar,
sorunun kökünü çözmeye yetmiyor.
Çünkü mesele:
📌 Hukuki olmaktan çok
📌 Ahlaki bir mesele
Yasa korkusu geçicidir.
Vicdan sorumluluğu kalıcıdır.
Eskiden Ramazan gelince:
Fırıncı pideyi ucuza verirdi
Manav askıda meyve bırakırdı
Esnaf “bereket ayı” diyerek indirim yapardı
Zenginler fakirleri gözetirdi
Bugün ise:
“Ramazan paketi” adıyla pahalı koliler
“Özel seri” etiketiyle zamlı ürünler
“Sınırlı stok” bahanesiyle artırılan fiyatlar
Yani:
Ramazan paylaşım ayı olmaktan çıkıp
pazarlama kampanyasına dönüşüyor.
Bu tabloyu değiştirmek mümkün.
✔️ Sıkı ve sürekli denetim
✔️ Şeffaf fiyat politikaları
✔️ Tüketici bilinçlendirme
✔️ Yerel esnaf dayanışması
✔️ Belediyelerin uygun fiyatlı satış noktaları
✔️ Sivil toplumun ahlaki farkındalık kampanyaları
Ama en önemlisi:
Ramazan’ı kazanç mevsimi değil,
vicdan mevsimi olarak görebilmek.
Ramazan; midelerin değil, kalplerin terbiye edildiği aydır.
Eğer bu ayda bile:
Açın hakkı gözetilmiyorsa
Sofralar ticarete kurban ediliyorsa
Maneviyat kazanca feda ediliyorsa
Ortada sadece ekonomik değil,
ahlaki bir enflasyon da var demektir.
Ve belki de asıl tehlike budur:
Fiyatların yükselmesi değil,
vicdanların ucuzlaması…
İSLAMİ HABER “MİRAT”